Toroslardan bakınca

Ahmet SEVGİ

Gazete, televizyon ve internetten uzak, bir buçuk aylık bir inzivadan sonra tekrar sizlerle beraberiz... İnziva dediysek öyle boş boş oturup vakit öldürmedik elbet. Kafamızı dinledik, iç muhasebe yaptık, dağlarda bayırlarda dolaştık. Halkın yaşantısına bakıp bazen üzüldük bazen de onların yerinde olmak istedik... Maişet kaygısı dışında, kafasında hiçbir meşguliyet olmayan insanlara gıpta etmemek mümkün mü?
Okumuş yazmışsanız, sorumluluk duygusuna sahipseniz, tek kelimeyle “toplumun ateşten gömleği”ni giymişseniz ne köyde ne şehirde, ne tekkede ne dergâhta rahat edebilirsiniz. Mehmet Akif doğru söylüyor:
“Gamsız insanlara eğlence gelirmiş yaşamak;//Yüreğin hisli mi işkencedesin, talihe bak.”
Aynı konuda Namık Kemâl’in şu beyti de çok anlamlı:
“Bâis-i şekvâ bana hüzn-i umûmîdir Kemâl//Kendi derdi gönlümün billâh gelmez yâdına.” (Feryâd u figânımız halkın çektiği acı ve ıstırap yüzündendir. Yoksa kendi derdim vallâhi aklıma bile gelmez.)
Millet işte bu tip idealist aydınların omuzlarında yükselir. Çünkü onlar yaşamak için değil, yaşatmak için vardırlar. Başta ailelerinin olmak üzere, akrabalarının, komşularının, vatandaşlarının ve nihayet bütün insanlığın dertleriyle dertlenmek onların aslî görevlerindendir. Onların özel hayatları yoktur. Hep idealleri peşinde koşarlar. İdeallerin gökteki yıldızlar olduğunu, onlara hiçbir zaman ulaşılamayacağını da bilirler. Ama halkın o yıldızlara bakarak yönlerini tayin ettiğini de bilirler. Kervan yol alabiliyorsa o yıldızlar sayesindedir.
Hakikat bu iken kutup yıldızları (aydınlar) kervanın mallarına göz diker, kâra ortak olmak için kervancı başına kuyruk sallamaya başlarsa vay o kervanın/milletin haline...
İzzet Molla ne güzel ifade etmiş:
“Meşhurdur ki fısk ile olmaz cihân harâb//Eyler anı müdâhane-i âlimân harâb.”  İzzet Molla diyor ki: “Cihan, fitne fesatla harap olmaz. Onu asıl harap eden bilginlerin/aydınların dalkavukluğudur.”
Devlet yönetimini, siyasi teşkilatları, üniversiteleri hatta köşe yazılarını şöyle bir gözden geçiriniz. Sallanan kuyrukların ve atılan taklaların haddi hesabı yok.
Evet, toplumda her zaman dalkavuklar olmuştur. Dün vardı, bugün de var, yarın da olacak. Beni korkutan; dalkavuklukta aydınların, bilginlerin ve devlet yöneticilerinin öne geçmiş olması... Ne yapıp edip toplumu bu kötü hastalıktan kurtarmak gerekir. Aksi halde sistem çöker. Montesquieu’nun dediği gibi “Dalkavukluğun sağladığı getiri, dürüstlüğün sağlayacağı getiriden daha fazla olursa, o ülke batar.”
 Bir millet; halk aydın ve yöneticilerden oluşur. Halk, önüne sandık geldiği zaman görevini yapıp (maalesef) rahatına bakıyor. Geriye aydınların/bilginlerin yol göstermesi ve yöneticilerin de icraat yapması kalıyor. Sistem bu şekilde sağlıklı olarak yürürse devlet gemisi açık denizlerde yol almaya devam eder. Ancak, aydınlar ve yöneticiler sorumluluklarını unutur ve gemideki malları kendi aralarında paylaşma derdine düşerlerse devlet gemisi batar, sadece aydınlar ve yöneticiler değil, halk da denizin derin sularında boğulur.
Toros dağlarının zirvesinden Anadolu coğrafyasını seyrederken zapt ettiğimiz duygu ve düşünceler böyle...
Haftaya görüşmek üzere...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş