Teoman Alili’den Yugoslavya Dersleri

Cazim GÜRBÜZ

Cok soruldu o kaygı yüklü soru. Sorulmakta da... “Türkiye Yugoslavya olur mu?”
Dünya yansa, bir tutam otları yanmayanlar, “olmaz” dediler kaygısızca. İki dilden, iki bayraktan, kolektif haklardan, Türklükten arındırılmış anayasalardan söz edenleri görenler, “Olur mu olur arkadaş, tedbirli olmak gerek” diye düşündüler derin derin, seslendirdiler bu derin düşüncelerini.
Peki Yugoslavya’da neler olmuştu, hangi oyunlar oynanmış, hangi aymazlıklara düşülmüştü de, bu koca ülke paramparça olmuştu? Bunun yanıtını Teoman Alili’nin Kaynak Yayınları arasından yeni çıkan “Yugoslavya Dersleri” adlı eserinde buluyoruz.
Banu Avar’ın sunuş yazısı yazdığı kitapta, Alili, Yugoslavya’nın kuruluş tarihini anlatıyor önce. Sonra tek kutuplu dünyaya ve  “Yeni dünya düzeni” ne geçişteki sancıları, ihanetleri, oyunları açıklıyor. Öyle dersler dolu ki bu kitapta, dersler demek az gelir,  “ibret dersleri”  demek daha doğru.
Bu kitabın önemli bulduğum yerlerinden özetler aktarıyorum kaygıyla:
-Yeni Dünya Düzeninin merkezi, Belgrat.
-Yugoslavya’da Markoviç, Türkiye’de Özal, ne anlama geliyor? Özelleştirme ve etnik sendikacılığın sonu.
-İç savaşlar, kışla savaşları, dünya şampiyonu basketbol milli takımı bile bölündü.
-ABD ve İsrail, Yugoslavya’nın bölünmesi için silah sağladı.
-Karadziç’in yargılanmayacağına dair CIA güvence vermişti.
-Soros’un Otpor çocukları. Otpor’a sonra ne oldu?

Mehmet Akif, İstiklâl Marşı’nı ilk kime okudu?

Hep böyle biliriz: “Mehmet Akif, İstiklal Marşı’nı ikametine ayrılan Tacettin Dergâhı’nda yazdı, o Tacettin Dergâhı müzedir şimdilerde işte bundan dolayı”. Bu bilgide bazı yanlışlıklar ve eksiklikler olduğunu, değerli gazeteci Orhan Karaveli’nin “Bir Ankara Ailesinin Öyküsü” (Doğan Kitap) adlı kitabından öğrendim. Mehmet Âkif Bey’e o yeri sağlayan ve kalması için ısrar eden, Karaveli’nin anne tarafından dedesi Tevfik Hoca (Çiftdoğan) imiş. Önce evlerinde konuk etmişler Âkif’i, gelgelelim bu konukluğun uzamasından rahatsız olmuş, gitmek istemiş Âkif, bunun üzerine cami müştemilatı olan ve imamevi olarak kullanılan bu yerde kalmasını teklif etmiş Tevfik Hoca, kabul da ettirmiş. Tevfik Hoca’nın ailesi, yemek taşırmış bu büyük şair ve dâvâ adamına. Tevfik Hoca’nın 15 yaşındaki kızı Raife yaparmış genellikle bu görevi. Günlerden bir gün, yemek tepsisini bırakıp çıkacakken Âkif  “Dur kızım gitme, sana yeni yazdığım bir şiirimi okuyacağım, bakalım beğenecek misin” der ve okur. Kızcağız şiirin çoğu yerlerini anlamaz ama  “Çok güzel olmuş efendim, elinize sağlık, hepsini siz mi yazdınız?”  der nezaketen. O kızcağız yani Orhan Karaveli’nin annesi, yıllarca  “İstiklâl Marşımızın sözlerini dünyada ilk dinleyenin ben olacağımı nereden bilebilirdim?”  diyecektir çevresine.
Orhan Karaveli’yle Kasım ayında Azerbaycan’a giderken uçakta tanıştım. Mest oldum sohbetinden. Kitaplarımdan takdim ettim kendisine, o da bana bu değerli eserini imzalayarak verdi. Karaveli, baba tarafından da Seymen Başı Halil Efe’nin torunu. Ermeniler tarafından zehirlenince yiğit Halil Efe, 7 yaşında aile reisi olur babası “ceride ceride” diye bağırarak gazete satar. Kurtuluş Savaşı’nın becerikli ve dürüst levazımcısı olur.
Ziyandadır Karaveli’yi okumayan, okuyunuz.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş