Türk usulü dokunulmazlık

Türk usulü dokunulmazlık

Eski Arjantin Devlet Başkanı Cristina Fernandez de Kirchner, bazı yol inşaatı ihalelerini aile dostu bir işadamına vererek yolsuzluk yaptığı gerekçesiyle suçlanıyor.

Buenos Aires'teki yargılama sırasında federal yargıç, Kirchner'in 633 milyon dolar tutarındaki mal varlığının da dondurulmasına karar verdi.

Tabii orada hukuk devleti çalışıyor, yargıçlar bağımsız karar verebiliyorlar.

Şimdi isterseniz, cumhurbaşkanlığı sisteminde böyle bir şey gerçekleşirse ne olacağına bakalım.

Olmaz ama diyelim ki yıllar sonra, açgözlü bir siyasetçi, milleti kandırdı ve cumhurbaşkanı seçildi. Sonra da bütün ihaleleri yandaş işadamlarına verdi, rüşvet aldı.

Ve yine olmaz ama diyelim ki bu açığa çıktı.

Bu yeni anayasa ile cumhurbaşkanı görevde olsa da, görevden ayrılmış olsa da öyle hemen mahkemeye filan çıkartılamaz.

Önce TBMM'nin soruşturma açmaya karar vermesi gerekiyor.

Bunun için milletvekillerinin beşte üçünün soruşturma açılsın diye oy vermesi gerekiyor. TBMM, 600 üyeli olacağı için 360 oy gerek.

Bununla da bitmiyor, cumhurbaşkanı, görevde olsa da olmasa da Yüce Divan'da yargılanacak, bunun için de TBMM'nin üçte iki çoğunluğu gerek. 400 oy lazım yani.

Hadi diyelim ki bu sayılar bulunabildi ve cumhurbaşkanı, Yüce Divan'da yargılanacak.

Yüce Divan görevini yapacak Anayasa Mahkemesi'ni seçen kim?

15 üyeli Anayasa Mahkemesi'nin 12 üyesini cumhurbaşkanı seçecek. Kalan üç üye ise Meclis tarafından.

Böyle bir mahkeme, cumhurbaşkanını yargılarken bağımsız ve tarafsız olabilir mi?

Böyle olduğu içindir ki bir kere cumhurbaşkanı seçilen bir kişinin, ömür boyu dokunulmazlığa sahip olması kaçınılmaz.

Bir zamanlar Kenan Evren ve konsey arkadaşlarının kendilerine sağladıklarına benzer bir hayat boyu sorumsuzluk hali bu.

Meclis'te bu değişikliğe oy vermeyi düşünen milletvekillerine hatırlatmak isterim ki gelecekteki her cumhurbaşkanı dürüst olur diye bir kural yok.

O nedenle, kanunlar, anayasalar bir tek belirli bir kişi için yapılmaz.

Bunu hiç düşündünüz mü?

Mehmet Y. Yılmaz Hürriyet

----

Anayasa'yı savunan yazı okuyamadık!..

***

İktidara yakın gazeteleri tarıyorum.. İktidara yakın yazarları okuyorum..

Anayasa değişikliğini şiddetle savunan yok..

Başkanlık sistemini savunan var..

Parlamenter sistemi kötüleyen var..

Anayasa değişikliğini beğenmiş gibi yapan var..

Ama madde madde ele alıp gerekçeleriyle 'Çok iyi olacak' diyen yok..

***

Nedense Anayasa'yı ele alan yazı kaleme almaktan kaçınıyorlar..

Genel laflarla işi geçiştirmeye çalışıyorlar.. Konuya girmiyorlar, pas geçiyorlar..

Mesela, cumhurbaşkanı olacak kişinin aynı zamanda parti başkanı olması çok iyidir, yararlıdır konulu bir yazı görmedim..

Mesela, Meclis'in denetim yetkisinin kaldırılmasını savunan bir yazı okumadım..

(...)

Mesela, cumhurbaşkanı seçilen kişinin devleti istediği gibi dizayn etmesi, kamu kurum ve kuruluşlarının yetkilerini kararnameyle belirlemesi devleti daha güçlü yapar diyen çıkmadı..

Mesela, cumhurbaşkanı adayının partisinin milletvekili listesini belirlemesini kuvvetler ayrılığıyla ilişki kuran bir yazı okumadım..

***

Meclis'te görüşülen anayasa değişikliği teklifinin gerekçesine bakın.. Orada da genel geçer laflar..

Mesela, Meclis'in denetim yetkisinin neden kaldırıldığına dair tek satır yok..

Mehmet Tezkan Milliyet

----

Devekuşu gibiler...

***

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcü yardımcısı Mark Toner, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, başını ABD'nin çektiği koalisyon güçlerinin, "Başta DEAŞ olmak üzere YPG ve PYD'ye" destek verdiği yolundaki sözlerinin "gülünç" olduğunu söylemiş!

Neresi "gülünç" bu sözlerin?

(...)

Amerikalılar aynen devekuşu gibiler!

Başlarını kuma gömünce saklandıklarını sanıyorlar!

Ama her şey ortada ve her şey aleni!

Realite böyle iken kalkıp inkâr etmekten daha "gülünç" ne olabilir!

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcü yardımcısının, "ABD Suriye Demokratik Güçleri içindeki Arap unsurlara silah verdiği" iddiasını ciddiye almak mümkün değil!

Arap unsurlara "silah desteği" sağlandığı PYD ve YPG gibi unsurlara ise sadece "taktiksel destek" verildiği yolundaki iddia inandırıcı olmaktan o kadar uzak ki!

Koalisyon güçleri DEAŞ, PYD ve YPG gibi unsurlara mühimmat ve silah desteği vermiyorsa bu örgütler bunca silahı nereden buluyor?

Var mı bir açıklaması? 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın pek çok açıklamasına karşı çıkan ve eleştiren biri olarak Amerikalılar tarafından "gülünç" olarak ilan edilen açıklamasının hiçte "gülünç" olmadığını ifade etmek zorundayız!

Bu açıklama hiçte "gülünç" olmadığı gibi "hakikatlerin altının çizilmesi" olarak karşımızdadır!

Zeki Ceyhan Milli Gazete

----

2016 zor yıl oldu

***

(...)

2016 yılında altın yüzde 26, dolar yüzde 20 dolayında getiri sağlaması yılın özel şartlarının sonucu.

Tasarruflarını altın ve dolara bağlayanlar için devamlı kazanma imkânı yok.

2016 yılı için genel bir değerleme yaparken geçmişte karşılaşılan sorunları, güçlükleri de dikkate almakta yarar var.

2016 yılında halkımız, ülke sorunlarla boğuştu ama, unutmayalım, önceki yıllarda da biz benzer sorunlarla karşılaştık. O sorunları çözdük ve unuttuk.

2016 yılı geride kaldı. İnşallah sorunlarımızın çoğu da geride kalmıştır.

Güngör Uras Milliyet

---

Boya döken yıl gidiyor

***

Boya dökülür altından buruşmuş, kırışmış, lekeli, kösele yüz çıkar.

2016 boya döken yıl oldu.

Boya döküldü; çıplak gerçek ortaya çıktı.

2016 tapınak yıkıcı oldu.

Din tüccarlığı tapınağı, birbiriyle kavgalı 2 ana sütun üzerindeymiş."Kavgalı" lafı hafif kalır; kanlı- bıçaklıymışlar!

Boya altına gizlenmişler.

Yüz yüze gelince gülüyor.

Aslında kin yüklüymüşler.

2016 yılı Temmuz ayında "aynı menzilin yolcusuyuz" diyen iki İslamcı siyaset figürü birbirine girdi. Türkiye, kendi ordusu kendi halkına ateş ederek darbe yapmaya kalkan tarihinin en acılı yılını yaşadı.

2016 boya döken yıl oldu.

Boya döken yıl gidiyor.

Necati Doğru Sözcü

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş