Türkçe bayramı

A+A-
Afet ILGAZ

Her yıl, İlk Dil Kurultayı’nın kutlandığı bu 26 Eylül’de bir şeyler yazma ihtiyacını duyarım.
T.D.Kurumu’nun, kapanıncaya kadar üyesiydim. 1980 ihtilaline kadar yani. Atatürk’ün kurduğu o Dil Kurumu da, Tarih Kurumu da kapandı. Sonra, mahiyet değişikliğiyle yeniden açıldı. Ama artık, o her yıl kurultaya gidip orada bir hafta kadar kalarak yapılan komisyon çalışmalarına katılma, konferanslar ve daha başka hatırlayamadığım çeşitli etkinliklerden oluşan Ankara seyahatlerimiz bitmişti.
Ben çok genç yaşta üye oldum. Benim yaşımda olanlardan sadece Erdal Öz’ü hatırlıyorum. Orta yaşlılar ve yaşlılar da vardı. Cahit Külebi’yi, Behçet Necatigil’i hatırlıyorum mesela, Behçet Kemal Çağlar’ı! İstanbul’dan toplu şekilde, daha çok da trenle giderdik. Bir keresinde yol arkadaşı olarak Edip Cansever ve Metin Eloğlu’yu hatırlıyorum. Orada, bahçelerde buluştuğumuz yazar ve şairlerden Cemal Süreya’yı, Sevgi Soysal’ı hatırlıyorum. Orhan Hançerlioğlu’nu, Gündüz Akıncı’yı, Önder Sav’ı, öğretmenlerimizi, Fikret Özgönenç’i, hikayeci hocamız Enver Naci Gökşen’i, şair hocamız Orhan Şaik Gökyay’ı...
1965’te Kurum’un hikaye ödülünü almıştım. Jülide Gülizar, Günseli Akol radyo için röportaj yapmışlardı. Ödüllerimizi (şiirde Gülten Akın) İsmet İnönü’nün elinden almıştık. Afet İnan Hanım da vardı törende.

***


Atatürk, Türk dilinin sadeleşmesi, özüne yaklaşması için bazı teorileri denemekle beraber, sonunda “konuşulan Türkçenin” en uygun olduğuna karar vermişti. Derleme tarama çalışmaları bir yandan devam ediyordu. Bugün bakıyorum da sadeleşmeyi beğenmeyip de “Gök konutsal avrat” (hostes) falan diye alay edenlerin hepsi bu çalışmalarda ortaya çıkan kelimeleri kullanıyorlar. Hatta o kadar ileri gidiyorlar ki bu işte, yabancı kökenli kelimelere hiç düşünmeden “sel, sal” eklerini getirerek “matematiksel” bile diyebiliyorlar.
Bu dil şaşkınlıklarından en ürpertici bulduğum bir tanesi de en güvendiğim, “entelektüel” kadrolarla dolu olduğunu düşündüğüm gazete ve televizyonlarda bile “kameriye”ye, “kamelya” denmesi! Kamelyanın bir çiçek olduğunu, kameriyenin ise İtalyanca  “oda”dan geldiğini ve doğrusunun bu olduğunu yıllardır yazarım, önleyemedim. Neden  “çardak” demezler bu bahçe mekanlarına bilmem. Cehaletin bayraklaşması, ilanı, bu!
Şimdi bir de başım “akl-ı selim” ile dertte. Bunu sıfat gibi kullanıyor ve en güvendiğim konuşmacılar bile, “aklı selim adam” diyorlar. “Akl-ı selim sahibi” demeliler. Yahut sağduyuyu kullanmalılar.
“Resmî geçit” için mücadeleyi çoktan bıraktım. “Bu geçidin özeli de mi var” diye sordum yıllardır, cevap veren olmadı. Bunun aslı, geçit resmi anlamında, “resm-i geçit”tir. Bayramlar geldikçe yüreğimi tutuyorum gene “resmî geçit” diyecekler diye.
Vakit bulsam da sık sık “dil” yazısı yazabilsem! 
NOT: Türk Dil Kurumu bu iki kelimeyi,
“aklıselim” ve “resmigeçit” olarak birleşik yazıyor.

Yazarın Diğer Yazıları