TGC Yönetimi’ne açık bildirim

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Taraf, Zaman, Bugün, Yeni Akit ve Birgün gazeteleri ile Cihan Haber Ajansı, Samanyolu Haber TV, Kanal 7, Bugün TV, Kanaltürk TV ve Ülke TV’de çalışan gazetecilerin Kabil’deki helikopter kazasında şehit düşen 12 askerimiz için düzenlenen askeri törene alınmamasını kınadığını bildiren bir açıklama yayınladı! “Akreditasyon sorununun devam ediyor olması talihsizliktir” denilen açıklamada “demokrasinin tahammül rejimi olduğu” anımsatıldı.
TGC Yönetimi, bunca gazetecinin, bunca gazetenin “tahammülsüzlük”le imtihanını seyredip sıra ancak gazeteciliğin “iliştirilmiş” tarafındakilere gelince böyle gür bir sesle ortaya çıkabildiğine göre, “demokrasi”yi “bazı kurumların, bazı kurumlara tahammül göstermesi gereken bir rejim” olarak algılıyor olmalı!

***


Yeniçağ gazetesinde geçirdiğim şu son üç, üç buçuk yıl içinde şahit olduğum sayısız ambargoyu, yok sayma, kapının dışında bırakma, okuruyla arasına barikatlar kurma çabasını hatırlıyorum da...
Kuruluş amacını “gazetecilik mesleğini; mesleğin geleneklerini, ahlak ilkelerini korumak; herkesin bilgi edinme, gerçekleri öğrenme hakkının bir aracı olan iletişim ve düşünce özgürlüğünü sağlamak, gazetecileri meslekleri içinde maddi ve manevi yönleriyle ilerletmek ve yüceltmek” olarak özetleyen TGC bunlardan bir tanesini bile neden kınama gereği göstermedi acaba?
TRT’nin Yeniçağ’a hem de her gün düzenli olarak uyguladığı ambargo “herkesin bilgi edinme hakkı”na saldırı değil miydi? Değil mi?
THY’nin Yeniçağ’ı ısrarla uçaklarına sokmaması da bir tür “akreditasyon sorunundan kaynaklanan talihsizlik” değil miydi? Değil mi?
Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan’ın, bakanların gezilerine davet edilen gazete ve gazetecilerin “kombine bilet dağıtılan taraftar”ı anımsatıyor olması!
Ya Başbakanlığın maliyeti devlet bütçesinden karşılaşanan davetleri?
Hukukçulara saç baş yolduran iddialarla onca gazetecinin hayatı kaydırıldı; TGC, sıra “aynı mahalleden” üç beş kişiye gelene kadar neden sadece “izlemeyi” tercih etti?

***


Sorayım, öğreneyim de öyle yazayım istedim. TGC’yi aradım. Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Özdemir “Başbakan’ın toplantılarına bazı gazeteleri çağırmamasını protesto ettiklerini” söyledi.
Aradım taradım bahsettiği  “protesto” metnini buldum. Demişler ki; “Ulusun bütününü ilgilendiren böyle bir toplantıya başta Cumhuriyet Gazetesi olmak üzere, Sözcü, Yeniçağ , Aydınlık, Birgün ve Evrensel gibi gazetelerle bazı televizyonların çağrılmaması bir eksikliktir. Demokrasi ayıbıdır. Her söyleminde şeffaflıktan söz eden sayın Başbakanın halkın bilgi edinme hakkına saygı göstermesini beklemek hakkımızdır. ”
Şimsi siz benim yerimde olsanız, güler misiniz, ağlar mısınız?
Nedir bu ayrım isyanıyla aradığım kurumdan gelen cevap; “özrü kabahatinden büyük” dedirtiyor okuyunca.
Ne demek “başta Cumhuriyet gazetesi”?
Cumhuriyet’i, Yeniçağ’ın Sözcü’nün Aydınlık’ın, Birgün’ün, Evrensel’in “başına geçiren” ne?
Sözde, yandaş medyanın kayırılmadığını bütün gazetelerin maruz kaldığı “ayrımcılığa” karşı aynı hassasiyetle hareket ettiklerini ispat edecekler!

***


TRT ve THY örneklerini telefonda Özdemir’e de söyledim.  “Genel olarak Türk basınına karşı alınmış bir olumsuz tavra TGC tepkisini gösteriyor. Genel akreditasyon uygulamalarında ters giden bir durum olduğunda yapabileceğimizi yapıyoruz. Ama münferit bir olay olduğunda duymayabiliyoruz, siz de haber verin, bizi zorlayın” diyerek karşılık verdi.
Hoş her gün, düzenli bir biçimde uygulandığı için “Yeniçağ’a ambargo” hadisesi münferit de değil ama onların kitabına uyduralım bakalım işimizi...
Haberdar etmek gerekiyor madem ki, peki...
Buyrun size Yeniçağ’ın açık bildirimi:
TRT, gazete manşetlerini okuduğu haber programlarında Yeniçağ’ı “özellikle” okumuyor. Tek sebebi var:
Çünkü TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin öyle istiyor.
Bakalım TGC, kamuoyunun haber alma özgürlüğünü “keyfi”  biçimde engelleyen bu kurumu ve yöneticilerini, Yeniçağ’a karşı tahammülsüzlüklerinden ötürü “kınayacak” mı?
THY Yeniçağ’a “talep yok” bahanesiyle ambargo uyguluyor. Halbuki bu konuda yalnız CHP ve MHP milletvekillerinin verdikleri soru önergelerini toplasanız “talep rekoru” kırıyor Yeniçağ emsalleri arasında! Bakalım an itibarıyla “haberdar” etmiş olduğumuz TGC Yönetimi, Yeniçağ’a yapılan bu haksız uygulamaya karşı bir tepki ortaya koyacak mı?
İşte TGC’ye siyasi bir organizasyona dönüşmediğini göstermesi için fırsat...
Sonuçta, ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz, öyle değil mi!


 


BASINDAN SEÇMELER


Başbakan’ın tahammül edemediği
o sorunun cevabı Zaman yazarından geldi
NATO işgalini Türkiye ile meşrulaştırıyor

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu yerinde bir soru sordu:  “Bizim Afganistan’da ne işimiz var?”
Cevap şu:  “NATO İttifakı çerçevesinde Türkiye, Afganistan’da da asker bulunduruyor.”  Cevabın destekleyici argümanı emperyal nitelikte: “Küresel oyuncu olmak istiyorsan, dünyanın her yerinde var olmalısın.”
Gurur okşayıcı ama kendi başımıza mı küresel oyuncuyuz, yoksa asıl  “küresel hegemonik gücün bize çizdiği çerçevede” mi hareket ediyoruz? Mesela NATO ve ABD olmadan Türkiye herhangi bir İslam ülkesine asker gönderebilir mi? Ya da İslam ülkeleriyle bir  “İslam barış gücü” oluşturup kriz bölgelerine müdahale etme fikrini ortaya atabilir mi? Elbette hayır.
Bir İslam ülkesinin halkına karşı Mehmetçik savaşmayacağına göre, işgalcilerin safında yer alıp ona lojistik destek sağlamasının anlamı nedir? Dahası işgalci güçler, bin sene İslam’ın bayraktarlığını ve müdafiliğini yapmış bir devletin bakiyesi olan Türkiye’den bir güç bulundurmak suretiyle, işgallerinin ne kadar meşru ve kabul edilebilir olduğunu anlatmaya çalışıyorlar.
(...)
 “Türk askerinin Afganistan’daki varlığı”ndan hem işgalciler hem toprakları işgal edilenler memnun. Böyle bir şey olabilir mi?
Hind yarımkıtası Müslümanları -Hindular, Pakiler, Afganlılar- tenekeler dolusu altın gönderip Anadolu’da İngilizlere, Fransızlara, İtalyanlara karşı verilen savaşın finansmanına katıldılar. Bugün aynı ülkeler NATO adı altında Afganistan’ı işgal etmiş bulunuyorlar ve biz onların safındayız. Afganlılara borcumuzu böyle mi ödeyecektik?
(...)
Türkiye, Afganistan’da yaşanan sivil katliamlara kulaklarını tıkamış bulunuyor... 12 askerimizin içinde bulunduğu  “helikopter kazası”  ise hayli kuşkulu. Daha somut ve detaylı bilgilere ihtiyaç hissettirecek ilginç “bir kaza”  gibi görünüyor.
Evet, bu konuyu tartışmanın zamanı gelmiştir:  “Afganistan’da ne işimiz var?”
Ali Bulaç / Zaman


 


 


Büyük devlet çocuklarını ağlatmaz

Güneydoğu’ya kaç gündür giremiyor...
Gitmiş Afganistan’ı düzeltmeye...
Ayça’nın babası teee Afganistan’da şehit olduğunda, cami avlusunda onun gözlerinden pıtır pıtır küçük yaş damlaları aktığında...
Bu neyi gösterir, elinizi vicdanınıza koyun...
“Büyük devlet olduğumuzu”  diyor...
O zaman çocuklar ağladıkça büyüyorsun...
Hükümet Cumhuriyetimizi yıkıyor...
İktidar devletimizle savaşıyor...
Milletimiz, ulusumuzu yiyor...
Bu “büyük devlet”  mi?..
Büyük devlet olmanın belki de ilk gereği varsa:
Büyük devlet çocuklarını ağlatmaz...
Bari sus...
“Büyük devlet”  falan deme...
Küçük adamlarla büyük devlet olunmuyor...
Bekir Coşkun / Cumhuriyet


 


 


Taha Bey’e müjdem var 

NECİP Fazıl Kısakürek’in 1943’te çıkarmaya başladığı ve çeşitli kesintilerle (yasaklama, kapatma, küçük isim değişiklikleri vb.) 35 yıl boyunca devam ettirdiği Büyük Doğu dergisinin tıpkıbasımları Star gazetesi tarafından ek olarak dağıtılıyor şimdilerde...
Taha Kıvanç (Fehmi Koru), salı günü, Star’da  “Büyük Doğu’ya hasret çekenlere”  başlıklı bir yazıyla gazetesinin yeni uygulamasını övdü.
“Ülkede ‘siyaseten doğru’ olanların tehlikeli saydığı bir dergiyi (Büyük Doğu) yıllar boyu okuyarak kişiliği oluşmuşlardanım ben.
Abdullah Gül de öyle... Tayyip Erdoğan da... AK Parti saflarında yer alan ve yaşları Üstad’ın ufulünden önce onun fikirleriyle tanışmış olabilecek diğer dostlar gibi...”  diyordu Kıvanç.
Heyecanını haklı bulabilirim ama yazısının finalini tuhaf buldum açıkçası.
Kıvanç  “Herhalde benim gibi cumartesiyi iştiyakla bekliyorsunuzdur”  diye bitirmiş makalesini.
Bu dediğimi müjde olarak kabul etsin o zaman.
Büyük Doğu bulunmaz bir dergi değil. Sahaflara gidecek vakit bulunamasa bile internet üzerinden 20 TL verip istediği pek çok eski sayıyı bulabilir. 
Kanat Atkaya / Hürriyet


 


 


Siz kaç kişiyi tahrik ediyorsunuz!..

Nazlı Ilıcak, Sivas katliamının asıl sorumlusunu bulmuş:
Aziz Nesin...
Eğer o, din karşıtı sözlerle Müslümanları tahrik etmeseymiş, kimsenin aklına otel yakmak falan gelmezmiş...
Nazlı Hanım’ın mantığına göre, birisinin sözlerinden tahrik (!) oluyorsanız; onu, hem de birlikte olduğu herkesle birlikte yakabilirsiniz!
İyi de Nazlı Hanım:
Acaba bu tür konuşmalarla siz kaç kişiyi “tahrik”  etmiş olursunuz hiç düşündünüz mü?
Üzerinizden uzak olsun; delinin biri çıkıp aynı şeyi size yapmaya kalkışırsa... Onu bırakıp,  “Canım Nazlı Hanım da çok tahrik ediyordu”  mu diyeceğiz?
Mustafa Mutlu / Vatan


 


 


‘Terörist’ oğuldan ’terörist’ anneye:
‘Benim için üzülme...’

KCK operasyonu kapsamında tutuklanan Vatan muhabiri Çağdaş Ulus’un Odatv davasının tutuklu sanığı gazeteci Müyesser Yıldız’a yazdığı mektubu Mustafa Mutlu yayınladı:
“Sayın Mustafa Mutlu eliyle, Oda TV ‘teröristi’ manevi anneme...
Sevgili Müyesser Anne...
Silivri İnfaz Kurumu’nda beton duvarlar arasında bir başınıza üşüyerek geçirdiğiniz bu kötü günlerinizde bile bana ve ülkeme umut vermeye çalışıyorsunuz.
Aylardır tecrittesiniz! Dertleşeceğiniz, sarılacağınız, yaşama sevinci bulacağınız bir kediye bile hasret kaldığınızı biliyorum. Yine de ana yüreğiyle tüm bu yaşadıklarınıza rağmen, acılarınızı unutup bana, ‘Oğlum’ dediniz. Sonra da ‘ana yüreği’yle beni teselli etmeye çalıştınız.
Çok cesursunuz, çok acı çektiniz ve çekiyorsunuz. Ama ne olur bir de benim için üzülmeyin. En azından ben sizden şanslıyım. Sizin gibi tecrit üstüne tecrit yaşamıyorum. Koğuşumda iki kişi daha var, onlarla iki çift laf edebiliyorum.
Asıl düşünülmesi gereken sizsiniz. Aylardır bir başınıza bulunduğunuz o ‘demir tabut’ta her şeye rağmen direnmeye çalışıyorsunuz! Geçtiğimiz günlerde CHP İstanbul Milletvekili Melda Onur’a yazdığınız mektubu gazetelerde okudum. Mektubunuzda, ‘Hapishanelerde sadece kuş beslenmesine izin veriliyor. Neden kuş da kedi değil? Biz zaten kafesteyiz. Kuşu da kafeste görmek istemiyorum. Bir kedim olsa onu okşar, sever, ondan can alırım’ demişsiniz.
Acaba sizi, beni ve bizler gibi yüzlerce insanı, ‘terörist’ ilan edip, ‘cezalandıran’ kişiler de bu mektubu okudu mu?
Acaba okuyup da; kuşun bile kafes hayatı yaşamasına gönlü razı olmayan birinin, asla ‘terörist’ olamayacağını akıl edebildiler mi?..
Düşüncelerinizi, tavsiyelerinizi ve anne sıcaklığınızı bu ‘terörist oğul’dan esirgemediğiniz için sonsuz teşekkürler Müyesser Anne...
Eminim oğlunuz da sizin gibi bir annesi olduğu için gurur duyuyordur.
Ellerinizden öpüyorum. Özgür bir gelecekte görüşmek umuduyla, kendinize iyi bakın.
Beton duvarlar arasından, sevgilerimle...
Manevi oğlunuz
Çağdaş Ulus / Maltepe 1 No’lu L Tipi İnfaz Kurumu B-9 Alt Koğuş”


 


 


Bağdat Kürt’ü kaybettiği gün aslında ABD’ye yenilmişti. Elbette Kürt Türk’e sırtını dönmemelidir. Ama daha önemlisi Kürt Türk’e sırtını dönüp gitmeye kalksa bile, Türk Kürt’ü omzundan tutup “gidemezsin” demelidir. Mustafa Kemal ve Diyap Ağa olma sorumluluğu sırtımızdadır.
Mehmet Ali Güller / Aydınlık

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları