Türk dünyası bu beladan kurtulabilir mi?

Kürşad ZORLU

Tüm ekonomik sistemlerin belası olan rüşvet ve yolsuzluk, geçmişten bugüne ilkel ve modern toplumların temel bir sorun alanı haline gelmiştir. Giderek derinleşen, farklılaşan ve kabuk değiştiren bu sorun, kıt kaynakların israfına, göreli eşitsizliğe ve dolayısıyla ciddi bir milli gelir kaybına sebep olmaktadır. Bakıldığında otoriter ülkelerin daha yüksek rüşvet ve yolsuzluk oranına sahip olduğu görülüyor. Bu çerçevede yolsuzluklara karşı farkındalığı artırmayı amaçlayan Transparency International, her yıl yolsuzluk algısına göre bir sıralama yayınlıyor. 180 ülke arasında Türkiye’nin 64. sırada bulunduğu 2009 yılı raporunda Rusya, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Özbekistan en yüksek ilk 40 sırada yer alıyor. Rusya’yı da konuya dahil etme sebebimiz söz konusu ülkelerin yüzyıla yakın bir zaman Sovyet kültürü ile yoğrulmuş olmasıdır. Dolayısıyla meydana gelen sonucun en önemli faktörü SSCB döneminden kalan alışkanlıklar ve toplum muhtevasına yerleşmiş önemli sosyo-kültürel belirtilerdir. Diğer yandan aynı raporda en az yolsuzluk oranına sahip ilk 20 ülke içerisinde Müslüman ülke bulunmuyor. Aksine yolsuzluğun en az olduğu ilk 10 sırada  “dinsizlik”  kavramının yoğunlaştığı ülkelerden söz ediliyor. Başka bir gösterge de zenginleşme düzeyi ile yolsuzluk sorunu arasındaki ilişkinin kesin olarak kanıtlanamayışı. Zira ilk sıralardaki ülkelerden daha zengin olanların, daha aşağı sıralarda yer aldığı söylenebilir. Demek ki problemin ortadan kaldırılmasında dini vurguların ağırlaştırılması da kesin çözüm değil. Yani bir ülke (göreli olarak) daha az Müslüman ve daha az zengin olsa bile daha az yolsuzluk oranına sahip olabiliyor. 

Yalan makinesi bir sembol
Kırgızistan, Türk cumhuriyetleri içerisinde yer altı kaynağının yetersizliği, dış yatırım oranının gerilerde kalışı ve uluslararası imaj sorunu açısından ön plana çıkıyor. Çeşitli dönemlerde önlemler alınmaya çalışılsa da sorunun kaynağına yoğunlaşılmadığından etkili sonuçlar meydana getirilemiyor. Son olarak çiçeği burnunda devlet başkanı Otunbayeva, kamu görevlileri için yalan makinesine başvurulacağını açıkladı. Makine, ilk olarak gümrük görevlileri ve üst düzey yöneticiler üzerinde uygulanacak. Bu yöntem halen 70’e yakın ülkenin çoğunlukla güvenlik ve istihbarat örgütlerinde kullanılıyor. Bir araştırmaya göre bu aletle her 100 kişiden 20’si (%20) doğru söylediği halde yalan söylemiş gibi görülüyor. Yani soruları soran kişi, sorulan ortam ve diğer faktörlerin etkisi göz ardı edildiğinde ciddi tespitlerin yapılabilmesi mümkün. Böyle bir çözümün, ancak hedeflenen kişi sürekli takip edildiğinde yüksek doğruluk oranına ulaşacağı ifade edilebilir. Değilse bir kerelik testler yanıltıcı olabilir.

Kesin çözüm ne?
Meseleye Türk dünyası kapsamında baktığımızda çözümün her ülkenin kendi yönetim ve hukuk sisteminde saklı olduğunu belirtmek gerekir. Bunun için otoriter yapının  “yönetişim”  odaklı bir seyir izlemesi, gelir adaletsizliği ve işsizlik ile mücadele edilmesi, cezaları ağırlaştırarak uluslararası hukuk sistemi ile entegrasyonun sağlanması ve en önemlisi de sosyo-kültürel bir değişim gerekiyor. Peki bunlar hemen olacak şeyler mi? Muhakkak ki değil... Fakat zamana ve mekana yenik düşmeden kararlı davranmak ve gerçeklerden kaçmamak çözümün başlangıcı gibi gözüküyor.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş