TRT'yi izlerken 'yuh' diyen yazar isyan etti

Selcan TAŞÇI

Çarşamba gecesi televizyonu tıklarken TRT-2 kanalında yer bulan bir programa takıldım. Programın sunucusu, ismini bilmediğim kız çocuğu, yanına konuk olarak Türk Ordusu’na ana avrat söven, Atatürk’le alay eden, muhbirlik ve ispiyonculuk görevini ’başarıyla’yerine getiren malum gazetenin yazı işleri müdürünü almış, ona çanak sorular soruyor, gazetesine övgüler düzüyor, gazetenin attığı manşetleri devletin ekranına taşıyor.
Devletin televizyonundan, malum gazete aklanıyor, yüceltiliyor ve kutlanıyor.
Türk Ordusu devletin kurumudur. TRT de devletin bir kurumudur. Elektirik faturanıza bakın, orada her ay bu kuruma ödediğiniz parayı“TRT payı” olarak göreceksiniz. Bizim paralarımızla yayın yapan TRT artık gerçek anlamda ve hiç utanma duymadan iktidar borazanı oldu. Yayınlarını çekinmeden sürdürüyor. Ne kadar iktidar yalakası liboş, Kürtçü, satılık kalem varsa, ekranlarına onları çıkarıp hem bol keseden paralar ödüyor, hem de Tayyip ve iktidarı lehine beyin yıkama kampanyası yapıyor. (Ve defalarca sormamıza rağmen, bunlara ödediği  paraları gizli tutuyor.)
Çarşamba gecesi o programı izlerken yüzüm kızarmış, farkında olmadan “Yuh” diye bağırmışım. Devletin ve milletin düşmanı olan, yabancı paralarla beslenen, CIA ajanlarının eşlerinin yazı yazdığı, işi gücü kendisine polis, savcılık ve yabancı istihbarat örgütlerinin servis ettiği bilgileri Türk Milletine sunup Türk Ordusunu aşağılamak olan bu malum gazeteye devletin ekranından düzülen övgüleri izleyince ne diyecektim? Alkış mı tutacaktım?    l Emin Çölaşan / Sözcü

* * *

Tarihi cehaletle malul
‘Bugünü anlamak için 27 Mayıs ihtilalinin içyüzüne bakın’ diyen Kırıkkanat, tarih cahili olmayan ve DP’nin “Basın Kanunu”nun yerine, AKP’nin “olmamış darbe davaları”nı koyabilenlerin vehameti gördüğünü yazdı
Ömer Sami Coşar ve Abdi İpekçi, 27 Mayıs 1960 “ihtilali”nin hemen ardından belge ve bilgi toplamaya başlayarak, ülkeyi önce bir kardeş kavgası, sonra “askeri darbe”ye sürükleyen süreç üstünde, tam 5 yıl çalıştılar. 1965 yılında bitirdikleri bu çok önemli araştırma, Milliyet Gazetesi’nde iki bölüm halinde yayınlandı. Bugün artık “İhtilalin İçyüzü” (İş Bankası Kültür Yayınları, 2010) adıyla kitaplaşan bu araştırma, adeta “tarih, bilmeyenin elinde tekrara zorlanır” dedirtiyor.

Basına ve muhalefete karşı
İşte size araştırmanın “Subayları Tahrik Eden Gelişmeler” başlıklı bölümünden bir alıntı:
“Tenkide tahammülü kalmayan DP hükümeti, Basın Kanunu’nu ağırlaştırıyor, muhalefet gazetesi yazı işleri müdürü ile birlikte, ihtiyar gazeteci Hüseyin Cahit’in hapse tıkılmasında beis görmüyordu. Halk Partisi devrinde muhalefete radyoda tanınan konuşma hakkı kaldırılıyor, DP’ye oy vermeyen Kırşehir cezalandırılıp kaza yapılıyor, ’görülen lüzum üzerine emekliye sevk’ makinesi işlemeye başlıyordu... ”

Adlar dışında heryer aynı
Yukardaki ortak saptama, adları değiştirin, Basın Kanunu yerine  “olmamış darbe davaları” deyin, yaşadığımız Türkiye’nin resmi değil midir? Eğer bu soruya yanıtınız “evet”se, ülkemizin kısa vadedeki geleceğini, tam 45 yıl önceki geçmişinde, kitabın “Ortam Doğuyor ve İhtilal Hazırlanıyor” başlıklı bölümünde okuyabilirsiniz:
“Meclis, ’(...) bir kısım basınla işbirliği yaparak, kanun dışı gizli kollar, şerirler ve sabıkalılardan müteşekkil silahlı siyaset çeteleri kurmaya çalışan muhalifler’ hakkında Tahkikat Komisyonu kurulması kararını, 18 Nisan (Y. N: 1960) günü yaptığı oturumda almıştı. Maksat kupkuru bir tahkikat değildi. Adalet cihazına, Silahlı Kuvvetler’e yaptıramadıklarını bizzat yapmak, istedikleri kimseleri tevkif etmek, beğenmedikleri gazetelerin yayınını tatil etmek ve nihayet muhalefet partilerini kapatmak istiyorlardı.
... işin kolayı bulunmuştu artık... Bir kanun daha çıkarılır ve komisyona istenen yetkiler veriliverirdi... Öyle oldu... 24 saat zarfında hazırlanan ’Meclis Tahkikat Encümenleri’nin Salahiyetlerini Tayin Eden Kanun’tasarısı 26 Nisan günü muvakkat encümenine sevk edildi ve derhal müzakeresine geçildi. Encümende sadece bir DP’li, Sıtkı Yırcalı dayanamayıp isyan etmiş, tasarının Anayasa’ya aykırılığını belirtmiş ve reddini rica etmişti. Fakat arkadaşları ne yazık ki yukarıdan aldıkları talimata uymaya devam ediyorlardı... Ve müzakerelerde yedinci saat dolarken, tasarı encümende kabul ediliyor, ertesi günü derhal görüşülmek üzere Meclis Umumi Heyeti’ne sevk ediliyordu...”
Sevgili okurlarım, Türkiye’nin en büyük sorunu ne şu, ne bu, cehalet sorunudur. Türkiye’yi bugünkü hazin ve vahim duruma düşürenler, tarihsel cehaletle maluldür. Çünkü tarihin tekrarı, ancak geçmişi iyi bilip, bildiğinden ders çıkarabilenler tarafından önlenebilir.
l Mine Kırıkkanat / Vatan

* * *

Annem Atatürkçü, sütüm bozuk(!)
Açılıma karşı çıkanların “vampir” olduğunu açıklamıştı Sayın Başbakan... Seçim isteyenler “hain...” Malın mülkün yabancıya satılmasına karşı çıkanlar “sermaye ırkçısı...” Davos’un kıymeti harbiyesi olmadığını söyleyenler “şizofren tipler”. Tekel işçileri “yetim hakkı yemeye çalışan” hortumcular... Sendikalar “yalancı”, Deniz Feneri’ni yazanlar “iftiracı”! Taaa 51 senedir giremediğimiz AB’ye karşı çıkanlar “vizyonsuz, cahil...”  Avanta buzdolabı dağıtılmasına karşı çıkanlar “çirkin.”  Hukuka müdahale edilmesine karşı çıkanlar “Ergenekoncu...” Anayasa değişikliğine karşı çıkanlar “beyinsiz...” Aşçı erlerin suikastına inanmayanlar  “soytarı...”  CHP’nin “geçmişi lekeli...” Baykal “cibilliyetsiz, çete avukatı...” MHP “seviyesiz, densiz, ahlaksız, müfteri...” Ya Bahçeli? “Onu tıp dünyasına havale ediyorum...”  Subaylara iftira atılmasına karşı çıkanlar  “darbeci zihniyet...” Vatandaştan vazgeçtik, Yargıtay’ın telefonlarının dinlenmesine karşı çıkanlar “kirli senarist...”  Arınç’a karşı çıkana “tuuuu!”  Satılmayan gazetecilere “yuhhh!” Ya bunlardansın... Ya “kanı bozuk.” Benim bi de sütüm bozuk... Valide de Atatürkçü çünkü.
l Yılmaz Özdil / Hürriyet

* * *

’Emekli kuvvet komutanları “yeterli savcı olmadığı” gerekçesiyle Emniyet Müdürlüğü’nde 3.5 gün bekletildiler... Amaç sadece sorgu olsaydı... Komutanlar sorgulanacakları zaman çağrılırdı... 3 gece emniyette tutulmazlardı. Askerlerin itibarı kırıldıkça iktidar partisinin oylarının yükseldiği yolunda bir kanı var. Acaba yapılan muamelenin sebebi bu mu?
Büyük sözlere... Büyük gösterilere gerek yok... Genelkurmay önce emeklisiyle, muvazzafıyla askerin hukukuna sahip çıkmalıdır.’    n Melih Aşık / Milliyet

* * *

Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde, suçlu olup olmadığı henüz belli olmayan bir insana bunu yapmazlar. Ülkenin denizlerinin, havasının, toprağının, 800 bin kişilik ordusunun teslim edildiği şanlı şerefli komutanlarını, birer kapkaççı gibi evlerini basıp götürmek, sonra da emniyette üç gün bekletmek hukuksuzluğun ta kendisidir.
Ama, daha çok bir başka olup biteni, bir başka niyeti, bir başka hesaplaşmayı anlatır bize... Atatürk Türkiyesi el değiştiriyor, anlamıyor musunuz?
n Bekir Coşkun / HaberTurk

* * *

Hikmetinden sual olunmayanlar ne olacak?
Gözaltına alınan kuvvet komutanlarının en büyük sıkıntısı ne biliyor musunuz? Dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün her ne hikmetse bu işin dışında tutulması. Her şeye bir anlam veriyorlar da buna bir anlam veremiyorlar. Gözaltındaki komutanlardan birinin yakın arkadaşı olan emekli askerin sözleri ilginç: “O gün konuşulan, yapılan ne varsa Hilmi Özkök’ün bilgisi dahilinde yapıldı. Eğer bir suç varsa o da işin içindeydi. Hilmi Özkök’ün o günkü konuşmalarına bir bakın neler demiş, ne vurgular yapmış. Özkök’ün iktidara yakınlaşması, orduda bir hareket olmayacağını gördükten sonradır.”
Keşke elden verseydiniz
Sözünün arkasında durabilecek bir karakter, böyle bir durumda, ne o “Ben yazdım” dediği yazıyı yalayıp yutardı, ne de “Benim Cumhurbaşkanım değil” imasında bulunduğu ve ilk birkaç gün selam vermediği adamın karşısında esas duruşa geçerdi. Böyle bir durumda yapılabilecek tek şey istifa etmek olurdu. Yaşar Büyükanıt bunu yapmadı. Yine hiç sesimizi çıkarmadık. Sonra da 1 milyon euroluk Audi’yi altına çekip emekli oldu. Aradan 2.5 sene geçince de nedense ortaya çıkıp “27 Nisan’daki bir muhtıra değildi” dedi. Peki neydi o Yaşar Bey, “Aşk mektubu mu?” Keşke Genelkurmay sitesine koyacağınıza elden verseydiniz. Hiç değilse gizli kalırdı.
l Fatih Altaylı / HaberTurk

* * *

GÜNÜN SÖZÜ
Erdoğan medya patronlarına seslenip dedi ki: “Köşe yazarlarına hakim olamıyorsan yarın feryat etmeye hakkın yok.”
Anlaşıldı, Erdoğan başbakan olduğu sürece Maliye müfettişleri medya mahallesini mesken tutacak...
l Halim Selim

* * *

‘Neo-liberal’ kafa karışıklığı
Dünkü Milliyet’in Cadde ekinde yazan moda yazarı ilginç bir konuya değinmiş. ’Neo-liberaller mi yoksa sosyalistler mi daha şık’ diye...
Yazarımızın aklına ’Solda şıklık’ denince Ahmet İnsel geliyormuş. Murat Belge’nin stili ise ’Neoliberaller ve sosyalistler üstü’ymüş. Hep çok şık giyiniyormuş! Nuray Mert’i ise siyah dar (’skinny’diyor) jean ve ceketle görmek istiyormuş. Neoliberaller ise stil konusunda Obama’dan ders almalıymış...
Haber bu kadar... Doğrusu ben pek bir şey anlamadım. Ahmet İnsel’i sosyalist sanan birinden ne anlayabilirim ki?
Sanırım hanım kızımız yazdığı isimleri pek tanımıyor, moda konusunda da ya pek bilgisi yok ya da biraz kafası karışık...
Siyasi konulardaki kafa karışıklığına hiç girmiyorum bile... Dünün sosyalistlerinin bugünün neo-liberalleri olduğunu söyleyip hiç kafasını karıştırmayayım...
Ben moda yazarının aklı bir karış havada ve bilmediği konulara dalacak kadar cüretkar olanını severim!
l Oray Eğin / Akşam

* * *

Pırlanta arsa yandaşa tahsis edildi
TEKEL’in Kartal Cevizli’deki sigara, ambalaj, puro fabrikasının, lojmanlarının, kreşlerinin, futbol, basketbol sahaları, yüzme havuzlarının, konukevinin, Araştırma Enstitüsü’nün içinde yer aldığı toplamı 46 bin dönüm arazinin 29 bin dönümlük bölümü, üzerinde sadece 4 bin 100 ağaç fakat hiçbir yapı olmayan boş yemyeşil şehir toprağıdır. Bu pırlantayı; Özelleştirme Yüksek Kurulu, (Başbakan Erdoğan, Maliye Bakanı Şimşek, Devlet Bakanı Babacan, Ulaştırma Bakanı Yıldırım, Devlet Bakanı Yılmaz) Maliye Bakanlığı’na “hibe etme” kararı verdi. Maliye Bakanlığı da bu pırlantayı 49 yıllığına kiralayıverdi. Ortada üniversite yok. Kuracak olanın adı var. Şanı, şöhreti, yakınlığı var. Kuracak olan vakfın şimdiki başkanı, Yeni Şafak Gazetesi yazarı Prof. Dr. Mustafa Özel, önceki başkanı ise Dışişleri Bakanı olan Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’dur. Bunu yazmazsak ne yazacağız?          l Necati Doğru / Vatan

* * *

O soru öyle değildi
“Bir çifte standart gözlerden kaçıyor. Subaylar rekor sayılarla içeri alınırken, aralarında halkın seçtiği belediye başkanları da olmak üzere 1500’e yakın BDP’li yönetici ve üyenin tutuklanmasına neden kimse itiraz etmiyor?” diye soran ve bu manzaranın nedeninin “Türkiye Türklerindir” anlayışı olduğunu savunan Amberin Zaman’ın kafası epey karışmış olmalı...
“Bir çifte standart gözlerden kaçıyor. Teröristler ayaklarına götürülen mahkemede, işledikleri suçlardan pişman olmadıklarını söyledikleri halde serbest bırakılırken, askerler neden haklarındaki iddialardan dolayı ifade vermeden önce, günlerce gözaltında tutuluyor? Bu da Türkiye Türklerindir diye mi?” diyecekti...

* * *

MİNİ YORUM
Tasmalı köpek sanıyor olmalı
Gazete patronlarına muhalif yazarların kalemini kırın mesajı veren Başbakan, “Sahip çıkamıyorum diyemezsin bunun sorumlusu sensin. Köşende yazı yazanın maaşını sen veriyorsun” dedi. İktidar kendilerini maaşa bağladı diye, kalemlerinden yağdan başka birşey damlamayanlar Erdoğan’ı iyi alıştırmışlar; baksanıza “gazeteci”yi, boynunda tasma takılı bekçi köpeği sanmaya başlamış...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş