Türk Ordusunu çözmek

Yavuz Selim DEMİRAĞ

Tarihin televolesinden gerçekleri öğrenmekte çaresiz kalıyor milletimiz. Bırakınız uzak yakın siyasi tarihimizi düne dair olup bitenler bile televole kültürüne karışıp gidiyor. Konuya girmeden peşinen 12 Eylül darbesi mağduru değil de mağruru olduğumu hatırlatayım. Kenan Evren Marmaris’in sıcağına dayanamayıp başkente geri dönmüş. Ama darbeyi niçin yaptığını hatırlayamadığı için 28 Şubat’ın kahramanları gibi verdiği ifadeden henüz sonuç çıkmadı. Referandum öncesi darbelerin hesabını soracağını iddia eden hükümetin aslında 12 Eylül darbesi ve 28 Şubat sürecinin pamuklar içinde korunmuş olduğu da böylece tescil edilmiş oldu.
Türk toplumunun kahir çoğunluğu  “mütedeyyin müslümandır” ama asla ılımlı yahut sıcak-soğuğu kabul etmez. Amentüyü okur, hayrın ve şerrin Cenab-ı Allah’tan geldiğine iman eder. Biz de öyleyiz. İslam ülkeleri içinde bir tek Türkiye’de “Mehmetçik”  deyimi vardır. Ordumuzu  “Peygamber Ocağı”  diye tanımlarız. Kışlasında ve savaşta severiz. Gözümüzün bebeği gibi korurduk önceleri. Şimdi örselenmesine, itilip kakılmasına ve hatta dağıtılmaya çalışılmasına göz yumanlar olsa da, güvenimiz eksilse de sevgimiz asla eksilmez, artar üstelik. Çünkü Allah’ın Ordusu olarak biliriz Tanrı’nın yer yüzündeki kılıcı olduğuna inanırız.
Oysa Türk toplumunun bu ulvi düşüncesi soğuk savaş dönemi şartlarına rağmen Türkiye’nin NATO’ya girişiyle beraber sorgulanmaya başlamıştır. Bir taraftan  “barış gönüllüleri’nin günümüze bıraktığı izdüşüm” , diğer taraftan  “Marshal Yardımı ve ünlü süt tozu içirilme kampanyaları”  bile Sam Amca ile yatağa girilmeyeceği gerçeğini ört-bas edememiştir. Yeniçeri sonrası denenen Prusya, Fransız ve Osmanlı’nın son dönemindeki Alman modeli Türk Ordusunda nasıl tutmadıysa, NATO ile beraber tıpkı tercüme ile Türk Ordusuna dayatılan Amerikan modeli de tutmamıştır. Mete Han döneminde düzenli orduya sahip olan Türklerin genetik kodlarında askerliğin şifreleri vardır. Ve bu şifre Mustafa Kemal’in kilidi ile açılarak hayata geçirilmiştir. Dün olduğu gibi bugün de, yarın da  “Ordu-Millet” geleneğini yok edip, millet ile onun sinesinden çıkmış olan ordu arasında duvar örmek, dahası birbirinden ayrıştırmak isteyenler olacaktır. Vardır da... Başarırlar  veya başaramazlar ama her daim buna kalkışmışlardır. İktidar olmanın dayanılmaz hafifliği ile beraber sözde demokrasinin zafer sarhoşluğu ile orduyu tıpkı KİT’ler gibi ekonominin kamburu olarak nitelendiren iktidarlar gelip geçmiştir. Öyle ki merhum Menderes gibi  “Ne yani, Orduyu yedek subay olan Astteğmenlerle de idare edebilirim”  diyen Başbakanlarımız olmuştur. Günü geldiğinde  “Ne yani askerinizin don lastiğini bile biz veriyoruz”  aşağılamasına katlanan iktidar, ABD’ye teslimiyetin sınırlarını zorlayıp çarkettiğinde suikastlerle karşı karşıya kalmıştır. Dönemin Sovyetler Birliği’ne yaklaşıp dengeyi sağlayım derken ipin ucunu, milletin uzaklaşmış olduğu mesafe yüzünden kaçırmıştır. Çok derinlere girmeye niyetim yok. 27 Mayıs 1960 ihtilalini de savunacak değilim. Ama milletimiz Adnan Menderes hükümetlerinin de sütten çıkmış ak kaşık olmadığının bilincine varmalı. Türkiye’nin o yıllardaki kazanımları ile beraber kaybettiklerinin muhasebesini titizlikle yapmalıdır.
Sadece 24 Kasım Öğretmenler Gününde hatırlanan Gazi’nin genç Cumhuriyetin eğitim ordusu olan öğretmenlere verdiği maaşın günümüzdeki altın değerinden karşılaştırması bile bugün düştüğümüz içler acısı vaziyetin yansıması değil midir? Çanakkale Savaşlarında verdiğimiz şehidlerle beraber memleketin kahramanlık destanları bizi biz yapan unsurların başında gelmektedir. Yedi düvele karşı verilen onurlu mücadelenin perde arkasında Türk Ordusunun inancı, imanı yanında lojistik desteği bugün gözardı edilir. Bir tarafta Polatlı önlerinde taarruza hazırlanan askere, her evden çorap, fanila toplanırken diğer tarafta Ankara’da öğretmenler bomba sesleri arasında talebelere ders vermekteydi. Gazi, bugünkü Ankara Tren İstasyonundaki karargahında Cumhuriyeti kurma planlarını yaparken karakterimiz olan bağımsızlığımızı korumanın yegane yolunun eğitim ve ordu olduğunun gerçeği ile hareket etti. Şer yuvası olan yabancı okulları niye kapattı zannediyorsunuz? Sahi Osmanlı’dan alınan taviz ile yurdun dört bir yanında açılan Amerikan Kolejleri aradan 90 yıl geçmesine rağmen sayıları artmadığı gibi niye azaldı? Bir dönem Türk bankacılığının yüz akı Öğretmenler Bankasına ne oldu? Hedef birden fazla, son hedefe gelene kadar hatırlatmaları sürdürelim.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş