Türkiye nereye gidiyorsun?

A+A-
Mevlüt Uluğtekin YILMAZ

Abdülhamit Han’ı severim. Ancak, anılarında geçen  “Japonya bir ada devleti. Düşmanı yoktu. Savaşlarla boğuşmadı. O nedenle gelişti” gibi sözlerine hiç katılmıyorum. Günümüz Japonya’sı için buluşlar-icatlar ülkesi de diyebiliriz. Bu ülkede esen ‘akıl rüzgârını’ hiçbir devirde kimse engellemedi. 1868 yılında Meici dönemiyle öne çıkan teknolojik sıçramanın geçmiş dönemlerden gelen bir altyapısı vardı. Sözgelimi, 14. yüzyılda, hangi bitkinin hangi toprağa ekileceğini belirten kitaplar üretiyorlardı. 19. yüzyılda dünyanın en fazla okur-yazar barındıran ülkesiydi. (Bkz: Bozkurt Güvenç, Japon Kültürü).
Gök Sultan Abdülhamit Han, Japonya için ‘Savaşlarla boğuşmadı’diyor. Oysa 12. yüzyıl sonlarında başlayan Şogunlar dönemi yüzyıllar boyu iç savaşlarla Japonya’yı sarstı. Yaklaşık 550 yıl süren Şogunlar döneminde bile ‘akıl rüzgârı’ hep özgürce esti. Orada ‘akıl’ ötelenmedi. Sözgelimi -16. yüzyılda Osmanlı’da olduğu gibi- “Gökleri incelemek uğursuzluk getirir” diye, hiçbir Şogun Rasathane bombalamadı... Ve yine hiçbir Japon yetkili -bilginin, bilimin şaha kalktığı- 18. yüzyılda; “Matematik, astronomi ve felsefe kitapları dine aykırıdır” diyerek, Japonlara yasaklamadı!
Bizim ‘yitik malımız’olan bilim ve onu yaşatacak olan ‘zihniyet’ Japonya’da ve Avrupa’da 16. yüzyıldan beri hep dipdiri yaşadı.
Bizler hâlâ o ‘yitik malı’ aramaktayız...
Çok geç de olsa -‘atı alanın’ Üsküdar’ı değil, Anadolu’yu da geçtiğini bilsem- geçen yıl ortaokul öğrencilerinin Teknoloji ve Tasarım dersi projelerinin somutlanmış sergisini gezince, bayağı umutlanmıştım. O hafta yazımın konusu tümüyle bu harika sergi olmuştu. Ne var ki, son aylarda yayılan  “Teknoloji ve Tasarım” derslerinin ortaokullardan kaldırılacağı haberleri beni dehşete düşürdü. Akıl, Cumhuriyet Türkiye’sinde -geçmiş devirlerde olduğu gibi- öteleniyor mu, endişesine kapılmama neden oldu.
Bu büyük tehlike için değerli eğitim uzmanı Abbas Güçlü kendi sitesinde bakınız ne diyor:  “(...) Anlaşılan daha fazla teorik matematik ve fen ve daha fazla din yeni eğitim anlayışının çehresini oluşturuyor. Biraz bilim, biraz ilahiyat; üreten değil tüketen bir toplum, yeni nesle kazandırılacak kimlik olacak anlaşılan...
Öğretmenlerin de bu konuda yürek yangını sözleri var. Öğretmen Memiş Kılıç, www.mebpersonel.com da adeta feryat ediyor:  “ (...) Teknoloji ve Tasarım dersi; eğitimin en akılcı ve kalıcı yoludur. Ezberci, bilgi hamalı, kopyacı, taklitçi, yan sanayici bir gençlikle asla bir yere varılamayacağı; başkalarının ayak izlerine basarak asla onun önüne geçilemeyeceği aşikâr iken; eğitim sistemimizde 6 senedir bir çığır açan, bütün bu yanlışları alt üst eden Teknoloji ve Tasarım dersi; düşünen, sorgulayan, üreten bir gençlikle Cumhuriyetimizin 100. yılında çağdaş medeniyet seviyesini yakalamaya namzettir. Örnek mi? İşte “Şimdi Düşünme Zamanı Sergileri”, işte
“Düş Çizgisi”, işte “Bin bir cin fikir” yarışmaları...”
Böylesi bir ders kaldırılıyor! Dilerim; milletimiz için felâket doğuracak olan bu yanlıştan dönülür. Dönülmez ise; kalemimiz; yüzyıllar boyu bizi ‘küffarın’ icatlarına, tekniğine kul eden; ‘akıl’ düşmanı Hocazâde’lerin, 15. yüzyıldan günümüze fırlayan ‘çağdaş’ kopyalarıyla fikir alanında, ölene kadar elbette mücadele edecektir!
Şu soruyu, yedi nüfuslu, ‘resmî’ gıda yardımıyla beslenen bir aile; veya “Bizim aklımız ermez büyüklerimiz ‘evet’ deyin dediler; hepimiz evet diyeceğiz” diyen İzmir’deki Roman tarikat şeyhi benzerleri soramaz. Ama biz sorarız:
Türkiye nereye gidiyorsun?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları