Toplumsal sancı ve açılışlar

A+A-
Ergun KAFTANCI

BİTMEDİ gitti şu toplu açılışlar...

     Gösteri Diyarbakır'da da devam ettirildi...

     .......................

     Bu ülkenin, açılış bekleyen meğer ne kadar çok tesisi (!) varmış...

     Alt yapı sorunu deseniz, o da herhalde çok fazla olmalı...

     .......................

     Cuma günü onlarca tesisi (!) topluca açtılar...

     Bazıları kaçıncı kez açıldı, o da başka...

     .......................

     Öyle anlaşılıyor ki toplu açılış bitecek gibi değil...

     Bunu başbakanlığı döneminde Erdoğan başlattı; Cumhurbaşkanı'na yaranmak isteyenler hâlâ devam ettiriyor...

     Yarınlar da toplu açılışlara gebe;hangi ilimizde hangi tesisleri açacaklarını

çoktan planlamış olmalılar...

     Aldatıcı konularda güzel plan- proje yapmasını biliyorlar...    

     Toplu açılışlar onlardan biri, oy avcılığını esas alan emsalsiz bir uygulama...

      ......................

     Peşlerine takılanlara balık tutmasını öğretmek yerine balık yemesini öğretiyorlar...

     Tezgâh bu...

     İki kilo bulgur, üç kilo fasulye, dört kilo pirinç, üç kutu kesme şeker, bir şişe yağ, on paket makarna derken iki çuval da kömür verdin mi oyları topluyorsun...

     Hapur hupur yemek varken...

     Kimse balık tutma zahmetine katlanmıyor; zira o, alenen söylemeseler de enayilik!

     .....................

     Lütfen dikkat; yaygın hale getirilen bu anlayışın içerisinde psikolojik değerlerin biri bile yoktur...

     Hukuk, laiklik, eşitlik, sosyal barış, demokratik haklar, özgürlükler, vatan sevgisi, tüketmeden önce üretme ve dahi çağdaşlık anlayışını aramayın, bulamazsınız...

     "Balığı kim tutarsa tutsun ben yemeğe bakarım" diyen çoğunlukta.

     Oyları, aynı mecrada buluşuyor, giderek de yığın halini alıyor...

     Siyaset denilen toplumsal sancının temel nedeni bu...    

     Külfetsiz yemek ve yaşamak alışkanlığı...

     ......................

     Diyarbakır'da cuma günü meydanı bu alışkanlığa esir olanlar doldurmuştu.

     Görüldü ki bu alışkanlıktan kurtulmak, giderek söz konusu olmaktan çıkıyor...

     Sadaka kültürüne mahkûm edilmiş insanların külfetsiz yemek ve yaşamak alışkanlığından kurtulmaya hiç niyeti yok...

     Üzücü ama ne çare, durum bu...

   

*

 

SİYASET VE NÂTIKA

     ELBET DE Başbakan'ın konuşmalarındaki teknik yanlışları ve anlamsız ifadeleri düzeltmek görevimiz değil...

     Ancak insan, o makama kadar yükselmiş -Ya da yükseltilmiş- kişinin güçlü bir nâtıkaya sahip olmasını istiyor...

     Yurttaş olarak ana dilini, yanlışsız olmasa da asgari yanlışla kullanmasını bekliyoruz...

     ...................

     Hatırlayacaksınız, Binali Bey'in "Terörü tek terörist kalana kadar" diye başlayan cümlesinde düzeltme yaptık ama başbakanımız bu düzeltmeden müstefit olmadığını yeni bir hatalı cümle kurarak gösterdi.

     Diyarbakır'da şöyle dedi:

     -PKK terör örgütünün Kürtler diye bir sorunu yok...

     Tipik bir malûmun ilâmı...

     Terör çetesinin kürtleri sorun etmesi beklenemez; çünkü hainlerin sorunu Kürtler değil Türkiye Cumhuriyeti Devleti... Onu yıkmaya, ülkeyi ve milleti bölmeye kalkışıyorlar...

     .........................

     Binali Bey, heyecanını üzerinden atmak, telâş göstermemek, kürsüyü bazıları gibi öfke saçma fırsatı telâkki etmemek durumundadır...

     Bundan kurtulamazsa daha çoook değerlendirme hatası yapar, ana dilinin de doğru dürüst kullanamaz.

     Sık aralıkla da dili sürçer...

     Ayrıca başbakanın öfke kusanları taklit etmekten de vazgeçmesi lâzım...

     Öfke baldan tatlıdır derler ama öyle değil...

     Keskin sirkenin küpüne zarar verdiğini de unutmayalım!      

 

*

 

YAKINLIK-UZAKLIK

      KİM neden ve nasıl kabineye girmiş, kin neden ve nasıl kabine dışı kalmış günlerdir o konuşuluyor...

     Gazeteler konuyu deşti...

     Ortaya Erdoğan faktörü çıktı...

     Ona yakın duranlar bakan oldu, uzak duranlar kabine dışı kaldı...

     ......................

     Erdoğan'ın bakanlar kuruluna ilişkin temennileri olmasaydı fiili başkanlık sürecinin başladığını anlamakta zorluk çekmeye devam edecektik.

     Çok şükür kurtulduk...

     Demek ki başkanlığın, ya da partili cumhurbaşkanlığının kapsamında

bakan olacak isimleri saptamak da var...

     ABD'deki gibi; orada başkanın çalışma arkadaşlarını seçmek, görevi ve hakkı, bizde neden olmasın...

 

*

 

KILIK KIYAFETE DİKKAT

        MECLİS'TE vekillerin giyimini kuşamını eleştiren biri varmış...

      Vekiller, yasama görevine koşut olarak "Moda Casusu" dedikleri o

eleştirmeni arama çalışmalarını sürdürüyor...

      Eleştiren kadın mı, erkek mi meçhul...

      Vekil mi, değil mi o da bilinmiyor...

      Her kimse, sosyal medyada her gün, kadın- erkek diye ayrım yapmadan vekillerin kılık kıyafetlerine ilişkin değerlendirmeler yapıyor...

     Kimini beğeniyor, kimine rüküş sıfatı yakıştırıyor...

     O nedenle vekillerimiz tedirgin...

     Kılık kıyafetlerine çeki düzen vermeye özen gösterir oldular...

     .........................

     Meçhul eleştirmen halka, vekillerin kılık kıyafetini anlatacağına halkın kılık kıyafetini vekillere anlatsa daha iyi olmaz mı...

     Halkımız dar imkânları yüzünden doğru dürüst giyinmekten giderek uzaklaşıyor...

     Takım elbisenin altında ucuz spor ayakkabı...

     Ya da ceketin altında dizleri yırtık, paçaları limelenmiş pantalonlar...

     Daha ne şekilsizlikler...

     Bütün tablo ya yokluktan, ya tokluktan...

     Hangisinden olduğu araştırılmalı, hatta sorgulanmalı ki toplumun satın alma gücü ne düzeyde ortaya çıksın.

 

*

 

BİRİ GİTTİ, DİĞERİ GELDİ

        BİR Beşiktaş taraftarı olarak üzülmedim dersem yalan söylemiş olurum...

     Futbolcumuz Gökhan Töre İngiliz takımı West Ham United'e satıldı...

     17.5 milyon Avro'ya...

     Çarpın 3 ile görün parayı...

     Kartal'ın kasasına hatırı sayılır avro girecek...

     Bu transferi Biliç ayarladı; adamın Beşiktaş'a tek hayrı bu olacak...    

     .........................

     Bir yandan da sevinmiyor değilim...

     Bir Gökhan gitti ama bir Gökhan geldi. Milli takımın başarılı ismi Gökhan Gönül artık Kara Kartal...

     Gidene güle güle, gelen hoş geldi diyorum! 

 

*

 

BİR SÖZ

     YAPTIĞIN iyiliği hatırlama, gördüğün iyiliği unutma!

     

          

  • Yorumlar 1
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları