Türk devlet geleneğinde adâlet...

A+A-
Ahmet SEVGİ

Hürriyet şâirimiz Namık Kemâl bir beytinde şöyle der:
“Bulunmazsa adâlet milletin efrâdı beyninde//Geçer bir gün zemîne, arşa çıksa pâye-i devlet.”
(Milletin fertleri arasında adâlet olmazsa, devletin pâyesi arşa çıkmış olsa bile bir gün muhakkak yerin dibine geçer.)
Dikkat edilirse burada, devletin yükseliş ve çöküşünün, adâlete verilen önemle doğru orantılı olduğu ifade edilmektedir. Gerçekten de, milleti ayakta tutan adâlet duygusudur. Adâletin olmadığı yerde zulüm vardır, haksızlık vardır. Zulümle haksızlıkla pâyidar olmak mümkün mü?
Osmanlı tarihi incelendiğinde, padişahların bu gerçeğin idrâki içinde oldukları görülür. Nitekim başta Osman Gazî olmak üzere, ilk üç padişah, haleflerine bıraktıkları vasiyetlerde “adâlet” üzerinde ısrarla durmuşlardır.
İşte söz konusu vasiyetlerden birkaç beyit:
“Adlile bu âlemi âbâd kıl//Resm-i cihâd ile beni şâd kıl//Râh-ı cihâd içre idüp ictihâd//Memleket-i Rûm’da kıl adl u dâd//Hıfz-ı reâyâya çalış rûz u şeb//Tâ ki karîn ola sana lütf-ı Rab” (Osman Gâzî)
“Çü istiklâl buldun saltanatda//Adâlet eyle dâim memleketde//Garaz nâm-ı nigûdur ana çalış//Kimesne itmesün cevrinle nâliş//Kaparsan arsa-i adl içre kûyı//Bulursun bî-gümân nâm-ı nigûyı. (Orhan Gâzi)
“Adl ki sermâye-i şâhîdurur//Mevhibe-i fazl-ı İlâhîdurur//Güm-reh ider zulmet-i zulm âdemi//Şeh ki sitem ide yıkar âlemi//Şeh ki mühimsâz-ı halâyık değil//Zıll-ı İlâh olmağa lâyık değil.” (Murat Hudâvendiğar)
İlk Osmanlı hükümdarlarının “vasiyetleri”nde adâlete yapılan bu vurgu bence yerinde bir harekettir. Çünkü Türk devlet geleneğinde, yöneticiler için gerekli görülen en önemli vasıf “âdil olmak”tır. Göktürklerden Karahanlılara, Selçuklulardan Osmanlılara kadar Türk devletlerinin yükseliş dönemlerinde devlet adamlarının, “âdil olma” ve “halkı hakkâniyetle yönetme” düşüncesini dâima ön planda tutmuş olduklarını görüyoruz. Hatta milletimizin ” yükseliş” ve “çöküş” devirleri bir grafikle gösterilse, bu “iniş” ve “çıkış”ların, adâleti sağlamakta gösterdiğimiz “zaaf” ve “başarı”larla örtüştüğü görülecektir.
Adâlet mülkün temeli, yöneticilerin de sermâyesidir. Adalet olmadan ülkeyi yönetmek mümkün değildir. Topla tüfekle yeni topraklar fethedebilir, ekseriyeti sağlayarak iktidar olabilirsiniz. Ancak, iktidarınızı koruyup ülkeyi yönetebilmeniz için “adalet”ten şaşmamanız gerekir. Aksi halde er veya geç toplumda huzursuzluklar baş göstermeye başlar.
Şâir doğru söylüyor:
“Olmasa adl reâyâ durmaz//Adlsiz çetr ikâmet kurmaz//Adldir asl-ı nizâm-ı âlem//Adlsiz saltanat olmaz muhkem.”
Diğer taraftan, devlet yönetimi ile ilgili eserlerimizde de “adâlet” konusuna geniş yer ayrılmıştır. Bu konuda ilk Türkçe “siyâsetnâme” kitabı olarak niteleyebileceğimiz Yusuf Has Hacib’in kaleme aldığı “Kutadgu Bilig”de hükümdar Kün-toğdı’nın adâleti sembolize ediyor olması tesadüfî değildir.
Kısacası; adâlet sosyal hayatın rûhudur. Rûh olmadan beden ayakta durabilir mi? Unutmayalım, adâletin olmadığı toplumlar her zaman huzursuzluğa ve kargaşaya gebedir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları