Türk ve Türkiye kavramı

Özcan YENİÇERİ

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un konuşmasına beklendiği gibi her kesim kendisine göre bir anlam yüklemiştir. Özellikle Başbuğ’un Atatürk’ten yaptığı   “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran, Türkiye halkına, Türk milleti denir” alıntısını  “Türkiyelilik”  kavramıyla eşleştirenler bile oldu. Bu eşleştirmeyi yapanlar gerçekte bir saptama değil saptırma yapmış olmaktadır. Bu zevat, beklendiği gibi Orgeneral Başbuğ’un Türkiye Cumhuriyetini kuran iradenin  “Türk” kavramına “etnik” bir anlam yüklemediğini anlatmak için verdiği örneğe tam aksi yorumlar yüklemişlerdir. İfade edilen kavramları Türkiye’nin birliği ve bütünlüğü aleyhine yorumlamak bu malum ekibin görevidir.
Kavramları yerinde kullanmak ve yerli yerine oturtmak, bilimsel düşünce kaygısı taşıyanların işidir. Bu tür kaygı taşımayanların her kavramı ve olguyu mecrasından çıkarması söz konusu olabilir. Bunu fazlaca da yadırgamamak gerekir.
Söylenenlerin anlaşılabilmesi için önce coğrafi bir kavram olarak Türkiye ile tarihi, sosyolojik ve kültürel bir kavram olarak Türk’ten ne anlaşılması gerektiğini ortaya koymak gerekir. Bu bağlamda Türkiye; Türk milletinin yaşadığı ülkenin adıdır. Bu saptamadan bütün Türklerin, Türkiye’de yaşadığı anlamı da çıkmaz. Türkiye’nin dışında dünyanın bir çok yöresinde de Türk’ler yaşamaktadır. Bu bakımdan Türkiye’nin kurucu iradesi  “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına, Türk milleti denir”  derken siyasi ve hukuki bir tanımlama yapmıştır. Yoksa  “Türk”  kavramının tarihi, sosyolojik ve kültürel tanımı daha geniş ve daha kapsayıcıdır.
Konuyu daha iyi anlayabilmek için şu soruları kendi kendimize sormamız gerekiyor: Ötüken Abidelerini Moğolistan’da kimler dikti? Göktürk devletini Orta Asya’da kimler kurdu? Malazgirt Savaşı, kimlerle kimler arasında gerçekleşti? Viyana’yı iki kez kimler kuşattı? Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti devletini kimler kurdu? Bütün bu olayları gerçekleştirenlerin  Türkler olduğunu tarih kayıt altına almıştır. Buradaki Türk kavramı etnisite merkezli bir algı değildir. Türk kavramını etnisite ya da coğrafi olguya indirgemek onu dar bir alana hapsetmek anlamına gelir. “Türk” kavramı etnik değil kültürel bir kavramdır. Türk kavramının etnisiteyi de içeren ama onun ötesinde bir anlamı vardır. Etnisite tek başına Türk kavramını açıklamak için yeterli değildir. Hiçbir toplum için de etnisite ya da mezhep belirleyici tek faktör olarak kullanılmamaktadır. Etnisite milleti meydana getiren onlarca öğeden yalnızca birisidir. Bir milleti etnisiteye indirgemek, bir toplumu bir boyutuyla tanımlamak gibi sakat bir durumla bizi karşı karşıya bırakır.
Kaldı ki Türk kavramı da her zaman dışlayıcı değil içselleştirici, ayrıştırıcı değil birleştirici, tek tipleştirici değil bütünleştirici bir anlamda kullanılmıştır. Türk kavramının farklılık içinde birlik esasına dayandığı da hep ifade edilmiştir. Bu farklılık da sanıldığının aksine yalnız etnisiteyle ilgili olmayıp coğrafi, tarihi, sosyolojik, dini, ideolojik ve diğer farklılıklar için de geçerlidir.
Türk kavramı, kurucu irade tarafından da bir aidiyet duyma, rıza gösterme ve mensup olma duygusu olarak ele alınmıştır. Doğrusu da budur. Çünkü önemli olanın insanın etnisite, dil, din, bölge ya da ideolojik bağlamda kim olduğu değil, daha çok kendini kim hissettiğidir. Unutulmamalıdır ki İstiklal Savaşını yapanlar da İstiklal Marşını yazanlar da kendisini yalnız ve ancak Türk hissedenler olmuştur.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş