Terörist saldırılar ve iktidarın basiretsizliği

A+A-
Özcan YENİÇERİ

Deprem olmadan, baraj çökmeden, yangın çıkmadan önlem almak aklı başındaki her yönetimin düşünmesi gereken ilk şeydir. Çünkü tedbir almanın maliyeti telafi etmenin maliyetinden çok daha azdır. Tedbir insanların doğru yer, doğru zaman ve doğru davranış içinde olmalarını gerektirir.
Konu insan hayatı olduğunda zamanında tedbir almak, proaktif ve basiretli düşünmek zorunluluk halini alır. Vatanın sınırını ya da insan hayatını korumada ihmalin gerekçesi olamaz. Konu ülkenin bağımsızlığı, egemenliği, varlığı ve geleceği ise kimsenin esnemeye hakkı olmadığı bilinmelidir. “Su uyur düşman uyumaz” sözünün gelenek haline gelmesinin nedeni budur.
Terör önceliklidir!
Türkiye’ye yönelik olarak yıllardır süren dış destekli bir terör var. Binlerce insanımızın kanına girmiş olan vahşi bir terör. Ülkede can ve mal güvenliğine büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Ülkenin tepesindeki yöneticilerin birinci işi (Gazze’den, Suriye’den, İran ile nükleer takas vb. daha öncelikli) terörü önlemek ve yok etmektir.
İktidarların görevi bugün yapıldığı gibi, gerçekleşen terörist eylemlerin sonucunda şehit yakınlarını teselli etmek, toplantılar düzenlemek, halka güven telkin eden konuşmalar yapmak değildir. Hele hele muhalefete ver yansın etmek hiç değildir. Suçluluk psikolojisi içinde bağırıp/çağırmak sorunu çözmüyor. Eylemler gerçekleşip, şehitler verdikten sonra tedbir düşünmek de bir işe yaramıyor. Yetkililerin terör karşısındaki tavırları yağmur yağdıktan, ıslandıktan sonra şemsiye açanların tavrına benziyor.

Baskından sonra toplanmak!
Şemdinli baskını sonrası, daha önceki baskınlar sonrasında yapıldığı gibi adı ve sanı büyük olan toplantılar yapıldı. İstihbarat birlikteliği için koordinasyon, Barzani, Irak ve ABD’yi durumun vahametine uygun tavır almak gibi bazı önlemler sıralandı. Cumhurbaşkanı TBMM’de grubu bulunan partilerin genel başkanlarıyla görüşmeler yaptı. İktidar partisinden “sınır değiştirme” önerisi geldi. MGK terör gündemiyle toplandı.

Barzani, Türkiye’ye niçin çağrıldı?
İşin bir de Barzani’nin Türkiye’ye çağrılmasıyla ilgili yanı var. PKK, Barzani’nin resmen kendisine ait saydığı arazide barınıyor. PKK’lılar Barzani’nin köylerinde kalıyor ve köylülerinden yardım görüyor. Hastanelerinden yararlandığı biliniyor. PKK’nın silah, cephane, para, insan dahil her türlü ihtiyacını karşılamasına Barzani gönüllü ya da gönülsüz olarak göz yumuyor. Fiili durum budur.
Gerçek orta yerde dururken AKP iktidarı, Barzani yönetiminin başkenti olan Erbil’de Başkonsolosluk açıyor. Barzani’yi Türkiye’ye çağırıyor. En üst düzeyde karşılıyor. Türkiye’ye yaptığı bu ziyareti Erbil’e döndüğünde anlatan Barzani, “Eskiden ne Kürdistan’ın ismini ne de Kürdistan bölgesini tanıyorlardı. Türkiye Başbakanı ile görüşmemde Erdoğan Kürtçe olarak bana ” Be Erbin “ (Hayırlı olsun) dedi” diyor. Türkiye Dışişleri Bakanı’nın da Barzani’ye “Mesut Abi” dediği biliniyor.
Barzani’nin Türkiye’den gitmesinin hemen ardından PKK’nın saldırıları geldi. Bu durumda Barzani’nin “Türkiye’ye niçin çağrıldığı?” sorusu kafalara takıldı. Barzani, bölgesinde barındırdığı PKK’lı teröristlere diş geçiremiyorsa, Türkiye onu tanıyacak tavır içine niçin giriyor? Eğer Barzani’nin kendi bölgesinden PKK’yı çıkaracak gücü var da çıkartamıyorsa, o zaman kendisi Türkiye’ye karşı hasmane tavır içinde demektir. Bu durumda Barzani’nin Türkiye çağrılması için hiçbir neden de yoktur!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları