Türkiye’nin "El Cezire"si olmaya aday

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Yayın politikasını protesto ederek kanaldan ayrılan eski çalışanları  El Cezire’nin Suriye ve Libya ile ilgili haberlerinin gerçeği değil, oradaki editörlerin kendi fikirlerini yansıttını söylüyorlar. Habercilerin açıklamalarına göre bölgedeki gerçekler “montaj” yoluyla gizleniyor!

***


İran Cumhurbaşkanı Türkmenistan’lı yetkililerle biraraya geldiği saatlerde, “sağlık sorunları”nı gerekçe göstererek Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nı huzuruna kabul etmedi!
Zoraki yapılan ertesi günkü görüşmede Ahmedinecad’ın yüzünde “memnuniyet”ini gösteren bir tek jest-mimik belirmedi.
Keza Erdoğan uçaktan iner inmez yaptığı basın toplantısında  “kireç gibi” bir yüzle geçti kameraların karşısına; patlamaya hazır barut gibiydi...
Patladı da; İran’da İranlı yetkililerin yüzlerine söyleyemediği ne varsa Türkiye’den medya aracılığıyla iletti Kasımpaşa’nın “civan”ı!
Ne İsa’ya, ne Musa’ya derler ya o hesap...
“Suriye’nin Dostları” toplantısı yaptılar, “dünya adına Suriye’ye dostluk göstermekle görevli bir numaralı kişi” Kofi Annan gelmedi!
Gelmediği gibi Şam’a giden gözlemci heyette de Türkiye’ye yer vermedi; kısaca biz bu filmi daha önce de görmüştük:
Libya 2!
Hepsinin üstüne İran Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Burucerdi’nin açıklaması da tuz biber ekti mi;
 “Suriye konusundaki radikal ve mantıksız tavrı göz önünde bulundurduğumuzda, Türkiye toplantıya ev sahipliği yapma yetkinliğini kaybetmiştir...”

***


Manzara böyleyken NTV’nin dün gün boyu ABD’nin “İran’la nükleer müzakerelerin İstanbul’da  olacağı yönünde” ki temennilerini tekrarlayışını, İran Büyükelçisi’ni ekrana çıkarıp Tahran ziyaretinin “aslında ne kadar da başarılı” geçtiğini söyletmeye çalıştığını görünce tereddüt ettim;
Türkiye’de “El Cezire”nin misyonuna layık kanallar varken acaba bu ülkeye gerçekten de bir El Cezire Türk gerekli mi!


 


 


Ağız nakli!

Yüz nakli... Kol ve bacak nakli... Kalp nakli... Böbrek nakli, parmak nakli derken tıptaki en yeni açılım da onlara nasip oldu:
Dünyanın ilk “foto-montaj cerrahi operasyonu”nu yaptılar; ağız nakli!
Atatürk’ün o kalemle çizilmiş gibi incecik, zarif, nerede açılıp nerede kapanacağını bilen dudaklarının yerine “duble köfte”yi andıran bir şey monte ettiler!
(Yerinizde olsam hazır olurdum, her an mesela Şeyh Sait’i öven, mesela İskilipliye hayranlığını anlatan, mesela Dersim’de “katliam” yaptığını itiraf eden(!) köfte dudaklı Atatürk kasetleri de servis edebilirler!)
Mustafa Kemal bu konuşmayı bilmem ne tarihinden, bilmem nerde yapmıştı ama ağız hareketlerini metne uyduramadık “bizim dublajcı çocuklar” dan birinin “ağzıyla” konuşturduk!
Ağzından bu milletin aleyhine bir tek kelime çıkmamış olan Mustafa Kemal’e benzemelerine imkan yoktu; dahiyane keşifleri tarihi belgede tahrifatla onu kendilerine benzetmek oldu. Hiç utanmadılar, sıkılmadılar Atatürk’ü görüntüde “başkasının ağzıyla konuşan lider” yaptılar!
Bunu da başardı ya, önümüzdeki yılın en iyi yabancı film, o olmadı en iyi görsel efekt Oscar’ını TRT’nin Danıştay belgeseline vermezlerse hatrım kalır valla...


 


 


Cumhuriyet’ten  İlhan Taşçı’nın haberine göre, 1128 gündür Silivri Cezaevi’nde bulunan Mustafa Balbay’a koruma tahsis edilmiş! Ankara Valiliği’nin kararına göre Balbay “herhangi bir tehlike” veya “şüpheli durum” halinde kendisine bildirilen numarayı ararsa, koruma ekibi, tehlike bertaraf olana kadar kendisine eşlik edecekmiş...
Ne hoş; hücresinde “rutubet tehlikesi” vs. tespit ettiğinde, haftada bir olan telefon hakkını “korunma” talep etmek için kullanır artık Balbay! Balbay’a tahsis edilecek koruma polislerinin bina yalıtımı, sıhhi tesisat, seracılık gibi konularda eğitimleri vardır inşallah!


 


BASINDAN SEÇMELER


Evi camdan olan başkasının penceresine taş atmasın...

“IHH rumuzlu malum örgüt; kocaman afişler hazırlatmış, reklam yapıyor: Suriye’de on binlerce insan öldürülmüş de... Onlara para yardımı yapacaklarmış da... Tabii ki banka hesap numaraları var bol bol. Bu ‘İnsani Yardım Vakfı’(IHH) değil mi idi 1994’lerde Bosna’daki Müslümanlar için toplanan yardım paralarını iç eden? Süleyman Mercümek ismini hatırladınız mı ey millet? ”

Türkiye’nin başı 34 yıldır bölücü terörle belada ama şimdi tutuyor; Suriye’de bölücü terör imal ediyor; teröristleri koruyor.
Sen; Suriye’de askeri, polisi; devlet adamlarını öldürenlere mazlum dersen...
El oğlu da senin askerini, polisini, öğretmenini öldüren PKK’ya mazlum der.
Sen bugün tutup üç buçuk soysuz vatanın haini Suriyeli’yi mazlum ve mağdur gösterirsen...
Yarın öbür gün de birileri PKK’lıları mazlum ve mağdur ilan eder.
Sen bugün tutar; serseri, hırsız, gerici cani takımından oluşan Suriyeli teröristleri korumak için o ülkeye asker sokmaya kalkışırsan...
Yarın öbür gün de senin ülkene PKK’yı korumak için başkaları asker sokar.
Sen bugün başka bir ülkenin iç işlerine karışır isen...
Yarın da birileri senin ülkenin iç işlerine karışır...

***


Suriyeli muhalif dediğiniz, mazlum gösterdiğiniz o canilerin elinde ağır makineli tüfekler var...
Bombalar var...
Senin Suriyeli muhalif; karpuz keser gibi insanların kellesini kesiyor...
O caniler mi mazlum?

***


İktidarımız öyle bir coşmuş ki... Amerika ve İsrail mutlu olsun diye; ‘Kardeş Beşşar Esad’a  karşı savaş açmış.
Suriye’yi yitirdik; Arap dünyasını yitirdik.
Sadece şeyhler, krallar aferin diyor bize...
Hükümeti bir kez daha uyarıyorum: Eviniz camdan... 
Rıza Zelyut / Güneş


 


 


Sürek avına devam

32 sene sonra darbe yaptığını hatırlayıp hep birlikte asmak istediğiniz şu Kenan Paşa...
O gün Marmaris’te ava çıktı...
Arkasında alay komutanı, kaymakam, tapu müdürü, okul aile birliği, çok sayıda koruma, bir bölük kadar gazeteci, kasabanın ileri gelenleri, oda başkan ve üyeleri, esnaf ve sanatkâr birlikleri başkan ve yönetim kurulu...

*


Tabii keklikler yokuştan gelen gürültü ve kalabalığı görüp çoktan gitmişti...
Bir şey kıpırdadı bir ara çalıların orada...
Paşa attı...
Uçuşan market poşetini vurmuştu...
Sessizlik oldu...

*


Bir saat geçti geçmedi...
Değişik yönlerden gelenlerin ellerinde birer keklik vardı. “Paşam vurdunuz” dediler... Saydılar; altı keklik vurmuştu bir atışta...
Dünya avcılık tarihinde bir ilk...
Bir tane de yolunmuş tavuk vardı hatta...

*


Benim yürekli arkadaşım Metin Sertoğlu o günlerde, federasyon başkanı olarak  “Eğer vurduysa, para cezası vermeli, çünkü av yasağı vardı” diye tepki göstermişti...

*


Şimdi...
Av; Paşa...
Avcı?..

*


Önce el etek öpüp... Görülmemiş yalakalık ve yağcılığı yapıp... Anayasasına yüzde 92  “evet”  deyip... Arkasından yıllarca sinip sessiz kalıp... En sonunda da AKP’ye şirin gözükmek için bir anda darbeci avına çıktınız...
Sürek avı sürüyor...
Paşa keklik...
Bekir Coşkun / Cumhuriyet


 


 


Kenan Evren diyeti

Çocukların yaşını büyütüp darağacına gönderen zat 95 yaşına kadar nasıl “turp gibi” gelebildi?

Dean Martin. Robert Mitchum.  Siyah-beyaz filmdiler. Seneler evvel öldüler.
Kenan Evren’le... Yaşıttılar.
E insan merak ediyor tabii, çocukların yaşını büyütüp darağacına gönderen Kenan Evren, 95 yaşına kadar nasıl  “turp gibi” gelebildi?

*

 
Her sabah...
7’de kalkar.
1 saat sahilde yürür.
Duş filan, 9’da kahvaltıya oturur.
5 adet zeytin.
Siyah-yeşil karışık.
1 dilim ekmek.
Kızarmış, kepekli.
Yağsız peynir.
3-4 çeşit reçel.
Çok az bal.
Evine tereyağı girmez.
1 salatalık, 1 domates.
1 bardak çay, şekersiz.
Üstüne, 3 kayısı.
Günkurusu olacak.
6 badem, 6 fındık.
3 adet de ceviz.
Saat tam 12’de...
Öğle yemeği.
Titizdir.
1 dakka şaşmaz.
Sadece beyaz et.
Balık veya tavuk.
Kırmızı et?
Kırk yılda bir.
Zeytinyağlı sebze.
Ve, salata.
Bol su.
Yemek bitince...
Öğle uykusu.
En az 1 saat kestirir.
Kalkar... Meyve.
Mevsimine göre.
Veya, tatlı.
Hamur değil ama.
İlla sütlü tatlı.
Dondurma da olabilir.
Fakat çikolatasız.
16.00... Çay saati.
2 adet ev kurabiyesi.
Akşam yemeği?
Kışın, tam 18.30’da.
Yazın, tam 19.30’da.
Önce çorba.
Bazen börek.
Kesin, zeytinyağlı sebze.
Ardından ana yemek.
Balık veya tavuk.
En son, meyve.
Alkol yok.
Sigara yok.
Bol su.

*


Bunları anlattığında...
Henüz 85’indeydi.
Karatay diyeti filan...
Hikâye yani.
“Kilom hep aynı, sabit tutacaksın, 12 Eylül 1980’de 74-75 kiloydum, şimdi de 74-75 kiloyum, o nedenle 20 sene evvelki elbiselerimi bile giyebiliyorum” demişti.

*


Ha bi de şunu demişti...
“İhtilal yaptığımda, ahali elimi öpmek için otomobilimin önüne yatıyordu, Allah sana uzun ömür versin, benim ömrümden sana versin diye dua ediyordu, sağlığımı onlara borçluyum...”
Yılmaz Özdil / Hürriyet


 


 


İki failli darbe

12 Eylül darbe sürecinde binlerle ifade edilen işkencelerin, ölümlerin, cezaların sanığı olarak sahnede sadece iki kişi var: Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya.. Silivri’de yapılmamış darbenin sanığı olarak yargılanan ise 365 kişidir. 12 Eylül’ün 2 kişi dışındaki suçluları yargılanmazken.. Balyoz’da haberi olmadan bir dijital belgeye adı yazılan subay tutuklu yargılanabiliyor... Buna ne buyrulur? 
Melih Aşık / Milliyet


 

 



Dostlar işte görsün

Bu dava yaralara merhem olmayacak..
Peki ne olacak?
Darbecileri yargıladık mı yargıladık olacak!..
(...)
12 Eylül beş generalin yönetime el koymasıyla sınırlı bir hadise değil.. İki generali yargılamak 12 Eylül’ü yargılamak demek değildir.. 
Mehmet Tezkan / Milliyet


 


 


Haçlı diktası

Irak’a kadınlarımızın ırzına geçerek götürülen “demokrasi”yi gördük.
Afganlı mücahidin üzerine işenerek uygulanan “insan hakları”nı bütün dünya biliyor artık.
“Kurtardıkları” Libya manzaralarını görmemek için, insanlık ellerini yüzüne kapatıyor.
Türkiye’de Amerikan güdümünde kurdukları Haçlı diktasını da yaşıyoruz.
Doğu Perinçek / Aydınlık

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları