TTK’da neler oluyor?

Ümit ÖZDAĞ

Türk Tarih Kurumu garip bir süreçten geçiyor. Tarihçiler Türk Tarih Kurumu’nun hazırlanan yeni yasası ile Başbakanlığa bağlı bir şube müdürlüğüne dönüştürüldüğünü düşünüyorlar. Kurumun yeni başkanı Prof. Dr. Metin Hülagü ise tarihçilik adına garip çalışmalara imza atarken, kurum AKP eksenli ideolojik bir çalışma süreci içine girmiştir. Türk Tarih Kurumu’nun resmi internet sitesine verilen bağlantıda kendi internet sitesi akademik yaşamı konusunda şöyle denmektedir: “1981-1985 yıllarında Marmara Üniversitesi’ne devam etti.” Bu açıklamadan Hülagü’nün hangi lisans eğitimini aldığı anlaşılmamaktadır. Devamla “1985-1987 yıllarında Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde mastır yaptı.” denilmekte.
Hülagü’nün hangi bilim dalında yüksek lisans yaptığı ve tez konusu da buradan anlaşılmamaktadır. Ancak akademik camia, Hülagü’nün lisans ve yüksek lisans tezlerinin ilahiyat olduğunu açıklamaktadır. Hülagü, doktorasını tarih dalında ve  “Gazi Osman Paşa” ile ilgili yapmıştır. Bir akademisyenin lisans ve yüksek lisans çalışmalarının dışında bir alanda doktora yapması mümkündür ve makuldür ancak gizlemesi gariptir. İlahiyat veya arkeoloji lisans-yüksek lisans akademik arka planı ile bir akademisyen, iyi bir tarihçi olabilir.
Ancak, Hülagü’nün iki tarih analizi beni, meslekten tarihçi olmayan ancak 1774 sonrası Türk siyasi tarihini iyi okuyan birisi olarak ciddi şekilde düşündürdü. Hülagü, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Kuruluş ve Gelişmesinde Hizmeti Geçen Türk Dünyası Aydınları Sempozyumu Bildirileri (23-26 Mayıs 1996- Kayseri, 1996, s.301-302) adlı kitapta yayınladığı “İngilizlerin Gözüyle Ahmet Ağaoğlu” başlık bir buçuk sayfadan daha az olan sadece İngiliz Publik Record Office’den bir belgenin tercümesini aynen vermekten ibarettir. Burada Türk düşünce hayatının büyük ismi Ağaoğlu’na,  “Yahudi, Rus provokatör ajanı, İngiliz sempatizanı” gibi ipe sapa gelmez istihbarat kayıtları hiçbir süzgeç, eleştiri, değerlendirmeden geçirilmeden sunulmuştur. Keza Hülagü, Türk Tarih Kurumu’nun sitesine koydurduğu bir bildirisinde şöyle demektedir: “600 yıllık Osmanlı devletinin en çok konuşulan dönemi Abdülhamit dönemidir.” Bunun farklı sebepleri vardır. Hüküm doğrudur ama yorum yanlıştır. Abdülhamit döneminde denizcilik ihmal edilmiştir, donanma Haliç’te çürümeye terk edilmiştir ama şuurlu bir terk ediştir, bilerek yapılmıştır ve öyle yapılması gerektiği için öyle yapılmıştır. Yoksa bir ihanet, gaflet ve donanmayı hakikaten çürütme niyeti yoktur. İhmal edilmiştir, çünkü Abdülhamit dönemi donanmanın işe yaramadığı bir dönemdir. Sınırlarımıza, denizle olan münasebetimize, mali yapımıza teknolojik alt yapımıza baktığımızda Abdülhamit döneminde donanmanın ihmal edilmesi gerekmekteydi. Doğrusu 2. Abdülhamit Han’ı büyük bir sultan olarak görürüm ve örneğin 17. Yüzyılda yaşasa idi Osmanlı’nın en büyük padişahlarından birisi olacağına inanırım. 19. Yüzyılın o şartlarında dahi büyük işler yapmıştır. Ancak donanma politikası duygusal ve yanlıştır. Osmanlı devleti Trablusgarp savaşında ve Balkan savaşında donanmaya sahip olmamanın cezasını çekmiştir. Özetle, Hülagü’nün ismi Türk tarih camiasında veya dünya tarihçileri arasında duyulmadı ise bunun nedeni vardır.
Daha ilk günden Hülagü, Türk Tarih Kurumu’nun kartal olan amblemini Türklerin milli ambleminin kartal olmadığını iddia ederken gündeme gelmiştir. Oysa bu hem yanlıştır hem de Hülagü’nün uzmanlık alanı itibarı ile bildiği bir husus değildir. Hülagü’nün başkanlığı döneminde TTK çalışmaları belirli bir alana, ideolojik bir vurgu ile yoğunlaşmış görünmektedir. Abdülaziz, Vahdettin, Abdülhamit, Kürtler, Afrika v.b. Bunlar kurumun resmi internet sitesinde rahatlıkla izlenebilir. Hülagü Başkan 10 Kasım’da Stockholm’de Atatürk’ü anma toplantısında Abdülhamit konferansı vermeyi de başarmıştır.  Dilerim bu konferansta Atatürk’ün, Abdülhamit Han’ın baskıcı politikalarını eleştiren bir gazeteciyi Dolmabahçe’ye çağırarak;  “Sen o dönemi bilmezsin. Abdülhamit, devleti bir arada tutmak için az bile yaptı”  dediğini de anlatmıştır.
Bir başka ilginç husus ise TTK sitesi içinde hazırlanan “Vahdettin, Ayrılış” adlı kısa film. Tarihin tamamen çarpıtıldığı, bilime takla attırıldığı bir film. Bunca üniversite ve tarihçi olmasına rağmen bu iddiaları savunan bilimsel dergilerde tek bir makale yayınlayamamışlardır. Buna karşın bu saçma fikirler, kurumun Atatürk’ün mirasından gelen kaynağı ile çarçur edilmiştir. Esas skandal; bu filmin proje tasarım danışmanı İsmail Orakçıoğlu bir tarihçi değil. İsmail Orakçıoğlu, Bilgi Üniversitesi’nde Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu/Uluslararası Lojistik ve Taşımacılık Bölümü/Uluslararası Lojistik ve Taşımacılık/Öğretim Üyesidir.
Öte yandan Türk Tarih Kurumu başkan yardımcılığına ise emekli din öğretmeni ve camiada saygı duyulan bir ağabey olarak nitelendirilen Ahmet Belada atanmıştır. Gülşehir Haber Express sitesi bu atamayı “Nevşehir’in kanaat önderlerinden Ahmet Belada, TTK Başkan Yardımcılığına atandı” diye duyurmuştur. Hayırlı olsun. Ne diyelim. İzliyoruz ve üzülüyoruz.   
Bugün Aydınlar Ocağı’nın düzenlediği bir panelde Eminönü Halk Eğitimi Merkezi’nde saat 14.00’te Türkiye’nin içine sürüklendiği süreç ile ilgili konuşacağım. Bütün okurlarımı beklerim.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş