Türk-Yunan ilişkileri

Haydar ÇAKMAK

7-8 Ocak 2011 tarihleri arasında Erzurum’da 3. Büyükelçiler Konferansı’nın kapanış toplantısı ve 25. Dünya Üniversitelerarası Kış Oyunları açılışı münasebetiyle Sayın Erdoğan’ın daveti üzerine Erzurum’da bulunan Yunanistan Başbakanı Sayın Papandreu, Türk-Yunan ilişkilerini tekrar gündemimize getirmiştir. Gerçi iki ülkede de karşılıklı olarak birbirlerinin gündeminden uzun süre düştüğünü söylemek de çok doğru değildir.
Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu, Yunanistan’ın eski sosyalist başbakanı Andreas Papandreu’nun oğludur. Ailenin uzun süre Amerika’da yaşaması nedeniyle oğul Yorgo, Amerika doğumlu ve Amerika’da yaşayıp orada yetiştiği için tipik bir Yunan sayılmaz. Yunanistan’daki klasik Türk düşmanlığı atmosferinde yaşamamıştır. Ancak babası, uslanmaz bir Türk karşıtı olduğundan az da olsa bir etkisinin olduğu muhakkaktır. İngilizceyi Yunancadan daha iyi konuşan Yorgo, ülkesinde milliyetçi-muhafazakar kesim ile aşırı sol tarafından Amerikancı olduğu savıyla kıyasıya eleştirilmektedir. Yunanistan’ın batıya bakan penceresidir. Ancak, Yunan komşularımız, bizim gibi yemeyi içmeyi ve yan gelip yatmayı çok sever.
Yunanistan, 1981’de Avrupa Birliği’ne tam üye olmuş ve AB fonlarından büyük ölçüde yararlanmıştır. Avrupa’dan akan ucuz krediler, hibeler ve yatırımlar sayesinde 1980 ve 1990’lı yıllar Yunanların refah ve mutluluk yılları olmuştur. Yunanların Avrupalı dostlarının kendi ailelerinden esirgedikleri paraları kendilerine karşılıksız vermeyecekleri gerçeğini anlamaları uzun sürdü. 1990’lı yılların ikinci yarısından sonra anlamışlardı ama inanmak istemediler. Hükümetler de benim zamanımda anlaşılmasın diye özel gayret sarf ettiler ve kabak geçen yıl adeta hediye edilen iktidarıyla Sosyalist Partisi’nin ve Papandreu’nun başında patlamıştır.
Sanayi ve teknoloji yatırımlarını ikinci plana atarak turizm yatırımlarına ve hizmet sektörüne ağırlık veren Yunan hükümetleri tarımda da gerekli yatırımları yapmayınca tamamen dışa bağımlı bir ekonomi oluştu. Turizmde de kapasitesini doldurunca artan giderleri karşılayacak yeni gelir bulmakta zorlanmıştır. Yaklaşık 700 milyar euro iç ve dış borcu olan hazine borçlarını ödeyemez hale gelmiştir. Yemeye ve yatmaya alışan halk, yeni vergiler ve kemer sıkma politikalarına şiddetle karşılar. Protesto ve gösteri kültürünün yaygın olduğu Yunanistan’da radikal kararlar almak çok kolay değildir.
Yunan hükümetinin gözünü diktiği tek tasarruf kalemi, savunma bütçesidir. Ancak sorun, büyük komşuları ve büyük tehlike olarak gördükleri Türkiye’dir. Davutoğlu’nun komşularla sıfır politikası bir kez daha komşuların imdadına yetişmek üzeredir. Papandreu, Erzurum’da bu politikanın gereğinin yapılmasını isteyerek ülkesine döndüğünde, ‘Artık savunma bütçesini kısabilirim. Erzurum’da bunun sözünü aldım’ diyebilecektir.
Yunanistan açısından Türk-Yunan ilişkilerinin iki temel olumsuz faktörü vardır. Birincisi eski bir sömürge olması nedeniyle onun getirdiği psikolojik rahatsızlık, ikincisi Türkiye’nin sürekli daha büyük ve daha güçlü olmasıdır. Oysa ki yaklaşık 400 yıl Osmanlı da aynı ülkede yaşamış, aynı ülkenin vatandaşı olmuş, fiziki, kültürel, mutfak, aile anlayışı, yaşam tarzı ve müziği gibi birçok konuda o kadar çok birbirine benzeyen bu iki halk, daha bir dost olması gerekirken yersiz ve anlamsız korkularla bu coğrafyayı gergin hale getirmektedirler.
İki sınır komşusu ülkenin arasındaki olası sorunları abartılı olarak yaşayan Türkiye ve Yunanistan, bir türlü sorunlarını çözememektedir. Ege kıta sahanlığı ile Kıbrıs, iki temel ciddi sorundur. Yunanistan, bölge coğrafyasını dikkate almadan uluslararası hukuku uygulamak istemektedir. Türk karasularına çok yakın olan adalarında, karasuları hakkı olduğunu iddia ederek mevcut altı millik karasu hakkını 12 mile çıkarmak istemektedir. Türkiye, herhangi bir oldu bittiyle karşılaşmamak için Yunanistan’ın tek taraflı 12 mil kararını Meclis’ten çıkarttığı bir kararla savaş nedeni(casus belli) saymaktadır. Bu durum da Yunanistan’ı çok rahatsız etmektedir. Yunan’ın 12 mil isteği gerçekleşirse, Türk karasularında Türk gemileri tatbikat bile yapamayacak duruma gelirler. Türkiye’nin böyle bir mesafeyi kabul etmesi asla mümkün değildir. Yunan olmayacak bir işin peşinde. Gerçi bir pazarlık payının olduğunu ima ediyorlar ama yine de bu konu çok çetrefilli bir konudur. Bir diğer önemli sorun da Kıbrıs’tır. Bu sorun adeta bitmeyen bir senfoni gibi. Yunanlı adayı ilhak edip Türkleri azınlık sayma politikalarını bırakmadıkları müddetçe Kıbrıs sorunu çözülmeyecektir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş