Toplumsal cinnetin barışçıl akbabaları!

İsrafil K.KUMBASAR

Televizyonu açıyorsunuz çocuklarını boğazlayan babaların dehşet görüntüleri; gazetelere göz atıyorsunuz borçları yüzünden intihar eden, boşanmaya kalkışan eşlerini öldüren vatandaşların resimleri.
Memleket adeta cinnet geçiriyor.
Artık neredeyse insanların ‘alışmaya’ başladığı bir başka kanlı kuşatma dört bir yanımızı sarmış gidiyor.
‘Devleti’ arıyor gözleriniz. 
Yalpalamayan, iki laf arasına ‘bir yalan’ sokuşturmayan, görevinin ‘ciddiyetini’ kavramış ‘yetkili’ soruyorsunuz boş yere. 
Bir köşede yakayı ele verip, muhabirlere yakalananlar, hep o bildik teraneleri okumayı sürdürüyor:
- “Biz kan akmasın diyoruz, birileri ise barış ortamını sabote etmek istiyor.” 
Ne menem şeymiş bu ‘barış’ dedikleri, doğrusu pek çok insanın aklı hayali almıyor. 
İlginçtir, hep ‘elinde kan izi bulunan’ insanların dudaklarından dökülüyor bu sözcük. Vaktinde Filistin kamplarında bulunmuş, ‘terör örgütlerinin’ içinde hayli cengaverlik yapmış, canım Anadolu gençliğini kışkırtıp kenara çekilmiş tiplerin iki dudağı arasında bir sokak yosması olup çıkıverdi barış.
- “Barış istiyoruz biz, barış.”  

***

Hele hele bir parmakları ‘tetikte’olduğu halde, diğer parmakları ile ‘barış’çubuğu tüttürmeye kalkışanlar yok mu?
‘Etnik ırkçılık’ yarışında en baba antropologlara taş çıkartmalarına rağmen ne yazık ki kendilerini hâlâ ‘sosyalist’ olarak yutturmaya devam ediyorlar. 
Garibim Karl Marks kalksa mezarından, “Ulan ben yanıldım, yoruldum, siz hâlâ üzerimden nemalanmayı bırakmıyorsunuz”  diye suratlarına tükürür. 
Suratlarındaki ‘maskelere’ aldanmayın sakın, ‘en kızılları’ bile memleketin mutena kıyılarında yazları ‘ıstakoz’ gibi kavrulur; sonra ‘düzene’ eklemlenir, en nihayetinde  “bizim haylaz oğlan”  rolüne fit olurlar. 
Yıllar içinde kızıllıkları hafiften ‘toz pembe’ bir hal alır ki, ‘güneşte unutulmuş al bir gömleğin renginin uçması gibi’ iğrenç bir görüntüdür bu. 
Tabii, haklı olarak  “Kızılı öyle de, peki yeşili çok mu farklı?”  diye sorabilirsiniz?
O cenahta durum daha da vahim; ‘renkten renge girmeler’, ‘sararıp solmalar’, ‘kabuk değiştirmeler’ daha başka bir alem. 
Konjonktüre bağlı olarak ‘fıstıki’ ile ‘kına’ yeşili arasında gidip gelmeler;  “Biz bu ülkenin renkleriyiz” masalı etrafında kenetlenmeler almış başını gidiyor. 

***

 “Renkler”  diyecekler ki, araya kendilerini de soksunlar; bir ‘yer’ açılsın beyzadelere. 
Bir yer edinsinler, gerisi kolay; yalanla, dolanla, hileyle, katakulli ile milleti yanlara doğru ite kaka ‘mekanı büyütmek’işten bile değil. 
 “Zincirler kırılsın, Ayasofya açılsın!” diye haykıran gençleri düşününce, bir an için yıllar öncesine savrulup onların bugün artık kartlaşmış, göbeklenmiş, ‘Rayban’ gözlükleri ile etrafı süzen, ‘zırhlı cipleri’ ile caka satan ‘abileri’ canlandırıyoruz gözlerimizin önünde. 
Oysa bir zamanlar ne kadar da ‘saf’, ‘temiz’, ‘büyük’idealleri vardı haramzadelerin. 
Gece dersleri, afiş ve pankart asma seansları, mitingler, toplantılar, yürüyüşler. 
Aynen o akşam yolda gördüğümüz gençlerin heyecanı, coşkusu içerisindeydiler.
Bugün ‘patlıcan moru’ ile ‘fıstıki yeşil’ arasında gidip gelen suretleri artık hiç de şaşırtmıyor bizleri. 
Sorulara cevap bekliyoruz ya, cevap verecek olanlar ‘evrilmiş’ ve kendilerine ‘yeni hedefler’ koymuş besbelli. 
O yüzdendir ki televizyonlar, gazeteler, radyolar, internet hep acılı, hüzün kokan haberler verirken,  “Neler oluyor yahu?”  sitemine mantıklı bir izah bulamıyoruz. 

***

Elimiz televizyon kumandasına uzandığında, memleketimin ‘bütün renkleri’ ile şarkılar, türküler, ilahiler seslendiren ‘medeniyetler’ korosu ile karşılaşıyoruz.
Son şarkı yazıya noktayı koyuyor:
“Havasına, suyuna, taşına, toprağına.”

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş