Türk Milliyetçileri, birleşiniz!

A+A-
Özcan YENİÇERİ

Erdemin kökeninin nezaket; ilkesinin sadakat; şartının da basiret olduğu söylenir. Basiret, temel bir erdem olmasına karşın çoğu kez en fazla unutulan ya da göz ardı edilen meziyetler arasında yer alır. Aristo, basireti “aklı başındalıkla ilgili bir erdem” olarak açıklıyordu. O, basireti “insan için iyi ya da kötü olan şey hakkında düzgün karar verebilmeyi ve bunun sonucunda uygun şekilde davranmayı sağlayan huy” olarak tarif etmişti.
Sağduyu diye de adlandırılabilecek olan basiret, iyi bir amacın hizmetindeki ön görüştür. Bu nedenle basiret tüm diğer erdemlerin koşuludur. Basiret olmadan diğer erdemler bir işe yaramaz. Basiretsiz bir kimse ne yapması gerektiğini bilmez, hedeflediği amaca nasıl erişeceğinden de haberi olmaz.
Bugünkü Türkiye’de erdem, değer ve ideal sahibi insanın önünde iki yol vardır; ya imkanlarını birleştirerek güç haline gelmek (iktidar olmak) ya da birbirini yiyerek tüketmek. Gelinen şartlarda üçüncü bir yolun olmadığı anlaşılmaktadır.
Bu bağlamda en kestirme yolu seçmek, en kötü yolu seçmek anlamına gelir. O da, aynı ideal sahiplerinin birbirlerini yok saymak ya da “hain” ilan etmeleridir. Güce güç katacakları hain ilan edip, yok sayarsanız; idealleri yok mertebesine indirgemiş olursunuz. 

Birleşmek ya da ayrışmak!
Ayrılığın buyruk altına girmek, parçalanmanın da yutulmaya hazır hale gelmek olduğunu tarih kaydediyor. Şairlerin “Öz yurdunda garip öz vatanında parya” hali ya da  öz yurdunda “hanümansız serseri” konumuna gelmek dediği hal yaşanmak istenmiyorsa, birlik olmak şarttır. Atalar bu yüzden yüzlerce yıldır hep şu ikazları yapmışlardır: Titreyiniz ve kendinize geliniz! Birbirinize düşmeyiniz! Davanızı terk etmeyiniz! Yabancıların armağan ve vaatlerine aldanmayınız! Oyuna gelmeyiniz!
Bilge Kağan’dan sekiz yüz yıl sonra ayrılığın, birbirine düşmenin ve tefrikanın nasıl bir tehdit olduğunu Yavuz Sultan Selim, bir mısraında şöyle anlatır.“Milletimde ihtilâfü tefrika endişesi/ Guşe-i-kabrimde hattâ bikarar eyler beni” der.
Ayır/buyur ve böl/yönet stratejisini izleyen düşmanların Türk milleti üzerinde nasıl bir tehlike yarattığını  da Mehmet Akif şöyle ifade eder: “Tefrika girmezse bir millete düşman giremez/ Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez”.
İstiklal Marşı’nın yazarı, birliğin, beraberliğin ve aynı amaç için yüreklerin çarpmasının sağlayacağı sonuçları da şöyle anlatır:
“Değil mi cephemizin sinesinde iman bir
Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir
Değil mi ortada bir sine çarpıyor, yılmaz
Cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz!”
İrfan sahibi Anadolu’nun aksakallı ihtiyarları “heybe dinli olmayın, torba dinli olun!”  diye telkinde bulunmuşlardır.
Milli birlik ve beraberlik, tarihe, topluma ve geleceğe karşı çok daha fazla sorumluluk duygusu içinde hareket etmeyi gerektirmektedir. Düşünenlerimizin bedeli olarak binlerce kurban vermiş olan  hareketlerin çeperlerini genişletmek gibi ağır bir sorumluluğu vardır.
Başarısızlığı, hatayı ya da yanlışı düşmanın sırtına yükleyerek zafer kazanmış bir orduya tarih henüz tanıklık etmemiştir. Zaferi, tarihi yeniden yazmaya değil yapmaya cüret edenler kazanmaktadır. Unutmamak gerekir ki, çağlar boyunca tarih, hep kendisini yapmaya cüret edenlerden taraf olmuştur. Başarmanın yolu birleşmekten, yenilginin ise ayrışmaktan geçmektedir. Türk milliyetçileri, birleşiniz!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları