Türk Dışişlerine sesleniyorum

Kürşad ZORLU

Fransa meclisi tarafından kabul edilen sözde “soykırımı inkâr kanunu” senatodan geçtiği takdirde Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin önüne gelecek. Sarkozy’nin dengesini yitirmiş ruh hali ve tarihsel komplekslerle kafasında oluşturduğu “Türkiye ve Türkler” algısı, yasanın kendi inisiyatifine bırakılması için elinden geleni yapacağını işaret ediyor. Konunun uzmanları Senato’nun da bu temelsiz yasaya onay vermesini kuvvetli ihtimal görüyor. Fransa, AB’nin iki büyük gücünden birisi olarak tavrını ortaya koymuş ve Avrupa Birliği müktesebatına göre diğer üye ülkeleri de bu ayıba ortak etmiştir. Zira AB’nin 2007 yılında kabul ettiği çerçeve karar, ırkçılık ve soykırım suçlarına karşı birlikte mücadeleyi içeriyor.
Şu ana kadar sözde Ermeni soykırımını kabul eden ülkelerin Rusya, Kanada, İtalya, Hollanda, İsviçre, Belçika, Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi, Lübnan, Vatikan, Litvanya, Uruguay, Şili ve Arjantin’den oluştuğu görülüyor. ABD Başkanı Obama ise 24 Nisan açıklamasında “96 yıl öncesinde, 20. yüzyılın en kötü mezalimlerinden biriyle sonuçlanan korkunç olayları ciddiyetle hatırlıyoruz” diyerek sözde Ermeni soykırımıyla ilgili örtülü bir kabul içerisinde olduğunu ortaya koymuştu.
Doğrusu bu duruma bir anda gelinmedi. Ermenistan konuyla ilgili hiçbir adım atmadığı halde Türkiye’nin direncini kıran söz ve davranışların sergilenmesi Ermeni diasporasını daha da kenetledi. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu “Balkanları, Kafkasları ve Hazar Bölgesini, Karadenizi, Doğu Akdeniz’i, Orta Doğu’yu ve Körfezi içine alan komşu bölgelerde refah, istikrar ve güvenin sağlanması amacıyla proaktif bir diplomasi izlenmesi şart” diyor. Fakat Bakan Davutoğlu’nun “proaktif” olabilme gayretlerinin bazı kavramsal boşluklar içerdiğini anlamak zor değil. Acaba Türkiye son dönemde kendisiyle ilgili hangi diplomatik sorunu ya da kargaşayı daha çıkmadan önleyebilmiştir? Bu köşede Ahmet Davutoğlu’nun Dışişlerinin yeniden yapılandırılmasına ilişkin düşüncesine olumlu baktığımızı ifade etmiştik. Ne yazık ki Türkiye’nin diplomasi ve lobicilik anlayışında nitelikli bir değişim olmamıştır.
Aslında Türkiye’nin bugün içine düştüğü üzücü durumun gözden kaçırılan farklı bir arka planı var. Bu iş sadece siyasilerin ve hantal bürokrasinin becerebileceği bu konu değil. Diplomatik temsilciliklerinizin ve Kamu Diplomasisinin çağı okuyan, teknoloji ile donanmış ve “tipik memur” sıfatından uzaklaşmış kişilerle yürütülmesi gerekiyor. Bırakın ABD’yi ya da Avrupa’yı; Orta Asya’daki temsilciliklerimizin bile bu konuda istenilen nitelik ve zemine sahip olmadığını ifade etmek mümkündür. 2007 yılında Başbakan Erdoğan’a sunulmak üzere hazırlanan “Lobi ve Tanıtım” projesinin akıbetini merak ediyoruz. Günümüzde “diaspora ve tanıtım” kavramlarının sadece memurlar eliyle yürütülmesinin ne kadar sakıncalı olduğunu görmek ve anlamaktan başka bir çare yoktur. Bakınız aradan kaç hükümet geçti. Dünyaya gerçekleri anlatacak bir sinema filmi bile çekilemedi. Türkiye’nin hangi ülkede kaç tane o ülke vatandaşı olan köşe yazarı, medya mensubu ve düşünen insanı olduğunu biliyor musunuz? Böyle bir havuzunuz var mı? Eğer yoksa daha kaç tane “proaktif” kaza yaşamayı düşünüyorsunuz.

 


Bugün saat 13.30’da Giresun Üniversitesi Rektörlük salonunda “Kırgızistan’ın Geleceği” konulu panelde bir konuşma yapacağım. Giresun’daki okuyucularımı bekliyorum.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş