Türkiye dışişlerinin oynadığı rol nedir?

İsrafil K.KUMBASAR

Az şey değildir daha birkaç ay önce kucak kucağa fotoğraf verdiğin, elinden ‘ödül aldığın’ bir bedeviyi, birkaç ay sonra boy hedefi haline getirmek.
Ama bizimkiler beceriyor işte. Hakeza Yahudi kuruluşundan ‘cesaret madalyası’ alıp sonrasında ‘One minute’ diye efelenmek; efelenip de Akdeniz’in sularına 9 vatandaşının kanını sızdırmak. BOP Eş Başkanlığı’nı bir övünç vesilesi saymak ile bugün darmadağın olan Arap ülkelerinin haline içlenmek, olsa olsa ‘karanlıkta yol aramanın’ hazin sonu diye özetlenebilir.
İçeride tezgahlanan ‘acıları kaşıyarak’ ve ‘geçmişe sövme korosu’ oluşturarak iktidarı perçinlemek numarası dışarıda pek tutmuşa benzemiyor. Görebildiğimiz kadarıyla ‘dışarıdaki’ varlığımız, Big Brother’ın üstümüze diktiği gömleğin içine sıkıştırılmış vaziyette. Anayasayı ağızlarına sakız edip, “Türkiye’ye dar geliyor, yerimiz küçük oynayamıyoruz”  diyenler, küresel oyundaki ‘figüran’ rolünü pek bir benimsemiş görünüyorlar.
At koşturdukları alan daraldıkça daralıyor.
Elde avuçta kalan, haritada ‘toplu iğne başı’ kadar yer tutmayan ülkelerin lütfettiği vize kolaylığı. Kuşbakışı bir fotoğrafla dünyanın en kilit noktasındaki Türkiye’nin dış ilişkileri tamamen ‘günü kurtarma’ üzerine oturtulmuş durumda.
Kuzey’e dönüyorsunuz, Rusya ile ‘paçayı kaptırma’ endişesiyle mesafeli bir duruş; Gürcistan ve Azerbaycan ile örtülü bir gerilim; Ermenistan’a zoraki bir tebessüm.
Güney’e iniyorsunuz, turuncu devrim ile iktidara gelenler bile Türkiye’ye öfke kusuyor; Mısır “Çek elini içimizden”  diye fırça atıyor; İsrail teyakkuz halinde fırsat kolluyor.
Doğu’da adeta ‘Bizans’ rüzgarları esiyor.
İran, kafa tuttuğu Sam Amca’nın bir işareti ile her an ‘hedefe oturtulma’ endişesi ile yatıp kalkıyor. Irak, Türkiye’yi ‘ipe çekmeye’ meraklı ne kadar türedi varsa, hepsinin üssü haline gelmiş bulunuyor. Suriye,  “Konfederasyon yapalım” diye yüzüne gülenlerin vurduğu hançer ile can çekişiyor.
Dönün yüzünüzü Batı’ya, bir tarafı Merkel’e öbürü Samaras’a kota edilmiş durumda.
Fransa, İtalya, İngiltere bilinen çizgilerinden milim sapmadan, bunların tabiriyle ‘ilmi siyaset’ üzerinden işi kotarmanın peşindeler.
Yani, önüm arkam, sağım solum sobe.
Her ülkenin ‘kendince bir hesabının’ olmasından tabii ki daha doğal bir şey olamaz.
İşin anormal olan tarafı, ‘çıkarların çatıştığı’ bir dünyada ‘herkese mavi boncuk dağıtma’ cinliğinin para etmeyeceğini anlayamamak.
Yahu dünyayı da bir yana bıraktık. Şunun şurasında Azerbaycan ve KKTC ile bile ilişkileri olumlu bir çizgiye getiremedik.
Asıl gözden ırak tutulan, Ankara’nın Türk Cumhuriyetleri ile irtibatının neredeyse ‘kesilme derecesine’ getirilmesi.
Mikrofonu ellerine her alışlarında ‘bir yığın etnik grubun’ kardeşliğinden söz edenler, ‘250 milyonluk’ Türk Dünyası’nı ısrarla ve inatla görmezden geliyorlar.
Sanırsınız ki, Türk Dünyası ile ilgili konular özelleştirilmiş; ‘ABD’nin gönüllü emir erleri’ zaten oralarda ‘gerekli çalışmayı’ yapıyorlar.
Dışişleri’ne biçilen rol ise civardaki Müslüman halkları ‘ABD’ ve ‘AB’ emperyalizmine ‘sıcak bakacak’ kıvama getirmek.
Allah için hayli gayret harcadı bizimkiler bu konuda. Ama ‘senaryonun bir bölümü’ kendilerinden saklanmış olacak ki her gelişme sonrasında ‘boş gözler’ ile ateş topuna dönen bölge ülkelerine bakıp yutkunuyor:
- “Neler oluyor yahu?” 
Ne olduğunu dünya alem biliyor.
‘Bilemeyen’ ya da ‘bilmezden gelenler’ ise yalnızca  ‘sıfır sorun’ pembe rüyası peşinde koşanlar.
Bu bakış açısıyla ellerinde daha çoook ‘sıfır’ kalacağını söylemek, sadece bir gerçeğin tespitidir.
Bakalım ne zaman uyanacaklar.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş