Türk töresi, körü körüne teslimiyeti mi emrediyor?

İsrafil K.KUMBASAR

Memleket, tarihin en büyük kahramanlık destanlarından birine daha tanıklık etti
Elde yalın kılıç Meclis’e dalan koçyiğit, ‘sarışın bir kurt’ gibi hasmının üzerine
atladı.
Bıraksalar, neredeyse parçalayacak.
Peki neydi onu böyle sinirlendiren?
Karşısındaki zat, ‘ülkenin egemenliğini’ AB’ye devreden anlaşmaya imza mı atmış, Kıbrıs’ı Rumlara ‘peşkeş çekmeye’ mi kalkmış, Irak’ın kuzeyindeki ‘kukla oluşuma’ onay mı vermiş, ‘açılım’ adı altında ‘Türk kimliğinin’ canına okumaya mı çalışmış?
Hayır, hayır, sadece ‘Anayasa değişikliği teklifine destek vermeyenler’ listesine adını yazarak, ‘ulu önderi’ ile arasını açmaya çalışmış, hepsi bu.

***

Türkiye’yi ‘Türklerin ülkesi’ olmaktan çıkarmaya yönelik bütün hükümet icraatlarının altında imzası olan kınalı kuzu, üzerinde oturduğu ‘ceylan derisi’ koltuğun altından kaymaya başladığını görünce, bir anda kurbanlık boğaya dönüştü.
Neden? Çünkü, artık ne yaparsa yapsın AKP’nin şartlanmış tabanına yaranamayacak.
Ağzıyla ‘kuş’ tutsa, hatta Diyarbakır’a gidip Osman Baydemir ile kucak kucağa fotoğraf çektirse bile, “AKP’nin içerisindeki Ergenekoncu”  olarak görülecek.
Her an dinlenme korkusu ile yaşayacak.
Kafası hep şu soruya takılıp kalacak:
- “Bir daha millivekili olabilecek miyim?”

***

O bir AKP’li, ama geçmişten geçiniyor:
- “Ben bir ülkücüyüm. Geçmişte hatalar yapıldı. Kullanıldığımızı fark ettik.”
Ülkücü davaya gerçekten gönül verenlerin hiçbiri asla kendilerini kullandırtmadılar. Ama, ‘ülkücülüğü’ bir basamak olarak kullananlar, ‘milliyetçileri’ devşirmek, ‘milli refleksi’ pasifize etmek isteyenler tarafından kullanılmaya devam ediyorlar.
Bakın ilk ağızdan kendini nasıl ele veriyor:
- “Açılım bir birlik-beraberlik projesidir. Ben, milliyetçi bir milletvekili olarak her yerde ’demokratik açılımı’savunuyor ve anlatıyorum, etkili de oluyorum. Çünkü kimse benim ülkenin birliği konusundaki duyarlılığımdan kuşku duymuyor.”

***

Ulu önderinin yanında Anayasa Mahkemesi’nin katli için oy kullanırken şöyle diyor:
- “İçeride ne karar verilirse ona uyarız. Başbakan uçurumdan atlarsa bize yakışan arkasından atlamaktır. Karar doğrudur, yanlıştır, önemli değil. Kararı verdikten sonra artık geri dönmeyiz. Türk töresi böyle gerektirir.”
Kimse çıkıp da yakasına asılmıyor:
Yoksa sen her ihanetin altına ‘Türk töresi böyle gerektirir’ diye mi imza attın?
Ülkücü eskilerinin ortak özelliği budur:
Kendilerini listeye koymayan genel başkanlarına başkaldırırlar, sonra da altlarına bir koltuk uzatanlara ‘kayıtsız şartsız’ teslim olurlar.

***

Ulu önderi, içeriye karşı ‘delikanlılık’ numaralarına yatıyor, ama dışarıda kendisine dayatılan her şeyin altına gözü kapalı olarak imzayı basıyor.
Zat-ı muhterem de bir taraftan “Habur’da yanlış yapılmıştır” diyerek içerisinden geldiği camiaya karşı ‘delikanlılık’ rolü kesiyor, diğer taraftan “Açılımı destekliyorum” diyerek o camiayı açılım manyağı yapmaya çalışıyor.
‘Ülkücü’ birinin yapacağı hareket bellidir.
Önce erkek gibi çıkıp Meclis kürsüsünden ’milleti’ tarif eder, ‘açılım’ adı altında yapılmak istenenin milleti ‘ayrıştırmaya’ yönelik bir ihanet olduğunu haykırır.
Sonra da aslanlar gibi istifayı basar.

***

Türk töresi, ‘körü körüne’ itaat değildir.
Türk töresinde, ‘Türk milletine’ ihanet eden kim olursa olsun cezası kesilir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş