Türkeş'in hatırasını 'ağlama duvarı' haline çevirmek isteyenler

İsrafil K.KUMBASAR

“Her kim ki Hz Muhammed’e (sav)  tapıyorsa, iyi bilsin ki Muhammed öldü; her kim ki Allah’a kulluk ediyorsa iyi bilsin ki Allah bakidir, ölmez.”
                                                            Hazreti Ebubekir
 
Türk dünyasının efsanevi lideri rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeş, vefatının 11’inci yıldönümünde mezarı başında dualar ile anılıyor.
Sabahın erken saatlerinden itibaren Anıtmezar’ın etrafında toplanan ülkücüler, ‘aradan geçen onca zamana’ rağmen, Başbuğlarını sanki henüz yeni kaybetmenin matemi içerisindeler.
Zihinleri meşgul eden sorular, hiç şüphe yok ki her zamanki gibi yine aynı:
* Harekete tebelleş olan “Küçük olsun benim olsun” zihniyeti sona erecek mi?
* Camia içerisinde ‘ilkelere’ dayalı birlik ve bütünlük yeniden sağlanabilecek mi?
* MHP, yeniden umut haline gelip, ‘tek başına’ iktidar alternatifi olabilecek mi?
Yüzler, ‘kafese tıkılmak istenen’ bozkurdun yüzü gibi ‘keskin’ bir acı ile kaskatı kesiliyor.
Yürekler, ‘isyan ateşi’ ile yanıp tutuşuyor.
Gözler ‘Başbuğ’u arıyor.

* * *

Anıtmezar, her zaman olduğu gibi, bu sene yine ‘üç insan tipini’ ağırlayacak.
‘Türk-İslam Ülküsü’ ideolojisinin hangi anlama geldiğini idrak eden, ‘inandıkları’ gibi yaşayan, ‘çizgilerinde’ kırıklık olmayan, ‘kişilerin’ gelip geçici, ‘düşüncelerin’ ise daimi olduğunun farkında olan dava adamları, yani ‘gerçek’ ülkücüler.
‘İnanç’ boşluğu içerisinde yaşayan, ‘kişilere’ tapınan,’takım’ tutar gibi ‘parti’ tutan, “Bizi bırakıp da nerelere gittin. Eğer sen yaşamış olsaydın, her şey ne de güzel olacaktı” diye aynı nakaratı tekrarlayan dalkavuklar, yani ‘ülkücü’ geçinenler.
Bir zamanlar, harekete karşı cephe alıp, ‘düzen’ partilerinde ‘istikbal’ arayan ama, sepetlendikten sonra “Ah Başbuğum ah, seni sağlığında Başbakan yapamadık” diye ‘timsah gözyaşı’ döken menfaatperestler, yani ‘ülkücülerin sırtından’ geçinenler.

* * *


Türkeş’i 4 Nisan 1997 günü kaybettik.
İki gün önce Avrupa seyahatinden dönmüş, bir gün sonra ‘ayağının tozuyla’ partisinin Amasya il kongresine iştirak edip bir konuşma yapmış, hayatlarını birleştiren iki gencin düğünlerine katılıp evine dönerken dünyasını değiştirmişti.
Yaşı 80’i bulmuş, ancak ‘enerjisinden’ ve ‘heyecanından’ herhangi bir şey kaybetmemişti.
‘Gelecek’ ile, daha doğrusu ‘Türk milletinin geleceği’ ile ilgili ‘düşünceleri’, ‘planları’, ‘projeleri’ ve hepsinden önemlisi ‘hayalleri’ vardı.
Ahir ömründe dahi, Türk milletini ‘çağlar ötesine’ sıçratacak, ‘büyük hizmetlere’ talipti.
Ebedi istirahatgahına uğurlanırken, arkasından tekbir getiren milyonlar, arkasından koştuğu ‘milli iktidar’ hedefine çok yaklaştığının açık bir işaretiydi.
Ama kısmet olmadı.

* * *

Aradan geçen ‘11 uzun yılda’ bizler neler yaptık?
Türkeş’in mücadelesine layık ‘bir hareketlilik’, ‘bir duruş’, ‘bir davranış’ ortaya koyabildik mi?
Yıllarca sağda solda ‘fink’ attık, ‘yan gelip’ yattık, bulduğunuz her fırsatta bir yerlere ‘mektup’ yazabilmek için bol bol ‘hamaset’ nutukları patlattık.
Peki, bu harekete bir adım mesafe kazandırabilecek ‘hangi üretimi’ yaptık, umumiyetle kabul gören,evrensel nitelikte ‘hangi esere’ imza attık?
‘Üç buçuk ay’ süren Başbakanlık Müsteşarlığı döneminde onlarca esere imza koymayı başaran Türkeş’in partisinin, ‘üç buçuk yıllık’ iktidarından geriye bıraktığı tek bir olumlu icraat var mı?
‘Bilgi’ birikiminizle, ‘hayat’ tarzınızla, ‘insani’ tavırlarınızla bırakın topluma yön vermeyi, ne yazık ki kendi çocuklarınıza dahi örnek olup, onların ‘ülkücü’ olarak yetişmelerini sağlayamadık.

* * *


Bugün, ‘varlığı ile yokluğu’ belli olmayan bir vakfın dışında Türkeş adını taşıyan bir üniversitemiz, bir enstitümüz, bir lisemiz var mı?
Türkeş adını taşıyan tek kuruluş, birçok kişinin ismini dahi hatırlayamadığı Gültekin Çavuşoğlu’nun ‘Van’ın Erciş ilçesinde’ yaptırdığı ilköğretim okuludur.
Yine hareketin hem ‘siyasi’ ve hem de ‘fikri’ lideri hakkında bugüne kadar kaç eser yazıldı?
Dr. Arslan Tekin’in Son Başbuğ, Prof. Semih Yalçın’ın Türk Tarihi ve Alparslan Türkeş, Rasim Ekşi’nin Amerikan İngiliz ve Fransız Belgelerinde Alparslan Türkeş ile Hakkı Öznur’un 6 ciltlik Ülkücü Hareket adlı kitapları ile bir iki derlemenin dışında akla gelen bir şey yok.
MHP Genel Merkezi, 1998 yılında ‘Türkeş Armağanı-1’ adlı bir çalışma yayınlamıştı.
Ne yazık ki arkası gelmedi.

* * *


Türkeş, tabii ki ‘olağanüstü’ bir liderdi.
Ama lideri, başarıya götürecek olan en önemli unsur, ‘sağlam’ temellere dayalı bir toplumsal yapıdır.
Türkeş’in sahneye çıktığı dönemde, toplumun ‘karakteristik’ yapısında fazla bir bozulma olmamıştı.
‘Milli’ ve ‘manevi’ değerlere hassasiyet fazlaydı.
Ama, yetmişli yıllardan itibaren hızlanan çürüme, Turgut Özal ile birlikte doruk noktasına ulaştı.
Bir zamanlar, ‘Müslümanlığı’ kimselere bırakmayan, ‘kilise’ denilince tüyleri diken diken olanlar bile, bugün o kadar yumuşadılar ki, ‘hoşgörü’ ve ‘diyalog’ adına neredeyse çifte atıyorlar.
Henüz hayatta olan Necmettin Erbakan, kendisini yarı yolda bırakıp ‘ihanet trenine’ atlayan talebeleri için “Mayası bozuk bunların” diyor.
Türkeş sağ olsaydı, bugün ‘milliyetçilik’ adına ortalıkta dolaşanlar için hangi ifadeyi kullanacaktı dersiniz?

* * *


Türkeş öldü, ama ‘Türk-İslam Ülküsü’ yaşıyor.
Eğer, Türkeş’in aziz hatırasına azıcık saygınız varsa, mezarına gitmeden önce şöyle bir aynanın karşısına geçip bir kez daha kendinize bakın.
Karşınızda Türkeş’i hayal edin ve ‘yüzünüzün’ kızarıp kızarmadığını görün.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş