Tersine Türkiye

A+A-
Altemur KILIÇ

Başbakan Erdoğan, YGS skandalını haber yapanlar ve olayı tahrik edenler bunun “bedelini ağır öderler” demiş. “Vicdanen mi, hukuken mi?” sorusuna da cevabı: “Hukuken de olabilir yani, belli olmaz”! Yan “devr-i sadaretlerinde”  ülkenin üzerindeki  “Damokles kılıcı”  şimdi medyanın üzerine çevrilmiş! Acaba yanaşmalarının, yalakalarının “dokunulmazlıkları” mı var?..
Huzurunda “ayağa kalkmamak”  cesaretini gösteren Korgeneral Engin Alan da “bedelini ağır ödemiş” , “Balyoz” davasından hapse atılmıştı. Ne var ki, basın-medya pek de tekin değildir. Hatırlatalım, yakın geçmişimizde basına baskı yapanlar, bunun bedelini hak ettiklerinden çok daha da “ağır” ödemişlerdi.

***

İktidar-mutlak iktidar, iktidar sahiplerini pervasız kılıyor. Osmanlıda  Padişahlara hadlerini hatırlatmak için halk Selamlık resimlerinde,  “Mağrur olma Padişahım, senden büyük Allah var” diye seslenirdi.
Erdoğan son günlerde “Tek millet, tek dil, tek vatan, tek bayrak” sözlerini tekrar ediyor. Hidayete mi erdi; yoksaaa şimdi bunu  “zaman ve zemin” mi gerektiriyor?!  Çünkü Erdoğan yakın geçmişte, “Türkler alt kimliklerden biridir. Türkiye Türklerindir demek yanlıştır” demişti!
Erdoğan, şu sıra tarihe “montaj” yapıyor; tarihteki olayları tersine gösteriyor. İsmet Paşa’yı, Hitler’e benzetti... Biz de yeri geldiği için hatırlatalım: Hitler’in ünlü sloganı “Tek millet” , tek rayh (devlet), tek Führer (şef) idi. Erdoğan da şimdi “Yeni Anayasa” ile “Tek adam-tek şef” olmak istiyor. Ne var ki “Yeni Anayasada” Anayasanın “değişmez-değiştirilemez” maddeleri, TC “üniter ulus-devletinin” temel ilkeleri  kaldırılınca ortada  “tek devlet-tek vatan” kalacak mı?.. Ve gene Almanya’daki tarihi bir olayı hatırlatalım: Hitler, pervasız gidişine karşı gelen generalleri Gestaposuna yargısız öldürtmüş, kasap çengellerine astırmıştı. Sonra ne oldu? Velhasıl mutlak iktidarın sonu mutlak hüsrandır!

***


Söz “tek dilden”  açılmışken Erdoğan da, Kılıçdaroğlu da “ana dilde eğitim” vaatlerinde bulunuyorlar. Konu, burada basite indirgenemeyecek kadar önemli ve çetrefil. Ama özetlemeye çalışalım. İnsanların “ana dillerini”  konuşmaları, ana dillerini öğrenmeleri asla yasaklanamaz. Ancak “anadilde öğretim-eğitim” vermek başka. Hem kaç dilde, hangi okullarda? Tek resmi ortak dil, bütün etnik grupların ortak anlaşma dili olmalıdır. Böyle olmazsa resmi dairelerdeki, mahkemelerdeki kargaşayı düşünün. Sadece Kürtçe değil, bütün diğer lehçelerde de bu kural uygulanabilir mi? Türkiye’de etnik gruplara  “demokratik özerklik” vermek kadar imkânsız ve tehlikeli! Bakın iki yüz yıldır “bağımsız” olan Amerika’da birçok etnik grup var. Bu gruplara mensup olanlar, kendi ana dillerini öğrenirler. Çocuklarına “özel olarak” öğretirler, ama orada  “ortak, resmi dil” İngilizcedir! Ve bundan kimse şikâyetçi değil, tartışma konusu da değil! Bütün Amerikan vatandaşları, hepsi  “Amerikalıyım” demezler, “Amerikanım” derler! ABD’nin resmi armasındaki ibare:  “E pluribus unum” , yani “çoktan teke” ! Yani Amerikalılar iki yüz yılda çok sayıdaki etnik gruplardan  “tek millet”  çıkarmayı başarmışlar. Şimdi bizde “birileri” Amerika’yı yeniden, ama ters tarafından  “keşfetmeye”  çalışıyorlar!

***


“Terslik” mi dersiniz.. Akıllara ziyan bir olay. Genelkurmay’dan askeri bölgelerden, çok gizli belgeleri bir şekilde alıp çantalarla çıkardığı fotoğraflarla ve yazdıklarıyla sabit olmuş  “Taraf” gazetesi  “muhbiri”  Mehmet Baransu ve eşinin telefonlarını dinleyen Van Jandarma Komutanlığı’ndaki askerler davanın görüldüğü Van 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hapis cezasına çarptırılmışlar. “Yargının tasarrufu” hem de herkesin telefonlarının, ortamların resmi,  “nim-resmi”, yasal, yarı yasal dinlendiği, her yerde böceklerin dolaştığı, günlerde. Kısacası  “casusların” telefonlarının emniyet güçleri tarafından dinlenmesi yasak. Genelkurmay’dan mal kaçırmaları mübah ve meşru!..

***


Başka tuhaflık mı istersiniz. Hükümetin  Apo ile İmralı’da pazarlık yaptığı iddia edilince, Erdoğan, bunu söyleyenlere “alçak-şerefsiz” demişti;  fakat mesele ayyuka çıkınca “Devlettir yapar; devlet benim” dedi. Son günlerde hükümet adına birilerin Kandil’de eşkıyalarla konuştukları belli oldu. Ayrıntıları ortalığa döküldü. Ama en güvenilir tarafsız merci olması gereken TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, bu gerçeklere rağmen gözlerimizin içine baka baka “Türkiye Cumhuriyeti Devleti hiçbir terör örgütü ile oturup konuşmaz, görüşmez”  diyor. Aklıma Nasrettin Hocanın hikâyesi geldi. Bilenler, bilmeyenlere anlatsın. Ama ben “garik-i bahr-i isyânım” Allah’a sığınıyorum. “Aklım, fikrim sana emanet”  diyorum!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları