Türkiye çok dikkatli olmalı

Kürşad ZORLU

Dünyanın gözü kulağı Suriye’de... Günlerdir Beşşar Esad’ın Birleşmiş Milletler ve Arap Birliği özel temsilcisi Kofi Annan’a verdiği ateşkes sözünü tutup tutmayacağı merak ediliyordu. Silahların sustuğu ya da en azından böyle algılandığı dünden itibaren bu kez de ateşkes kararından her an vazgeçilebileceği konuşuluyor. Aynı gün BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun ve Suriye’nin BM Özel Temsilcisi Beşşar Caferi’nin yaptığı açıklamalar ateşkesin devamı konusunda karşılıklı bir güven sorunu olduğuna işaret ediyor. Gerçekten de ateşkes pamuk ipliğinde mi? 
Evet... Hatta siz bu yazıyı okuduğunuzda ateşkes sona ermiş olabilir. Değilse ilerleyen günlerde BM’nin Suriye’ye göndereceği gözlemci heyetinin raporunu değerlendiriyor olacağız.
Çok açık ki Suriye’de ayaklanmaların başladığı günden bu tarafa hemen hiçbir ülkenin planları tutmadı. Belki de Esad rejimi bile bu kadar süre direnebileceğini sanmıyordu.
Öyle ya... Irak, Tunus, Libya, Mısır gibi pek çok ülkede rejim karşıtları galip geldiklerini sandıkları bir sonuç elde etmişlerdi. İşte ne olduysa bu sürecin meyvelerini vermesiyle oldu. Büyük çoğunluğunda istikrar sağlanamadı. Ekonomik koşulların öncesinden daha olumsuz bir seyir izlediği seslendiriliyor. Bu durum isyanın başladığı günden itibaren Suriye halkının büyük bölümünün Esad rejiminden kurtulmak isteyeceği savını çatırdatıyor.
Buna karşın Esad rejiminin aşırı otoriter-baskıcı olduğu ve halkının değişim taleplerine cevap veremeyeceği açıkça görülmektedir. Rejimin bu haliyle devamında ısrar edilirse bundan böyle yenilik, değişim ve demokrasi isteğinde bulunan her Suriye vatandaşı suçlu olarak kabul edilebilecektir. Bu yaklaşım, Suriye halkının değişim arzusu ile mevcudu kaybetme korkusu arasında bir ikilem içerisinde kaldığı düşüncesini giderek belirginleştirmektedir. Üstelik uluslararası sistemin benzer durumlarda daha hızlı sonuçlar elde etmesi ve Suriye’de nihai sonuca ulaşılamaması değişimden yana olduğu söylenen (halkın büyük bölümü olduğu seslendirilmişti) halk kitlelerini Esad rejimi karşısında söz söyleyebilir olmaktan uzaklaştırmaktadır.
Muhakkak ki bu sürecin kazanan ya da kaybedenini belirlemek için çok erkendir. Meselenin arka planında bir blok biçiminde hareket eden ülkeler vardır. Rusya, İran ve Çin’in, Suriye’ye müdahale seçeneğine sıcak bakmaması ve BM nezdinde alınması istenen kararın alınamaması bu hareket tarzının bir ürünü olarak kabul edilebilir. Her ne kadar Türkiye’nin, Çin ve Rusya’nın katı tutumlarını değiştirebileceği ifade edilse de bunun oldukça meşakkatli bir iş olduğu ortadadır.
Sonuç ise uluslararası camianın birlikte hareket ederek eyleme geçmesini en kuvvetli seçenek haline getirmiştir. BM ve NATO kapsamında düşüncelerin seslendiriliyor olması, bu konuda bir consensus sağlandığını göstermektedir. Türkiye’nin ise Suriye konusunda baştan bu yana sürdürdüğü tavır karşısında geri adım atmasını beklemek, mümkün değildir. Madem olaylar bu noktaya geldi ve binlerce sığınmacıya kapımızı açtık; o halde artık yapılması gereken uluslararası hukuk ve teamüller çerçevesinde kalınması ve sınırda yaşanabilecek olası provokasyonlara cevap verilmemesidir. Bu konuda Türkiye’nin meşruiyetini yitirecek bir eylem sergilemesi bölgemizi de aşan bir kırılma meydana getirebilir. Ardından da yeni bir dünya kutuplaşması...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş