TRT İ.Şahin'in çiftliği mi?

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Parasıyla saltanat sürdükleri vatandaşa ‘bilgi edinme’yi bile çok gördüler; devletin kanalını milletin gözüne perde gibi indirip, haber saklamaya da başladılar

TRT’de diğer kanallar gibi sabah haberlerinin bir bölümünü gazete başlıklarına ayırıyor. Bu yayınlarda amaç vatandaş hangi gazete ne yazıp çizmiş haberdar etmek. Dün sabah TRT 2’nin düştüğü durumu görünce ‘devletin televizyonu’, ‘hükümetin televizyonu’ yapıldığında bu amactan rahatlıkla sapılabildiğini gördüm. “TRT’de gazeteler okundu” demek, “okumak” gibi kutsal bir kavramı sulandırmak olur. TRT 2’de yapılanın tanımı ‘gazete başlıkları özenle tırpanlandı’ veya ‘canlı yayında basına sansür uygulandı’ biçiminde yapılabilir.
Gazeteleri okuyan TRT memuru veya işçisi (kadro durumunu bilemiyoruz) sağolsun YMG;‘yandaş medya grubu’nda yer alan gazetelerin sürmanşetinden manşetine, haberlerini özenle aktardı. Sayesinde Başbakan kavgaya giriştiği medya grubunu dün ne kadar paylamış, yolsuzlukları yazmaya cüret eden gazetecilere nasıl haddini bildirmiş, parmağını sallaya sallaya yine hangi ‘yeri geldiğinde kullanmak üzere sümen altında tuttuğu’ Doğan Grubu sırrını açıklamış bir bir öğrendik. Ekrandaki ‘görevli’ arkadaş hepsini tane tane, üzerine basa basa okuyarak öğrenmeye meyli olmayanlara bile öğretti. Var olsun!
YMG bünyesinde olmayan gazetelere geldiğinde ‘görevli’, ‘gazete geçer-manşet geçmez’ ilkesini başarıyla uygulayan bir liberoya dönüşüverdi. Bu cevval libero sayesinde bazı gazetelerin adları geçti ama Başbakan’ın sözlerine verilen cevaplar, muhalefetin düşüncesi, manşetlerde yer alan tepkilerin bir tanesi bile TRT ekranına sızmayı başaramadı(!)
‘Yeniçağ’dan ne okundu’ diye merak mı ediyorsunuz? Yeniçağ okunmadı ki!
 “Cevap ver Başbakan” manşetini sansürlese, “Savcı Öz’e inceleme” sürmanşetine, o da olmadı “Gemiciğin parası da fenerden mi” sorusuna, kurtardı diyelim “Ermeni sorununa bakışı 15 yıl içinde tam tersine dönen Gül tarihe geçti” haberine toslamaktan korkup kadroya bile aldırmadılar demek ki...
Esprili bir dil kullandığımıza bakmayın. Durum vahim. TRT’nin başında bulunan İ.Şahin gazetelere ve haberlere YMG kriterlerine göre ayrım mı uyguluyor? Görünen bu! Peki böyleyse, İ.Şahin’e basına sansür uygulama yetkisini kim veriyor? Devlete ait olan bir kurumu siyasi iktidarın kalkanı yapma hakkını nereden buluyor İ.Şahin?
Bugüne kadar haksız kazançtan kadrolaşmaya türlü haberle gündeme gelen İ.Şahin’e “TRT babanın çiftliği mi?” sorusunu sormanın zamanı gelmedi mi?
TRT’yi çiftliğin mi sandın İ.Şahin?
TRT’nin gelirlerinin büyük çoğunluğu ödediğimiz elektrik faturalarından ve TV bandrollarından alınan pay oluşturuyor. Kurumun bütçesinde reklam gelirlerinin payı yok denecek kadar az.
Yani bu kurumun tek sponsoru var.
O da, ne iktidar ihaleleriyle köşe olan işadamları, ne her Allah’ın günü pohpohlanan hanedanlık mensupları...
TRT’nin tek sponsoru cebine giren üç kuruşu paylaşan vatandaş!
Yani ben, sen, o, biz!
İki defa aday edilip, iki defa veto yediği makama Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olmasından sonra ‘derhal’ atanan İ.Şahin’in meziyetlerini geçen bu kısa sürede öğrendik. Artık biliyoruz ki, kendisi bir koltukta üç, o da az gelirse beş karpuz taşıyabiliyor. (bkz. Telekom, Avea, Golf Federasyonu, Yönetim Kurulu üyelikeri, idarecilikler....)
Yine biliyoruz ki kendisi de en az  Başbakan kadar “çevreci” bir zat. (bkz. TRT stüdyolarını yandaş medya mensupları ile süsleme faaliyetleri)
Artık dananın kuyruğunun koptuğu yere geldik İ.Şahin.
Özel hayatında iktidar mensuplarıyla yakın ilişkilerin olabilir. Uğurlarına kendini ortaya atacak kadar sıkı dostlukların olabilir. İdeolojik takıntılara sahip olabilirsin. Bunlarin hiçbiri bizi bağlamaz. Ta ki bu özelliklerini kamu görevine yansıtana
kadar.
Şöyle örnekleyeyim: “Çevreci” olabilirsin ama TRT’de ‘çevreci eylem’de bulunamazsın! ‘Çevre’ni kirleten yolsuzluk, dolandırıcılık, rüşvet iddialarını makamın ile temizlemeye kalkışamazsın!
Eğer bütün bunları yapıyorsan...
Ben sana hakkımı helal etmiyorum.
Benim cebimden çıkmış paranın bir kuruşu bile kursağından geçiyorsa, içim zerre sızlamadan “haram olsun”
diyorum.
Şu mübarek Ramazan gününde boğazından haram lokma geçmesine razı mısın?
Bu da senin bileceğin iş.
Bir gazeteci olarak TRT’yi tanımı bizzat Başbakanca yapılan ‘silahşörlük’ makamına oturtacak yanlış olduğuna inandığım zihniyetini buraya not düşüyorum.
İ.Şahin bu görevi sürdürdüğü sürece, ‘yetim hakkı’yla ihya edilen TRT’nin nelere alet edildiğinin takipçisi olmayı sürdüreceğiz.
Devletin bütün kurumlarına yayılmış iktidar baskısı ‘bugün için’ imkan vermeyebilir ama ilerisi için İ.Şahin’e önemli bir hatırlatma yapmayı da görev biliyorum.
Bu ülkede ‘vatandaşın hakkını gasp etmeyen, adalet fukarası olmayan, takiye yapmayan, dürüst bir iktidar’ iş başına geldiğinde icraatlarınızdan dolayı yargı önünde hesap vermek durumunda kalabilirsiniz?
Bunun er yada geç ama mutlaka yüzleşeceğiniz bir son olacağını düşünüyorum.


++++++

Tarık bin Ziyad hali
“Tarık, sen ki, bir Emevi çadırında doğdun, şimdi İspanya saraylarının hazineleri önündesin, Tarık sen nereden geldin, nereye gidiyorsun?” 
Abdülhak Hamid’in tiyatro eseri. Tarık Bin Ziyad gemileri yakıyor ve Endülüs’ü işgal ediyor. Saraydaki ünlü tiradında, geldiği yere kendisi de inanamıyor. 
Kasımpaşa’dan başlayan yolculuk, imam hatip okulu, şöyle böyle bir yüksek okul, yabancı dili geçiniz, aniden Schröder, Sarkozy, Putin, Tony Blair, Bush, Zapatero ve devamı. Onların yaşadığı yerler, dinledikleri müzik, okudukları kitaplar, genel tavırları Erdoğan’a teğet geçmiyor.
Gördüklerinin altında ezilirken: “Tayyip, sen ki Kasımpaşa’dan çıktın, şimdi dünya liderleri ile birliktesin. Tayyip, sen nereden geldin nereye gidiyorsun.”
“Ben, ben Başbakan olarak, benim Bakanım, benim valim, ben bakanımı gönderdim” söyleminde sabitleşen, tehlikeli bir ruh hali. Kendini yetersiz görmeyle ateşlenen bir hırs hali. Şimdi medyaya patlıyor.  Ona göre, köşe yazarlığı gerçekleri taraftar gruba göre yazmak anlamına geliyor.  Demek ki, bağlı medya, ona silahşorluk yapıyor. AKP medyasına bakınca,  hak vermek gerek.
Deniz Feneri, Erdoğan’daki Tarık Bin Ziyad halini geri getiriyor. Seçimlerde aldığı yüzde 47 oy, kimyasını bozuyor. O güçlü, o şimdi Başbakan, onu kimse eleştiremez. O şimdi Araf’ta.  Toplumdaki kaleleri tek tek ele geçiriyor. Ama işçi sendikası, ama futbol federasyonu, RTÜK, YÖK, medya. Söz geçiremediği yere, diş geçirmeye çalışıyor. 85 yıllık Türkiye Cumhuriyeti böyle bir Başbakanla ilk kez karşılaşıyor.


++++++

 

Sabah’a transfer göründü
Mehmet Altan yazıyor:
“ Ergun Babahan üç gündür, örneği pek yaşanmamış bir cesaret ve açık yüreklilikle medya kurumunun özeleştirisini yapıyor. Medya Türkiye’deki sistemin ’kilit taşıdır.’
O kilit açılmadan, Türkiye düzelemez.
Babahan’ın yazıları bunun değişeceğini müjdeleyen ilk ve çok önemli bir adım. Sabah’ın başlattığı bu sağlıklı dönemin devamının gelmesi için, ’devlet ve hükümet gazeteciliğine’ de son vermek gerekir.
Sanırım Ergun Babahan’ın yazıları, bu değişimin medyayı da sarmaya başlamakta olduğunun ilk
işareti.”
Bu kadar kur kimi baştan çıkartmaz ki?
Vallahi Ergun, ben senin yerinde olsam dayanamaz bağrıma basardım Mehmet’i!
Baksana belli ki bir teklif bekliyor senden!

 

++++++

 

Başına taş mı düştü?
Taha Akyol Ekrem Pakdemirli’nin Özal’ın yüzüne karşı yaptığı uyarıyı hatırlatmış:  
- Abi bizde de ‘iktidar zehirlenmesi’ başladı!
Diyor ki, “sıra AKP’ye geliyor!”
Sen değil miydin milliyetçi nesiller yetiştirmeye aday “eğitimci”lerden biri iken eşine benzerine ancak bugünün iktidar mensuplarında rastlanır biçimde dönen... Liberalizmin omurgasızlık avantajını kullanan... İktidar neredeyse orada olan... AKP’yi yere göğe sığdıramayan... Erdoğan’ın iki tel saçı havalansa rüzgara savaş açacak sen değil miydin? Ne oldu Taha Amca? Kafan mı kanıyor ne?


++++++


İşin uzmanı konuştu
Bu son kavgada ’basın özgürlüğü’ kavramını akla düşürecek en küçük bir nokta bile yokmuş. Basın özgürlüğü ’patron sözcülüğü’ gibi anlaşılıyormuş...
Ne desek yalan olur Taha Kıvanç!
Gül’ün kankası, Erdoğan’ın çantası olan sensin! Biz işi uzmanına
bıraktık!


++++++

 

Alın size “Başbakan”
İşte benim size altı senedir ezile büzüle, kahırlar içinde anlatmaya çalıştığım “Başbakan” buydu. Ama siz anlamamazlıktan geldiniz. “Sıra size gelecek” yazısını yazdığım günü hatırlıyorum; önce başlığa “Sıra bize gelecek” yazmıştım. Masamın etrafında hızla üç kez sağdan sola, üç kez soldan sağa dolandıktan sonra, vaziyeti düşünüp yeniden eski başlığa dönmüştüm: “Sıra size gelecek...”
Oysa dün televizyona baktım:
Sıra bizde... Altı senedir anlatamadım; bu Başbakan asla  “demokrat”  değildir... Siyasete “Minareler süngümüz...”  diye adım atan insanı, sanki bir demokrasi manifestosu sunmuş gibi karşıladınız.
Bu Başbakan  “hukuk”  da tanımaz... Seçimlerde aldığı yüzde 46 oyu hukukun üstünde gören ve halk desteğinin mahkeme kararlarının üzerinde olduğunu açıkça söyleyen insanı  “hukuki” saydınız.
Bu Başbakan  “AK” da değil...
Ormana yapılan villadan gıda dağıtım şirketine... İki kamu bankasından verilen 350’şerden 700 milyon dolarla damada alınan medya şirketinden gemiciğe... Burs paralarından kral hediyelerine... Çevresindekilerin yolsuzluklarını görmemesinden kendisini koruyan dokunulmazlığı (millete söz verdiği halde) kaldırmamasına kadar...
Üstelik bu Başbakan artık gerçek kimliğini gizlemiyor; haksız-hukuksuz, demokrasiye tahammülsüz, çağdışı ve saldırgan... Ve sıra bize geldi. Sıra size de gelecek.
*  Bekir Coşkun/ Hürriyet


++++++

 

Demek ki; silahşörün alası milletvekilinden çıkıyormuş...
Milletin değil liderin vekili
Almanya’daki Türk kökenli parlamenterler büyük ölçüde AKP sempatizanı tabandan oy alarak milletvekili olmuşlardır. Ama görevini yapan medyayı susturmak için tehditler savuran Erdoğan’ı hepsi ayıplamış, soygunu örtbas etmeye çalışmakla suçlamışlardır. Çünkü Almanya’daki milletvekillerini halk, bizdekileri liderler seçiyor. Merhamet dolandırıcılığını yazan gazetelere demediğini bırakmayan Başbakan, vicdanının sesine uyan milletvekillerini ağızlarını açtığı gün ipe çekmez mi? 
* Güngör Mengi/ Vatan


++++++

 


MİNİ YORUM
Türkiye’yi yönetme kriteri
Eser Karakaş muazzam(!) bir saptama yapmış:  “CHP ve MHP’nin Ali Babacan’ın ‘Ulusal Program’a ikna turu’na dahil olmayı kabul etmemesi, Türkiye’yi yönetmek gibi bir taleplerinin olmadığının en net göstergesi”ymiş. Vay be... Demek ki odun-kömür-norhut-mercimek tacirleri, cebe altın ve harçlık sıkıştırıcılarıyla yarıştıkları seçimde biri yüzde 21, diğeri yüzde 14 oy almış iki siyasi parti bu işi spor olsun diye yapıyormuş. Erdoğan da muhalefet partileri için “hevestir geçer” diye düşündüğü için mi kendini millet iradesinin sahibi görüyor acaba?
* Selcan TAŞÇI

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları