“Türk Dünyası” kavramının tasfiyesi (mi)?

Kürşad ZORLU

Dünyadaki Türk temelli devlet ve toplumların kendi aralarındaki ilişki biçiminin farklı adlarla seslendirilmeye başlanmasının bugün yaşadığımız gündemden tamamen soyutlanması mümkün değildir. Çünkü Türk Dünyası kavramı uzun süre birbiri ile iletişim kuramamış ve ayrı bırakılmış toplumların bağımsızlıklarını elde etmelerinin ardından öz kimliklerinin gösterdiği yolda ilerlemeleriyle ivme kazanmıştır. “Türk” demek yalnızca Türkiye demek değildir. Eğer öyle olsaydı 250 milyon insanın temsilde bile olsa bir arada bulunuşunun açıklanması zorlaşırdı. Türk denildiğinde ırk, soy ve mezhep yerine, kültür ve ortaklık bağlarının ön plana çıkmış olması Türk Dünyası alanının genişleyebilmesinin de en önemli sebebidir. Zira adına birlik denilen bir organizasyonun devam edebilmesi için genetik bir üstünlüğünün olmaması beklenir. Meseleye böyle bakıldığında Türkiye, süreç içerisinde diğer cumhuriyetlere nazaran daha avantajlı, gelişmiş ve temsilde üstün konumdadır. Ancak bu birleşmeyi doğuran yegane zemin Türklük kavramıdır ve Türklük bir bilinçlenme meselesidir. Birey, kitle, toplum ve devlet... Nerede ve nasıl olursa olsun Türk kavramıyla ilgili bilinç düzeyi ve onu dolduran unsurların dağılımı Türk dünyası bütünleşmesini de yönlendirmektedir. 

 “Onlar kendisini Türk görmüyor”
Son zamanlarda çokça seslendirilen bu soru etrafında amacından saptırılan tartışmalar meydana getirilmektedir. Eğer birileri “ben kendimi Türk gibi görmüyorum” diyorsa, bunun koskoca bir millete mal edilmesi haksızlıktır. Bugün Türk cumhuriyetlerindeki demografik yapının durumu irdelendiğinde böyle kesimlerin olması son derece doğaldır. Ayrıca bu insanların bir kısmı bizim anladığımız Türklük kavramını değil, Türkiye Türklüğünü kastederek tepki göstermektedir. Nitekim bağımsızlığını elde etmiş, artık ekonomik olarak ayakta duran ve dünyanın iştahını kabartan bu ülkeleri Türkiye’ye bağlamak gibi bir niyet içerisinde olanların, derhal bu saplantıdan kurtulması gerekmektedir. Türk dünyasında kendisini Türk hisseden herkes eşit ve özgürdür. Bizi birbirimize bağlayan şey tarihimiz, kültürümüz, inanç ve duygularımızdır. Kaldı ki Türkiye’de Türklüğün bir alt kimlik gibi yansıtılmaya çalışıldığı bir dönemde bizim bu kardeşlerimize böyle yaklaşmamız acımasızlık olacaktır.

Yeni kavram “Türk dili konuşmak”
Yanlış anlaşılmasın. Bu ülkelerin  “Türk dili” kavramı etrafında ortaklaşmasından rahatsız olmuyorum. Ancak yetkilileri uyarıyorum. Türk Dünyası kavramını kullanmama düşüncesini  “onlar kendisini Türk görmüyor” yaklaşımına odaklamanın başka sorunları beraberinde getireceğine inanıyorum. Öyle ki o zaman birileri de “bizim dilimiz Türk dili, siz bunu konuşun” derse ki demektedirler; buna nasıl cevap vereceksiniz. Türk dünyasının şu anki gerçeklik bakımından iletişim dilinin Türkiye Türkçesi ya da başka bir Türkçe olmadığı açıktır. Öncellikle bu konudaki bilimsel ve diplomatik çalışmalar yetersizdir. O halde proje alternatiflerimizi neden kendi elimizle sınırlandırmaktayız? Türk Dünyası kavramı devlet başkanlarınca seslendirilmekteyken neden “Türk dili” kavramında ısrar ederek, diğer kardeşlerimize önermekteyiz? Eğer bu konuda bilinçli bir çaba varsa bölgemizde ve dünyadaki gelişmelerle bir bağlantı kurabilir miyiz?


------------------


Taziye: Türk dünyasına büyük hizmetleri olan Manas Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof.Dr. Kasım Karahan, Bişkek’te, görevi başında Hakk’ın Rahmetine kavuşmuştur. Başımız sağ olsun...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş