Türkiye, Kerkük'teki olaylara sessiz kalamaz!

A+A-
Özcan YENİÇERİ

İstanbul’da PKK’nın insanlık dışı yaratıkları eliyle halkın arasına sokulan bombalar patlatıldı. Aynı sıralarda Bingöl’de karakola bombalı saldırı girişiminde bulunuldu. İstanbul’daki saldırı sonucunda beşi çocuk 17 masum insan bombanın tesiriyle parçalanarak hayatını kaybetti. 150 civarında insan da yaralandı.
Türk halkı bütün acılarını içine akıtarak vakur tavrını, duruşunu büyük bir metanetle koruyabildi. İşin ilginç yanı bu ve buna benzer saldırıların kim tarafından, hangi amaçla yapıldığını Türk halkı çok iyi bilmesine rağmen acısını sinesine gömmüştür. Her şeye rağmen hiçbir Türk vatandaşının aklına “Bu saldırıları falancı etnik ırkçılar yapıyor, onlara haddini bildirelim” diye bir şey gelmemiştir. Yıllarca bu vahşi saldırılara muhatap olan Türk halkı bütün kışkırtmalara, entrikalara ve provokasyonlara rağmen oyuna gelmemektedir. Köklü büyük kültüre ve tarihe sahip olan toplumlarla ilkel toplumlar arasındaki fark bu tür olaylar sırasında ortaya çıkar. Hukuk ve devlet kavramına sahip olanlarla olmayanlar arasındaki farkı, bu tür vahim olaylar ortaya çıkarır. Bu tür olağanüstü felaketler toplumsal bilinçaltının test edildiği zamanlardır. Sevinerek söylemek gerekir ki, Türk halkı Madımak, Başbağlar, 33 askerin şehit edilmesi gibi onlarca olayda ve son olarak da Güngören katliamında büyük bir millet olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır.


Kerkük’te yapılan saldırı!
İstanbul’daki saldırının akabinde Irak’ın Kerkük kentinde de Kürt gruplara karşı benzer bir insanlık dışı saldırı gerçekleştirildi. Orada da masum 20’nin üzerinde insan parçalanarak hayatını kaybetti. Yüzlerce insan da yaralandı. Irak’ın hemen her kentinde, hemen her gün böyle insanlık dışı saldırılar olmaktadır. Bilindiği gibi Irak, işgal altında olup her türlü provokasyona da açık bir ülkedir. Yani orası El Kaide’den El Ensar’a, oradan Mossad’a, oradan da Hizbullah’a kadar her türden terör örgütü ve gizli servisin cirit attığı bir ülkedir.
Kerkük’te Kürtlere karşı yapılan bu melun saldırıyı bahane eden Kürt grupları ve peşmergeler saldırı üzerine doğrudan Türkmenlere saldırmışlardır. Onlarca Türkmen bu Kürt gruplar tarafından kaçırılmış, onlarca Türkmen binası ve aracı da ateşe verilmiştir. Güvenlikten sorumlu Kürt peşmergeler olaya müdahale etmek yerine bir kısmı olaylara doğrudan katılmış, diğer bir kısmı da seyretmiştir. Fırsattan istifade her türden korumadan muaf olan Türkmenlere saldıran Kürt grupları onların mallarını yağmalamış, ev ve işyerlerini yakmış, araçlarını da kundaklamışlardır.
İki toplum, iki olay, iki anlayış ve iki davranış arasındaki bu fark, çok belirleyici bir farktır. Peşmerge liderleri devlet olmayı, dağ başlarını tutmak, mağaralarda gecelemek, silahlı milislere sahip olmak ve meydan okumak olduğunu sanıyorlar. Eşkıya gibi hareket etmekle ancak eşkıya olunur. Eşkıyanın padişahlığı hiçbir zaman ebedi olmaz. Devlet, tarihin ve hukukun ürünüdür.
Anlaşılan o ki, onlarca yıldır dağlarda yaşayan grupların kentlerde ve belirli bir hukuk düzeni içinde yaşamaya alışmaları kolay kolay mümkün olmuyor. Peşmergeler Kerkük’e ilk girdiklerinde de tapu dairelerini yağmalayıp nüfus dairelerini talan etmiş, mezarları ise tahrip etmişlerdi. Aradan geçen onca zamana karşın peşmergenin barbar tavırlarında hiçbir değişme olmadığı gözlenmektedir.


Türkmenlerin can güvenliği peşmergeye emanet edilemez!
Bu durum Türkmenlerin can ve mal güvenliğinin tehdit altında olduğunun kanıtıdır. Türkmenlerin her an toplu bir katliama uğrama ihtimalleri vardır. Diğer yandan yine bu saldırılar Türkmenlerin Kürt gruplarıyla bir arada yaşama şansının artık olmadığını göstermektedir. Türkmenler Irak’ın kuzeyinde kendi güvenliklerini ve kendi yönetimlerini kurmak zorundadırlar.
Umulur ki bu olaylar İsrail’i Filistinlilerle, Suriyelileri İsraillilerle, ABD’yi İranlılarla bir araya getirmek için cansiperane bir gayret gösteren Türk Dışişleri’nin biraz da Türkmenlerin güvenliği üzerine kafa yormalarına neden olur. Türkmenlerin Irak’ın kuzeyinde, Türkiye’nin burnunun dibinde katliama uğramaları, itilip kakılmaları iktidarın izlediği Irak politikasının iflası anlamına gelmektedir. Olayların daha da büyümemesi için Türkiye’nin Irak’ın kuzeyindeki güçlere “teşekkür” etmeyi bir yana bırakarak daha gerçekçi bir tavır takınması gerekmektedir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları