Terörle müzakere ve muhalefet

A+A-
Mustafa ERKAL

Son 3 ayda 50’den fazla örgüt elemanını kaybeden ırkçı ve katil terör örgütü yeni eylemlerle varlığını sürdürmeye çalışmaktadır. Diyarbakır Lice’de 13 Mehmetçiğin şehit edilmesi herhalde Sn.Cumhurbaşkanı’nın “güzel şeyler olacak” kehanetine girmemektedir.
Son 8-9 senedir yavaş yavaş terörle mücadeledeki kararlılık zedelenmiş, terörle mücadele onun bunun iznine tabi hale gelmiştir. Türkiye’nin terörle mücadelesinin adresi Irak’ın kuzeyidir. Türkiye ise bunun tersini yapmış, terörle mücadeleye ABD gölgesi düştüğünden Barzani ile olmayacak yakınlıklar kurmuştur. Türkiye ve Irak’ın kuzeyi ortak bir ekonomik bölge olarak düşünülmüş, bölgenin kalkındırılması için akılsızca teşvikler yapılmıştır. 27 Mayıs ve 12 Eylül müdahalelerinin intikamını askerden almakla uğraşan gaflet içindeki bazı siyasiler öc alma yarışına girmiş, askeriyle bizzat mücadele ederek başkalarına askerlik yapmışlardır. Terör örgütünün elinde silah var diye terör örgütünü hedef alanlar, bu örgütün siyasi kolu ile gizli-kapaklı pazarlığa girmişler, ekranlarda burnunu karıştıran, göbeğini kaşıyan bir caniyi demokratikleşme hayali içinde muhatap almışlardır. Malum partiye neredeyse rica ile yemin ettirilmeye çalışılmaktadır.
Hakkâri’nin Yüksekova’sı adeta kurtarılmış bölge haline gelmiştir. Polis memuru Metin Batak, Uzman Çavuş Yasin Ak, Uzman Çavuşlar Yalçın Bozok ve Durdu Çapar, Polis Memuru Engin Açıkgöz, kardeşleri Sabri ve Sadi Açıkgöz, İmam Aziz Tan, Uzman Çavuşlar Yahya Karakaya ve Murat Kozanoğlu aynı yerde şehit edildiler. Üstelik Kıbrıs’ta şehit düşen Pilot Yüzbaşı Cengiz Topel’in ismini taşıyan caddede... Katiller ellerini kollarını sallayarak ortada geziyorlar. Bazen kravat takıyorlar, bazen de poşi... Sorumlu siyasiler ise, katilleri daha da cüretlendirecek “açılım” projeleriyle uğraşıyorlar. Terörle mücadele edenlerle mücadele edilen bir dönem yaşıyoruz. Seçmen, %49,9 reyin şimdi sonuçlarını almaya başlıyor.
Bütün olup bitenler karşısında bir çok STK sessizliğini koruyor. Aslında ülkemizde bu kapsamda yer alan bir çok dernek ve vakıf, ya yerli ya da yabancı resmi kanalların, vakıf ve kamu kuruluşlarının güdümünde faaliyet gösteriyor. Dıştan kumandalı kuruluşların başında Soros’a bağlı bazı dernekler var.
Yerli ve millî çizgideki derneklerin bir bölümü sivil hareketin anlamını ve önemini kavramış değil. Bazı derneklerimiz her gelen iktidara yaranmayı hüner zannediyorlar ve kısmetlerini arıyorlar. Millî çizgideki kuruluşlarla irtibat kurmaktan çekiniyorlar ve göstermelik bir dergi önsözüyle işten sıyrılmaya bakıyorlar. Gerek halk oylamasında, gerek Türkiye’yi Türkiye olmaktan çıkaracak Anayasa değişikliklerinde Türk Ocağımızın Türklerinden ses duyamadık. Tarihi şan ve şerefle dolu bu kuruluşumuzun tavrı bizim gibi Türk Ocaklı olan herkesi üzmektedir.
Basından öğrendiğimize göre İstanbul’da yayınlanan tek Rumca gazete Yunanistan’daki ekonomik kriz dolayısıyla yayınına ara vermek durumundayken imdada Bilgi Üniversitesi yetişmiştir. Bir dönem dıştan kumandalı Ermeni konferansı Boğaziçi Üniversitesinde yapılmak istenmiş, konuşmacısından dinleyicisine kadar tek taraflı düzenlenen bu toplantıya birçok STK ve haysiyetli milliyetçi aydın tepki göstermişti. Mahkeme kararıyla toplantı iptal edilince boşluğu Bilgi Üniversitesi doldurmuş, toplantı orada yapılmıştı. Toplantıyı iptal eden hâkim ise Elazığ’a sürülmüştü. Bunlar yarın Taksim meydanında krizdeki Yunanistan için yardım toplarlarsa şaşmayalım.
TBMM’de yemin krizi gerçekten bir demokrasi sınavı idi. CHP’nin yemin edip etmemesi sadece bu partinin iç meselesi gibi gözükse de, konu daha geniş boyutluydu. Yeminin yapılıp yapılmaması halleri artı ve eksileriyle tartışılabilir. Malum partinin demokrasiyle bağdaşmayan ırkçı talepleri ve devlet karşıtı tavırları dolayısıyla yalnız bırakılması uygundu. Ancak , şu iyi anlaşılmalıdır ki, hiçbir ciddi demokraside rejimi ve demokrasiyi sürdürmenin, ona bağlı olmanın bütün sorumluluğu muhalefetin değildir. Fedakârlık ve uzlaşı eğilimi herkesce paylaşılmalıdır. Bu sorumluluk ve görev iktidarı da bağlar. Muhalefetin uzun süredir dikkatimizi çeken bu tek taraflı fedakârlık ve rejimin önünü açma eğilimi tekrar düşünülmelidir. Bugün Türkiye’de bütün kurum ve kurallarıyla gerçekten işleyen bir demokrasiden bahsedilebilir mi? Karşınızda demokrasi terbiyesi almış, onu içine sindirmiş, çoğunlukçu değil, çoğulcu bir demokrasiden yana, siyasi nezaket nedir bilen bir siyasi kadro var mıdır? Bilhassa 12 Haziran Genel Seçimleri sonrası yeni durum değerlendirmelerine ihtiyaç vardır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları