Truva Atı Kemal Derviş yeniden sahnede

Savaş SÜZAL

Geçenlerde Kanal D’de Genç Bakış adlı programı izliyorum. Konu AKP ve Erdoğan’ın medyaya baskısı. Konuşmacılar arasında Derya Sazak ile Turgut Özal’ın oğlu Ahmet Özal var. Bir de program arasına serpiştirilen basın özgürlüğüyle ilgili koca koca laflar eden, Mehmet Ali Birand, Ertuğrul Özkök, Güneri Cıvaoğlu. Gerçekte, basına o kadar zarar veren ve basın özgürlüğü konusunda en son konuşması gereken kişiler.
Onları görünce neler hatırladım neler? O Mehmet Ali Birand, New York’ta bir barda sayın Rauf Denktaş’ın kendisine “O çocuğu” demesini haber yapan TV 8’in o zamanlar ABD muhabiri Yılmaz Polat’ın işine son verilmesini rahmetli Turan Yavuz’dan isteyen kişiydi.
O Güneri Cıvaoğlu ki Turgut Özal’ı, kızı Zeynep davulcudan ayrıldığı yıl New York’ta izlerken, basın toplantılarına benim girmeme sinirlenip İstanbul’a Zafer Mutlu’ya telefon açıp benim işten atılmamı isteyen kişiydi.
Ahmet Özal, babasının medyaya saygılı olduğunu söylüyordu. O Turgut Özal, Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Zafer Mutlu’yu arayarak, bir yazısına kızdığı Uluç Gürkan için “o p...gi atın” diyen, Zafer Mutlu’nun da sanki gazete onlarla doluymuş gibi “Hangi p... efendim” diye sorduğu kişiydi.
Özal zamanında danışman olan Bülent Şemiler, New York’ta Peninsula Oteli’nde asansörde yazdığı bir yazı yüzünden Milliyet gazetesinde yazar olan Derya Sazak’a saldırmıştı. Derya hatırladı mı acaba bu olayı, biz de aynı asansördeydik?
Şimdi bunlar kalkmış, basın özgürlüğünden söz ediyorlar. Sizler değil misiniz bu duruma zemin hazırlayan, bu tür gazeteciliğin temellerini atanlar. Bunlar basın özgürlüğü konusunda en son konuşması gereken kişiler. Türk medyasındaki bu kişiler şimdi patronlarına saldırıldığı zaman akıllarına geldi basın özgürlüğü konusu. Onun için, susun oturun.
Bu arada bir haber dikkatimi çekti. Ecevit koalisyon hükümetini birbirine katan ve sonunda dağılmasına neden olan Amerika’nın ‘Truva Atı’ Kemal Derviş, emekli olup Türkiye’ye dönüyor ve Sabancı Üniversitesi’nde bir işe giriyormuş. Bu haber bende birçok eski anıyı canlandırdı.
Herkesin bildiğinin aksine, Kemal Derviş’i Türkiye’ye getirten, rahmetli Sakıp Sabancı’ydı. İlk görüşmelerini ve Dünya Bankası’ndayken bir araya gelip fısır fısır konuşmalarını unutmadım, resimleri bile var. O tarihlerde bu geliş Akbank’a 4 milyar dolara yakın bir para kazandırmıştı.
Bugünlerde Kemal Derviş’in Türkiye’ye dönüşü aslında önemli sinyal. Daha önce de söylemiştim, kendisi ABD’nin ‘Truva Atı’ diye. Ecevit başbakanken ve kendisi de bakanken patronundan gizlice, Beyaz Saray’da Ulusal Güvenlik Danışmanları ile görüşmüş ve Ecevit aradığında telefonlarına çıkmamıştı.
Daha sonra Ecevit’in partisini parçaladı, basın özgürlüğünden söz eden Aydın Doğan ve Ertuğrul Özkök ile birlikte Almanya’da Mesut Yılmaz ve Hüsamettin Özkan ile birlikte Ecevit’i hasta diye devre dışı bırakacak bir sivil darbe veya hükümet değişikliği planlamışlardı.
Şimdi bu aralar Kemal Derviş’in Türkiye’ye dönmesinin kendi rızası ile değil patronlarının talimatıyla gerçekleştiğine inanıyorum. Tayyip Erdoğan’ın bağırıp çağırmasından da anlaşılacağı gibi AKP, belki belediyeleri alacak, ama Türkiye genelinde büyük bir oy kaybına uğrayacağa benziyor. Daha önce ANAP’ta gördüğümüz gibi bu da partinin dağılmasına neden olabilir. Kemal Derviş’in Erdoğan’dan sonra meydana gelebilecek bir siyasi oluşum için hazır tutma amacıyla Türkiye’ye gönderildiğini sanıyorum. Bu da ABD’nin şimdiden Erdoğan sonrasının hesaplarını yaptığını gösteriyor.
İşte tüm bu anlattıklarım açısından geleceğe umutla bakmak istiyorum. Bu ara Kemal Derviş geliyor diye zil takıp oynayan bizim cahil arkadaşlarımıza baktıkça gamlanmıyor da değilim ya. Olsun! Ama kadere bakın ki, basın özgürlüğünü savunmak kime kaldı, işte bu içimi acıtıyor.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş