Timsah açılımını yutmadılar

Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Erdoğan, Oscarlık oyunculuk tekniğine rağmen, ‘duygu’yu karşı tarafa geçirmeyi başaramayınca, referandum öncesi yaptığı ilk provada döktüğü gözyaşları, hesapladığı ‘evet’leri almasına yetmedi.  O ‘Ertuğrul Günay’ dedi; basın ‘Mehmet Haberal’... O, Ulucanlar dedi; medyadan ‘Silivri’ çığlığı yükseldi... O, ‘ülkücü, devrimci’ dedikçe ‘akıncılardan ne haber’ sorusu yayıldı kulaktan kulağa...  O, ‘darbeci’ dedi, manşetler ‘Kenan Evren’i işaret etti; ‘hesap soracağız’ dedi, gazetecilik devreye girdi:  Köşkte ağırlayarak, altlarına Audi çekerek mi?
İşte köşe yazarlarının kaleminden, 12 Eylül’ün neresinden tuttuysa elinde kalan, şehit ailelerinin yasına provokasyon dediğini unutup “timsah gözyaşları”ndan medet uman biçare bir politikacı portresi...


Oscar’a
aday gösteri

Siyaseti bir tür kürsü ve sahne sanatı kabul edenlerin gözünde Başbakan dün Oscar’a aday bir gösteri yaptı! Duygusallığın en koyusu, şiir ve gözyaşı siyasi fetih hamlesinin yine geleneksel malzemesi olarak kullanıldı.(...) Başbakan’ın 12 Eylül’ün mağdurları için otuz yıl sonra bu kadar yoğun biçimde kederlenmesi mantıklı değildir. Hatırladığı zaman üzülmesi mümkündür ama böyle ağlamak?.. Hiç doğal değil. O nedenle samimi olamaz!
Yağmurdan kaçarken....
Başbakan bütün yetenek ve olanakları ile 12 Eylül’deki referanduma hazırlanıyor.
(...) Anlattığı hazin öyküler darbenin çirkin yüzünü sergiliyor. Dinleyenlerin çoğu “Darbe işte böyle bir şey...”  demiştir mutlaka; Acımasız, günahkâr, sevgisiz, hak hukuk tanımaz, yaşama hakkına saygısız...
12 Eylül’ü, darbe dönemini kimse özlemiyor.
12 Eylül’deki referandumda “Hayır” diyecek olanların korkusu, yağmurdan kaçarken doluya tutulmaktır.
Yani askeri darbe gösterip sivil darbe yapmaya hazırlananların tuzağına sürüklenmek...
Ağlarsa anam ağlar
Başbakan’ın konuşmalarını yazan marifetli bir ekip var. Ama yaz sıcağından etkilenmişler herhalde. Dün sabah uyandığımız terör haberleri karşısında Başbakan’a o konuşmayı yaptırmamaları gerekirdi.
Çünkü birkaç saat önce teröre karşı verdiğimiz yedi şehidin mübarek naaşları bile soğumamışken 30 yıl önceki ölümler üzerinden siyaset yapmak hiç yakışık almadı.
Başbakan ağlayacaksa “Kürt açılımı” ile azdırılan bölücü terörünün son kurbanları olan bu 7 Mehmetçik için ağlamalıydı!
Manzara hazin: Başbakan oy için ağladığından şehitlere yine anaları ağlıyor!
* Güngör Mengi / Vatan

 

+++

 

Gözyaşları
sahici değil...
12 Eylül’de devrimci ve ülkücü gençler zulümlerin en büyüğünü görürken, “akıncı” olan siz ne yaptınız?
Darbecilere açıkça destek vermediniz mi?
Elinizi açıp, “Ülkemizi komünistlerden kurtardığı için ve dinimizi korudukları için” onlara dua etmediniz mi?
Dini duygular üzerinden siyaset yapan bir partinin İstanbul İl Başkanı olarak, bugün gözyaşı döktüğünüz işkencelerin ve idamların durması için, o günlerde parmağınızı kıpırdattınız mı?
12 Eylül yönetiminin açtığı Kur’an kurslarında binlerce militan yetiştirmediniz mi?
Tamam; Hüseyin Kurumahmutoğlu’nu 12 Eylül diktasının işkencecileri öldürdü ve siz bugün onun ardından ağlıyorsunuz..
Peki; Engin Çeber’i hangi “dikta” rejimi öldürdü? Neden Engin için aynı tepkiyi göstermiyorsunuz?
Aynı hataları yapıyor musunuz?
Hepimiz biliyoruz ki; sizin aslında 12 Eylül darbecileriyle hiçbir zaman derdiniz olmadı.
Bugünkü tavrınızın tek nedeni, referandumda devrimcilerden ve ülkücülerden oy koparmak!
Elbette 12 Eylül’ün hesabı sorulmalı...
Elbette darbeciler yargılanmalı!
Ama... Size düşen görev, önce 12 Eylül darbecilerinin düştükleri hatalara düşmemek, yaptıkları yanlışları yapmamak değil mi?
Büyükanıt’a  dokunmuyorsunuz
Madem 12 Eylül’ün hesabını sormakta bu kadar samimisiniz; o zaman kendi iktidarınız döneminde verilen 27 Nisan e-muhtırasının hesabını neden sormuyorsunuz?
Neden dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın yakasına yapışmıyorsunuz? Hesap sormak bir yana, neden Dolmabahçe’de kafa kafaya verip, onunla “sırdaş” oldunuz? Neden bu “muhtıracı general” emekli olunca, altına zırhlı bir Audi çektiniz?
***
Samimiyetinize inanmıyorum Sayın Başbakan... Altı askerimizin terörist kurşunuyla can verdiği gün, 12 Eylül mağdurları için akıttığınız gözyaşları da sahici değil...
Bir gün elbette sizin döneminizde yapılan haksızlıkların, yanlışların, zulümlerin de hesabı sorulacak...
* Mustafa Mutlu / Vatan

 

+++

 

O zulmü
Evren
yapmadı mı

Zannedersin ki Başbakan idam kalksın diye gözyaşı döküyor.. İdam cezası olmasın diye yaşı büyütülerek asılan Erdal Eren’i gündeme getiriyor.. İdam kalksın diye idam edilenlerin son mektuplarını okuyor.. Zannedersin ki Anayasa bunun için değiştirildi.. Bu ülkede kimse asılmasın diye.. Yaratılmak istenen hava bu..
***
Hedef işkencecilerden hesap sormaksa..
İnsanlara bu zulmü yapanların yakasına yapışmaksa..
Yani başta Kenan Evren’in..
Bir hatırlatma yaparım..
AKP sıralarından Çankaya’ya çıkan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül geçen yıl Köşk’te Kenan Evren’i ağırlamadı mı?
Evren, geçen yıl 12 Eylül cuntasının lideri değildi de bu yıl mı oldu..
Köşk’te ağırlandığında zulmeden değildi de bu yıl mı zulmeden oldu..
Sorum şu..
Anayasa değişikliği kabul edilirse 13 Eylül günü Evren’in yakasına yapışılacak mı?
Yooo...
***
Maksat o da değil 12 Eylül Anayasası’nı değiştirmek deniliyorsa.. AKP’nin kendi dağıttığı kitapçıkta şöyle yazıyor.
“Son 28 yılda 16 kez, 85 maddesi ile başlangıç kısmında değişiklik yapılmış olan 82 Anayasası iç tutarlılığını kaybetmiş, toplumun ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelmiştir.”  (Bu sözlerden şunu da anlıyoruz.. Demek ki, AKP’ye göre 12 Eylül Anayasası’nın 1980’lerde iç tutarlılığı varmış..)
Başbakan 12 Eylül dönemini anlatırken şu örneği verdi..
Dedi ki; Necdet Adalı’yı yargılayan mahkeme reisi Adalı’nın masum olduğunu iddia etti, karara şerh koydu ancak fayda etmedi.. Bugün de benzer bir durum var.. Birçok tahliye talebini o kişiyi yargılayan mahkemenin reisi haklı buluyor, karara şerh koyuyor ama fayda etmiyor.. 
* Mehmet Tezkan / Milliyet

 

+++

 

Milleti aptal sanıyor
Ülkücülerin katili Kenan Evren ile aynı küresel güçlere hizmet eden Recep Tayyip Erdoğan, ülkücü şehidimiz Mustafa Pehlivanoğlu’nun anne ve babasına yazdığı mektubun içinde  “Şunu hiçbir zaman unutmasınlar ki, Mustafa’lar ölür, Allah davası ölmez. Milliyetçilik yaşar” bölümü atlayarak istismar ederken bile milliyetçilik düşmanlığını sürdürmüştür.
(...)
Başbakan sana her kim “Efendim ülkücü şehidin mektubundan birkaç satır okuyup, bir de üzerine ağlarsanız ülkücüleri etkileriz” diye akıl verdiyse, o kişi ya sizin tescilli milliyetçi-ülkücü düşmanı olduğunuzu bilmiyor ya da Türk milletini aptal sanıyor.
* Yıldıray Çiçek / Ortadoğu

+++

Sömürgenler familyası
Yandaşı, candaşı, sağı-solu; dünkü gazeteler, Erdoğan’ın bir fazla “evet” oyu için giriştiği “ajitasyon”u manşetlerine taşımaktan çekinmediler... Yok yoook; eleştirel bir biçimde değil, sorgulayarak değil, basbayağı aynı duygu sömürücü tavırla... 
Şehit ailelerinin yüreklerinden akan damlaları gizleyip, timsah gözyaşlarından tiraj umarak...
Yaptılar da ne oldu derseniz, 12 Eylül zihniyetinin kıydığı gençlerle ilgili ifadelerindeki cahillikleriyle, sömürgen iktidarla aynı familyadan olduklarını, aslında adını manşet yaptıkları o insanların hatıralarıyla zerre kadar ilgili olmadıklarını kanıtlamış oldular. Özellikle köşe yazarları; kimi solcu genci ülkücü diye yazdı, kimi aldığı darbe sonucu ölen ülkücünün idam edildiğini...

 

+++

 

Ağlama sahnesi...
* Başbakan, 12 Eylül’de asılan gençlerin mektuplarını okurken ağladı... Silivri’de olup bitenler geldi aklıma... Kendi şakağına kurşun sıkan genç askerler... İple hücresinde kendini asanlar... Mehmet Haberal gibi kaç bilim adamına mahkûmiyet kararı olmadan süreninfazlar... Bizim Mustafa Balbay’ın bebeğine yazdığı mektup... Doktor yüzü görmeden hücresinde ölen yaşlı kanser hastaları...Yıkılan yuvalar, tükenen hayatlar, suçunu dahi bilmeden biten yaşamlar... Gel de ağlama...
* O 12 Eylül’e şimdi ağlıyor...Bir de “12 Eylül’deki fişlemelerden” yakınmaz mı, Anayasa paketine istediği “evet”in gerekçesi olarak... İnsanların telefonlarının dinlendiği, yatak odalarının gözlendiği şu günlerde... Günahsız-masum insanların özel hayatları Silivri dosyalarında teşhir edilirken... Ve koca bir toplum telekulak dehşeti yaşarken...
Bekir Coşkun / Habertürk

 

+++

 

Sivil vesayet!
Günay yanılmıyorsam Dev-Yol’a yataklık yapmaktan suçlanıyordu ve hapisteydi.
 Babasını kaybetti ve cenazeye gitmesi için kendisine izin verilmedi.
Tamam da Sayın Başbakanım, o dönem askeri darbe dönemiydi. Oysa, güya demokratikleştiğimiz, askeri vesayete başkaldırdığımız sizin yönetiminiz
döneminde aynısı yaşanmadı mı?
Sizin tutumunuzun askeri dönemden ne farkı var?  
* Can Ataklı / Vatan

 

+++

 

12 Eylül’de ne ile meşguldü
Tayyip Erdoğan, dünkü grup toplantısında 12 Eylül darbesinin kimi insanlık dışı uygulamalarından örnekler verdi. İdamlardan söz etti. Sonra da sözü Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’a getirerek şöyle dedi:
“12 Eylül döneminde hapiste olan bakanım
babasının cenazesine bile katılamadı.” 
Başbakan Erdoğan 12 Eylül’den söz ederken bazılarının aklına kuşkusuz Silivri’de iki üç yıldır suçlarının ne olduğunu bilmeden yatan aydınlar gelmiştir.
Hapisteki Mehmet Haberal’ın babasının cenazesine katılamaması gelmiştir.
Bazı manzaralar 12 Eylül’le pek benzeşiyor.
Acaba iktidardakileri bunlara da üzüyor mu?
Ayrıca merak ettik... AKP’liler o yıllarda 12 Eylül darbesini kınamış mıydı?
Cuntaya karşı mücadele veren, aydınlar bildirisine imza atan olmuş muydu?
O dönemde nerede, ne ile meşguldüler acaba?  
* Melih Aşık / Milliyet

 

+++

 

Askeri rejim gibi
Ergenekon’dan tutuklu Prof. Mehmet Haberal bir süre önce babasını kaybediyor.
Ne gariptir ki, Tayyip Erdoğan yönetimindeki Türkiye’de, Erdoğan’ın eleştirdiği tıpkı 12 Eylül rejimindeki gibi, Haberal’a babasının cenazesine katılmasına izin verilmiyor.
Erdoğan neyi eleştiriyor? Öyle bir eleştiri ki, eleştirdiği 12 Eylül askeri rejimi ile bugün arasında fark yok.
* Yalçın Doğan / Hürriyet

 

+++

 

Keklik avına çıktı
Referandum’da “hayır” demeyi düşünenlerin Kenan Evren’e yönelik öfkeleri, “evet” diyecek olanlardan çok daha fazla. Hele hele AKP tabanı diyebileceğimiz kişilerde böyle bir beklenti hiç yok.
Çünkü 12 Eylül darbesinden en az zarar gören kesim bu. Başbakan’ın 12 Eylül üzerinden “evet” arayışını bu yüzden ilginç buluyorum. Herhalde çantada olmayan kekliklerin peşinde.       
* Fatih Altaylı / Habertürk

 

+++

 

MİNİ YORUM
Mısır’da hevesini alsın
Abdullah Gül, Mısır Harp Akademisi’nin mezuniyet gününe katılmış. Pek iyi etmiş. Türkiye’deki anne babaların, çocuklarını, ‘sonu ya tabut, ya mahpus oluyor’ kaygısıyla askeri okula göndermekten caymaları an meselesi olduğu için muhtemelen ülkemizde önümüzdeki yıllarda mezuniyet törenine katılınabilecek bir Harp Akademimiz olmayacak... Heveslerini ’dost ordular’da almaya alışsın devletlülerimiz de... Bugün Mısır, Yarın “Kak Mesut”un “peşmerge ordusu”!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş