Terör ya da devlet kaybedecek!

Özcan YENİÇERİ

İktidar yedi yıldır Kürt vatandaşların PKK’lılaştırılması sürecine hem göz yumdu hem de sessiz kalarak adeta teşvik etti. PKK, devletin çekildiği alanları, ustaca DTP’nin sivil milislerinin şiddetiyle doldurdu. Halk ya DTP/PKK eksenine kayacaktı ya da hayatından olacaktı. Kendisini koruma imkanına sahip olanlar (korucular ve PKK ile arasına kan davası girmiş olan bazı aşiretler) ancak ayakta kalabilmiş, halkın diğer kısmı istemeyerek de olsa PKK’nın arka bahçesi haline gelmiştir.


Öcalan ne isterse o!
Sonuçta iş o noktaya gitmiştir ki, PKK’nın siyasi uzantısı olan DTP’liler kendilerini hukukun, devletin ve yasaların üzerinde görmeye başlamışlardır. Ardından da kapatma davası ve kapatılma gelmiştir. İmralı’daki hükümlü sürekli bir biçimde, DTP’yi kullanarak devleti test etmiştir. İmralı’dakinin amacı kendisini Adadan kurtarmaktı. Bunun için de kendisinin muhatap alınmasını istiyordu. Aslında bütün sokak eylemlerinin, kitle katliamlarının ve pusuların amacı da buydu. Nitekim 29.07.2009 tarihinde bu köşede yayınladığımız yazının başlığını bu nedenle  “Öcalan’ı devletle muhatap etme gayretleri”  olarak koymuştuk. Çok açıktır ki, Kürt halkını temsil ettiğini söyleyenler için  “Kürt sorunu”  demokrasi sorunu değil, Öcalan’ın İmralı’dan çıkarılması sorunuydu. Bu nedenle Habur’dan giriş yapan teröristler,  “Sayın Öcalan istedi, geldik”  demişlerdir. Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan DTP’nin milletvekilleri Diyarbakır’da istifa kararı aldıktan bir süre sonra istifa etmeyeceklerini açıkladılar. Bunu da Ahmet Türk, açıkça milletvekillerinin istifadan vazgeçmesini  “Öcalan’ın isteği”  olduğunu söylemiştir. Olayların özeti şudur: Terörist Öcalan istiyor; sokaklar karışıyor, insanlar öldürülüyor, araçlar yakılıyor. Öcalan istiyor; teröristleri dağdan iniyor. Öcalan istiyor; teröristlerle iç içe olan DTP’liler kendi istifa iradelerinden vaz geçiyorlar. Demek ki Öcalan yalnız ülkenin güvenliğini değil aynı zamanda siyasetini de bloke ediyor. Adam daha ne yapsın? Öcalan’ın etkisi bazı gazete ve köşe yazarlarının kullandıkları başlıklara şöyle yansımış:  “Öcalan gücünü gösterdi, biz ne yapacağız?”,  “Açık seçik İmralı”, “Öcalan Meclise döndü”,  “İpler Öcalan’da” .


Gerçeklerden kopuk iktidar!
“Açılım Açılım” diye yırtınanların bu gerçekleri görmezlikten gelmeleri ilginçtir. ’Eşi benzeri olmayan bir model ile açılım yapacağız’diyenlerin bu anlamda gerçeklerden -en azından Öcalan’ın rolünü görmezlikten gelerek- ne kadar kopuk olduğunu bu gelişmeler kanıtlamıştır. Çok açıktır ki, İmralı’daki örgüt başı şiddeti ve siyaseti kullanarak devlete diz çöktürmeye çalışmaktadır. Bugün yalnız Kürt halkı değil, Kürtler adına siyaset, ticaret ya da sanat yapanların tamamı da Öcalan’ın örgütlediği şiddetin rehinesi halindedir.


Diz çökmek ya da çökmemek!
Devletin, terörist önünde diz çökmesi istenmiyorsa, iktidar terör sorununu gerçekten çözmek istiyorsa; öncelikle Öcalan’ın bölgedeki, ülkedeki ve sınır ötesindeki şiddet tekeli yok edilmelidir. Kısacası Kandil söndürülmelidir. Kürtler, Öcalan’ın rehinesi olmaktan kurtarılmalıdır. Alttan alarak, göz yumarak ya da Öcalan’la sonu olmayacak pazarlıklar yaparak çözüme ulaşılamaz. Sorun diz çökmek ya da çökmemek noktasına gelip dayanıyor. Ya devlet gerekeni yapacak ve terörizme bütün bağlantılarıyla birlikte diz çöktürecek ya da kendisi terör önünde havlu atacak. Bunun başka yolu yoktur...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş