TSK’nın açıklaması siyaset değildir

Armağan KULOĞLU

Türkiye’deki bölücülük/Kürtçülük hareketleri yeni değildir. Cumhuriyet öncesinde de var olup, Cumhuriyet kurulduktan sonra da özellikle isyanlarla kendini göstermiştir. Bölücü/Kürtçü hareketler daha sonra 1960’lı yılların sonlarına doğru sol düşünce ve eylemler olarak, “Doğu sorunu” adı altında yeniden ortaya çıkmış, 1984’den itibaren de PKK terör örgütü ile silahlı propaganda faaliyetlerine yönelmiştir.
Bu örgüt silahlı eylemlerle “Kürtçülük”  konusunda iç ve dış kamuoyunun dikkatini çekerken, silahlı gücünü arttırmış ve TSK ile bire bir mücadeleye girişmiştir. Mücadelenin boyutlarını, önce kurtarılmış bölgeler elde etme, sonra bu bölgeleri koparma düşüncesine kadar tırmandırmış, sürecin sonunda yenilmiş, bir müddet gündemden düşmüş, ancak 2004 yılından itibaren yeniden gündeme oturmuştur.
Zaman içinde mücadele, terör ile birlikte siyasi alanda baş göstermeye başlamış ve son zamanlarda bölücü/Kürtçü siyaset, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ulus devlet, üniter devlet anlayışını tehdit eden bir duruma gelmiştir.
Küreselleşmenin hedefi ulus devletler ve üniter yapılar olduğuna göre, bu olgu da tehdidi artıran bir faktördür. Terör örgütü de, siyasetin tıkanması durumunda aktifleştirilecek bir tehdit aracı olarak muhafaza edilmektedir. Hareket, İmralı’dan da yönlendirilmekte ve yönetilmektedir.
Ülkemizin yapısının, yönetiminin, rejiminin değiştirilmesine yönelik faaliyetler gittikçe artmıştır. Ülke içinde bir Demokratik Özerk Kürdistan kurulması, bu yapı içinde ayrı meclis, yönetim, bayrak, sembol, savunma gücü, dil, eğitim kuruluşları ve futbol ligine kadar uzanan bir düzene geçilmesi konusu gündemdedir. Şimdilik devletin ve ülkenin imkânlarından yararlanmak için bölünmeyi düşünmediklerini söylemeleri anlamsızdır.
Bu düşünceler açık, çekinmeden ve fütursuzca dile getirilmektedir. Medyada tartışma konusu haline getirilip, propagandası yapılmaktadır. Kamuoyu oluşturulmaya, toplum değişim ve dönüşüme alıştırılmaya çalışılmaktadır. Hatta bazı yazarlar ve konuşmacılar, bölücülük/Kürtçülük yapanlara, “düşüncelerin açıklanmasında hızlı davranıldığı, bu nedenle tepkiler oluştuğu, düşüncelerin ve eylemlerin toplumun hazmetme kapasitesi dikkate alınarak alıştıra alıştıra yapılması gerektiği” yönünde telkin ve tavsiyelerde bulunmaktadırlar.
İçinde bulunduğumuz durum, anayasal kurumların, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin varlığını, bütünlüğü, kuruluş felsefesi olan ulus devlet, üniter devlet anlayışını tehdit eden bu tehlikeye karşı, daha etkin tedbir almasını gerektirmektedir. Konu doğrudan bir beka ve güvenlik konusudur. Ülkenin güvenliğinden de tabiidir ki birinci derecede yönetim sorumludur.
Güvenliği sağlayacak anayasal kurumların başında da TSK gelir. TSK’nın bu konudaki endişelerini belirtmesi, ülkemizin kuruluş felsefesinin esaslarından yana olduğunu açıklaması ve devlete olan güven duygularını arttırması yönündeki davranışları yadırganmamalı, bilhassa bundan memnun olunmalı ve desteklenmelidir. Çünkü bu husus kesinlikle siyaset değildir. Her bir anayasal kurumun ve hatta tüm vatandaşların görevidir.
Bölücülere dahi bu kadar sert tepki gösterilmezken, yaptıkları demokrasinin gereği olarak algılanırken, demokrasiye ve hukuka saygılı olduğunu defalarca ifade eden TSK’ya neden bu kadar tepki gösterildiğini anlamak mümkün değildir. Özellikle bölücü siyaset yapanların, demokrasiyi ileri sürerek TSK’ya karşı yaptıkları kışkırtmalar dikkat çekicidir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş