Türkiye Neo-Avrasya sıçramasına hazır mı?

Kürşad ZORLU

Rusya’da iki kez devlet başkanlığı yapan ve halen başbakanlık görevini yürüten Vladimir Putin, 4 Mart 2012’de yapılması planlanan devlet başkanlığı seçimlerinde aday olacağını açıkladı. Devlet Başkanı Medvedev’in de desteğini alan Putin, olağanüstü gelişmeler yaşanmazsa tek aday olarak seçimlere katılacak. Zaten geçen yıllarda da Rusya’nın belirleyici ismi Putin’den başkası değildi. Medvedev ve Putin arasında kurulan bütünleşik yönetim anlayışı 2012 seçimlerine ilişkin hazırlıkların zeminini oluşturuyordu. Ülkede yapılan anketlerde az da olsa güç kaybettiği gözlenen Putin’in seçimlerde yeterli oyu almasına kesin gözüyle bakılıyor.
Peki bu seçim ve sonrası Rusya, Avrasya ve Türkiye’ye nasıl yansıyacak?
Putin alışılagelmiş bir siyasi figür olmayı reddediyor. Başka ülkeler için ne ifade ettiği bir tarafa, ülkesinin tüm kaynaklarını gelecek planlamasında yer verdiği “süper güç” yaklaşımına odaklıyor. Üstelik çoğu zaman enerji kaynaklarını diğer ülke ve coğrafyalara etkili mesajlar verebilmek için kullanıyor. Daha geçen gün Putin tarafından açıklanan doğal gaz fiyatları bile bunu doğruluyor. Avrupa ülkeleri 2012 yılında gazın metreküpünü 400 dolardan alırken, bu rakam Belarus için 160 dolara geriliyor. Çünkü Belarus Avrasya gümrük birliği üyesi ve 2017 yılında tamamlanması düşünülen nükleer santrallerin ev sahibi. Bu konuda Türkiye’nin ise indirim talepleri olumlu karşılanmamış gözüküyor. Zaten Nabucco projesinden sonra böyle bir girişimin sonuç vermesi beklenmiyordu. Demek ki Rusya’nın enerji kaynakları ve bunun transferini sağlayabilme gücünün yeni dönemin aktif bir dış politika aracı olarak kullanılacağını söylemek mümkün.
Vladimir Putin’in, bir süre önce İzvestiya gazetesinde “Avrasya: Yeni Entegrasyon Projesi” başlıklı bir makalesi yayınlandı. Adından da anlaşılacağı üzere Neo-Avrasyacılık fikrini açıkça ortaya koyan bu makalede önümüzdeki yıllarda Avrasya coğrafyasındaki ülkelerin bir araya gelmekten başka şansları olmadığı ve bu birlikteliğin öncüsünün Rusya olabileceği ortaya konuluyor. Ayrıca makalede birlikteliğin söz konusu ülkelerin ekonomik ve siyasal yaşamlarına nasıl yansıyacağına ilişkin ipuçları veriliyor. Hatırlanacak olursa Rusya, Kazakistan ve Belarus arasında 2011 yılı sonunda Avrasya Gümrük Birliği oluşturulmuş ve bu haberi Türk basınında ilk kez bizim köşemizde (4 Aralık 2009) duyurmuştuk.
İşte tüm bu gelişmeler yeni Putin döneminde Neo-Avrasya yaklaşımın dış politikanın en dinamik ve en çok konuşulan unsuru olacağına işaret ediyor. Üstelik Kazakistan gibi bölgenin lider ülkesini birliğin içine almayı başaran Rusya’nın Neo-Avrasya düşüncesini kullanmasını sürpriz olarak görmemek gerekiyor. Zira Kazakistan Cumhurbaşkanı Nazarbayev eski SSCB’nin yeniden oluşturulmasının mümkün olmadığını, buna asla izin vermeyeceklerini açıklarken Putin tarafından seslendirilen Neo-Avrasya idealinin de en meşru kaynaklarından birisi haline geliyordu. Nazarbayev’in Avrasya yahut Avrasyacılık fikrine karşı durmadığı ve her fırsatta bu konuda işbirliğini artırma gayretinde olduğu çok açıktır. Bize göre önümüzdeki dönem Avrasya’nın kaderi bu iki liderin elinde olacaktır.
Ya Türkiye? Türkiye ne yapacak? AB ve Orta Doğu siyasetinde etkin rol almaya çalışan Türkiye’nin bu sürece nasıl hazırlandığını tahmin etmek oldukça zor.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş