Türk Müslümanlığı (Maturidilik)

A+A-
Mehmet GÜL

Cumhuriyet farklı bir rejim olmakla birlikte birçok esasta Osmanlının çağdaş yorumu, bazılarında ise devamıydı. Merkezileşme, milli devlete geçişi sağladığı gibi; milletleşme için de şarttır. Merkeziyetçilik milletleşmeyi parçalı hale getirir. 1800’lerin başında başlayan merkeziyetçilik, Cumhuriyetle daha planlı olarak uygulandı. Kanuni Esasi’deki Türkçe şartı devam ettirildi. Müslim gayrimüslim ayrımı, Osmanlı tarihi sürecinde Müslümanları birbirine yaklaştırıp kaynaştırırken gayrimüslimleri, çok hukukluk ve diğer ayrımlarla Müslümanlardan farklılıklarını devam ettirdi. Onun içindir ki; Atatürk “TC yi kuran halka Türk denir” diyor ve Osmanlıdaki “Müslümanlar bir millettir” şiarını Cumhuriyete taşıyordu. Hedef onlarla Türk milletinin Anadolu kolunu teşkildi. Ermenilerin tehciri ve mübadele bu konuda önemli imkanlar sağladı. Geriye, başarılı bir müdahale ile Türkü/Müslümanları Türkleştirmek kalıyordu. Bu ise bir mensubiyet bilinci vermekle mümkündü. Dilde, “Vatandaş Türkçe konuş” kampanyaları, iktisatta “Milli İktisat” ve “Ey Türk zengin ol” telkinleri ve yerli malı haftaları düzenlenmesi bu bab’dandır. Atatürk, Osmanlının zaaflarını da iyi tespit etmişti. Artık, saltanat enerjisini ve görevini tamamlamıştı. Hilafet, dinî olmaktan çıkmış, şeyhülislamlar son dönemde mason localarına girer olmuşlardı. Tekke ve zaviyelerin, tembel yuvası olması da işin cabasıdır. Din adamlarına yabancı servisler çoktan el atmış, yozlaştırmıştı. Yavuz’un Mısır’ı fethiyle başlayan Eşariye anlayışının Osmanlıyı ilmi ve medeni gelişmenin dışına itmesi, maturidi anlayışının da bu şekilde dışlanması, Osmanlı gerilemesinin sebeplerindendir. Aslında adını koymadan III.Selim ve II. Mahmut’la maturidi uygulama anlayışı yeniden revaç bulmuş, Abdülaziz ve Abdülhamit’le devam etmiştir. Onlar, ilme büyük önem vermişler, batıcılıkla müvazi (paralel) olarak çalışmalar devam etse de, eşari eğitim alan ulema ile sık sık karşı karşıya kalınmıştır. Kanuni sonrasında ulema, eşariyenin, adeta kalesi durumuna gelmişti. Oysa “İlim, Müslümanın yitik malıdır, nerede bulursa almalıdır’’diyen, “Din akıldır, aklı olmayanın dini de yoktur” diyen, “İlim Çin’de de olsa gidip tahsil ediniz” diyen veya “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum” gibi, esasları vaz eden İslam, Arap kültürüne uygun ve gelişme yönüne göre işlenmiş eşariye yorumları ve Türk kültür ve dünya görüşünü ifade eden, yorumlayan maturidi (ve İmamı Azam Ebu Hanife, Hoca Ahmet Yesevi) çatışma değil, birbirini tamamlama çizgisidir. Atatürk, işte bu çizgiyi yakalamış ender şahsiyetlerden birisidir. “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözü bize bu açılımın güzel bir ifadesidir. Maturidi anlayışı iyi bilinmelidir. Son zamanlarda Gündüz Aktan bunu dile getirmiştir. Arslan Bulut da bazı yazılarında değinmiştir. Ben de Turan dergisinin 2. sayısında eşariye, maturidi farkı ve uygulamalarından bahsetmiştim. (2005 Mart) M.Niyazi Özdemir bu konuda derinlik kazanmış ciddi bir yazardır. (bkz. Medeniyetimizin analizi ve geleceği) M.Sait Yazıcıoğlu da kitabında bu felsefi tartışmaya katılır. Atatürk, İslam medeniyetinin Ortaasya’ya (Buhara, Semerkant, Taşkent) kaymasının, eşariyenin Ortadoğu’da ilmi ihmali ile İslamı gerilettiğini, maturidinin ise, El Biruni, El Harezmi, İbni Sina, Farabi, Uluğ Bey, Ali Kuşçu gibi büyük alimlere yol gösterdiğini düşünmektedir. Yahya Kemal Beyatlı’nın da değindiği, Türk Müslümanlığı’nın kökleri maturidi Ebu Hanife ve Ahmet Yesevi çizgisinde yatmaktadır. Bizi Alevi yorumla da, Şafii yorumla da buluşturacak orta yoldur ve temel budur. Cumhuriyet, Osmanlının hem bu zaafını yakalamış, hem de son dönemde ilme dönük çizgiyi, kendi bünyesinde esas yapmıştır. Ne yazık ki, Ahmet Yesevi ile Türklerde Müslümanlığı yaygınlaştıran sufi, tasavvufi İslam ve tarikatlar, Cumhuriyete başkaldırının unsurlarından biri haline getirilmiştir. Anadolu’nun Türkleşmesinde öncü rol oynayan tarikatların bir kısmı şimdi, Cumhuriyetin Türkleştirme siyasetine direnme rolüne soyundurulmaktadır. *******

Yazarın Diğer Yazıları