Türk Birliği ve Özal’ın ölümü

Kürşad ZORLU

Sekizinci Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal’ın söz ve davranışları, meselelere yaklaşım biçimi ve pek çok radikal uygulaması ile yönetim tarihimizin en önemli şahsiyetlerinden birisi olduğu söylenebilir. Özal’ın 17 Nisan 1993 tarihinde dış yurtlardan döndükten hemen sonra vefat etmesi, başta Türk dış politikası olmak üzere ülkenin genel paradigmasında ciddi kırılmalar meydana getirdi. Sevip, sevmemek, inanıp, inanmamak ayrı bir konudur; ancak Turgut Özal’ın Türk Dünyasında meydana getirdiği etki, bıraktığı izler ve bugün basınımıza yansımayan pek çok hususu yerinde görmüş ve dinlemiş birisi olarak bir konuda hakkını teslim etmek lazım. Özal’ın Türk Cumhuriyetlerini birkaç dakika içerisinde  “tanıma”  kararı bile hâlâ o topraklarda kullandığımız sermayenin başında gelmektedir. Peki bu yaklaşım Özal’ın Türk Milliyetçisi olduğu sonucunu getirir mi? Elbette tartışılır... Nitekim Özal’ın bu konuda eleştirilecek pek çok icraatı vardır. Özal, sanırım o günün şartlarında söz konusu coğrafyanın gelecekteki güç ve potansiyelini görmüş; bu gücü Türkiye’nin temel bir dış politika enstrümanı haline getirmek istemişti. Böylelikle henüz Türk Cumhuriyetlerini tanıma ve anlama sürecine girememiş olan ABD ve AB kanadı Türkiye üzerinden bölgeye geçiş yapmak zorunluluğu ile karşılaşmıştı. Zira Türk Cumhuriyetlerinin bütün kurucu liderleri Özal’ı “ağabey”  olarak kabul etmişler ve Türkiye’nin yolundan yürümeye dönük tavır ortaya koymuşlardı.

“Özal çağdaş Turancıydı”
Özal’ın koruma müdürü Musa Öztürk, Yankı Dergisindeki röportajında (Mayıs 2005) şöyle diyor:  “Özal Orta Asya Türklüğü ile Anadolu Türklüğünün entegrasyonu çalışması içindeydi. Türklerin entegrasyonundan yanaydı ve çağdaş Turancıydı.”  Öztürk, ayrıca Bush ve Özal’ın Kerkük konusunda anlaştığını, Fransa oyunu bozmasaydı Kerkük’ün alınacağından bahsediyor. O dönemde ajans olarak Özal’ın tanıtım çalışmalarını düzenleyen Yavuz Kaya ise 8. Cumhurbaşkanı’na yakın birisi olarak sık sık görüşüyordu. Kaya, Özal’ın Türk dünyasına bakışını anlatan bir anekdotu aktardı: Yer, Antalya’da bir tatil köyü. Odada merhum Özal ve eşi Semra Hanım’ın yanı sıra Özel Kalem Müdürü Fevzi İşbaşaran da var. Kurban Bayramı için ziyaretler yapılıyor. Yavuz Kaya ise Özal’ın hemen yanında ve saatlerce bu görüşmelere tanıklık ediyor. Bir ara dönemin bakanlarından Mehmet Kahraman geliyor. Özal, Bakan’a kızıyor, sitem ediyor, ağır konuşuyor. Kabineyi de hedef alarak,  “Türk dünyasını ihmal ve göz ardı ettiniz. Sizin yüzünüzden Türk dünyası seyahatine çıkıyorum” diyor. 

Gerçek mi? Komplo teorisi mi?
Özal’ın ölümünün ardından  “ölmeseydi Türk Birliği’ni kuracaktı”  şeklindeki değerlendirmeleri başta Türkiye olmak üzere Türk dünyasının her yerinde duymuşumdur. Hatta o dönemin bakanlarından birisi Özal’ın Türkmenbaşı’na  “Hazırlanalım ve AB’ye benzer bir Türk Birliği kuralım” şeklindeki çağrısından bahsetmişti. Muhakkak ki bütün bunlar sadece birer iddia ve ihtimal. Üstelik belirtilen sözlerin asıl sahipleri hayatta değiller.  “Türk dünyası gezisi ve Özal’ın ölümü”  arasında ilişki kurma girişimleri fısıltı misali kulislerde dolaşmaya devam ediyor. Yani Özal, Türk Birliği kurmak istediği için mi öldürüldü? Belki gerçek belki de tam bir komplo teorisi... Fakat çok açık ki böyle bir iddianın ihtimali bile insanın kanını dondurmaya yetiyor.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş