Türkiye'nin farkında mısınız?

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Ülkenin en büyük gazetesi olma iddiasını paylaşan Sabah ve Hürriyet’in attığı manşetlere akıl sır ermiyor

Kanlı terör Mersin’den sonra İzmir’de patlamıştı... İstanbul Boğazı güne savaş gemileriyle uyanmıştı... Cumhurbaşkanı Azerbaycan topraklarındaki işgalciye ’gitsin mi, gitmesin mi’ tartışması yapılıyordu... Gül’ün cezasını affettiği Erbakan ’hiç ettiği paraları ödeyecek mi’ merak ediliyordu... AKP’de ’kaç tane Şaban Dişli var’ parmak hesabı başlamıştı... Condi İncirlik’teydi... ABD Barzani’ye bir kere daha sahip çıkmıştı... Küresel kriz ekonomiyi boğmaya geliyordu...
Sabah’ın manşeti  “Kaderden kaçış yok”, İspanya’da düşen uçakta ölen Mustafa Erdil’in, Petkim’den “kansere yakalanırım” diye ayrılıp kendi işini kurduğuna, ancak ölümden kaçamadığına dikkat çekiyordu... Eski ama ’mutlu’  bir aile fotoğrafı ile birlikte...
Hürriyet ise “Hastane’de bir aşk hikayesi”ni çıkarmıştı manşetine. Lenf kanserine yakalanan Beytül Er’in, tedavi gördüğü hastanede stajyer hemşire olan Feride Marmara’nın aşkıyla iyileştiği anlatılıyordu... ’Mutlu’ bir düğün fotoğrafıyla birlikte...
İnsani duyguları böyle zamansız hatırlayan medya devleri, gazeteciliği ne zaman ve ne için hatırlayacak dersiniz? Ve birgün bizim de Le Monde gibi, Guardian gibi ‘ciddi’, ‘haber veren’ gazetelerimiz olacak mı?

+++++

Kim “milliyetçi”, kim “ulusalcı” ?
Lafı hiç ama hiç uzatmayacağım. Kim “milliyetçi”, kim “ulusalcı” hatta “kimler bu ülkeye” bağlı, işte birkaç maddelik sorgulama...
1- Bir ülke dünya üzerindeki en yüksek nominal faizi ödüyor ve düşen kurla birlikte  “içeriden-dışarıdan” bozulan dolarlar “yıllık yüzde 35-42” dolar bazında getiri sağlıyorsa,
2- Sıcak paranın sağladığı getiri, bir ülkenin “vatandaşına harcanması gereken sağlık, eğitim, savunma, yatırım” harcamalarından kesilerek  “aktarılıyorsa”,
3- Konsolide bütçe rakamlarının neredeyse yarısı “sıcakçılara” sunuluyorsa,
4- Sıcak para  “finansal sonuçları” değiştiriyor, ama arkasında  “makro dengeler”  tarihte görülmemiş bir  “bozulma” gösteriyorsa,
5-  “Reel sektör” kuruluşları, bankaları, telekom şirketleri, limanları, yer altı kaynakları kontrolsüz bir  “özelleştirme” politikasıyla “yabancıların kontrolüne” geçiyorsa,
6- Sıcak paranın yarattığı sonuçlar “makro ekonomik bozuklukların” orta ve uzun vadeli “enkazın” sorgulanmasını engelliyorsa,
7- “Daha önce yaratılan finansal kriz” döneminde gönderilen “sıcakçıların Derviş’inin” kurduğu sistemde  “dolar kurunun kontrolü”  dışarıdan gelen “para” eline geçmiş ve “kura basarak”  kârını katlama şansını “elde etmişse”, o ülke artık “kontrol alına” alınmış ve “halkın her sektörde çalışarak” yarattığı “katma değer” sıcak para tarafından “finansal pozisyonlar” aracılığıyla transfer edilebilir hale gelmiş demektir.
8- Ve işin en kötüsü bunlara “engel olabilecekler” bırakın engel olmayı “destek”  oluyorlarsa, onlara “muhalefet etmesi gerekenler” sadece kendi koltukları derdine düşmüşlerse, orada gerçek milliyetçi, gerçek “ulusalcı”  gibi kavramlardan söz edilemez...
Son söz: Sıcak para, ülkenin iliğini-kemiğini 2001 krizi sonrasında Kemal Derviş’in kurduğu, sonraki hükümetlerin desteklediği yapı içinde, o günden bugüne kadar, tam tabiriyle “emiyor”... Bunu görmeyenler veya  “aracı” olanlar, “gizli ajandalarını” uygulamaya çalışıyorlar... Ve en kötüsü yaptıklarını eleştirenlere de “milliyetçilik”  dersi veriyorlar! Ben size gördüğümü söyleyeyim ülkemiz  “maddi-manevi” her alanda yıpranıyor ve bu yıpranma yakında “rendelenmeye” dönüşecek! Ben gariban bir “yazarım”, sadece yazarım gözleri olanlar “okurlarsa”!
* Yiğit Bulut / Vatan

+++++

Branşlarımız uyuşmadı
Olimpiyatlarda neden dereceye giremiyoruz?
Çünkü  “Tenis, eskrim, su topu, senkronize yüzme, artistik jimnastik”  gibi sporlar bizim bünyemize uymuyor.
Akif Kökçe diyor ki:
 “İhale kovalamaca, kapkaç yapmaca, komisyon almaca, eş dost atamaca, adam karalamaca, faizsiz banka kurmaca, şortlu sporculara sürü halinde saldırmaca” gibi sporların olimpiyatları olsaydı bizi tutan mı olurdu? “
* Melih Aşık / Milliyet

+++++

Amberin,  Gül’den sınır kapısının açılmasını istedi
Sen önce özür dile!

Taraf’tan Amberin Zaman Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e  “açık mektup” yazmış. İki talebi var: Birincisi “istismar edecek Kerinçsizler”e rağmen Ermenistan-Türkiye maçına gelmesi, ikincisi de “Ermenistan’ı dünyaya bağlayan bütün yolları tıkayan” Kafkasya Savaşı’ndan sonra, sınır kapısını açıp, Ermeniler’e nefes aldırması...
Madem “Ermenistan”ı böylesine sahipleniyorsun, insana sormazlar mı Amberin; hangi yüzle istiyorsun bunları?
’Gül’ün geniş ufkuna, iyi yüreğine’ güveniyormuş.
‘Çantada keklik’ diyemiyor da işte, yoluna yordamına uyduruyor...
Sen “Ermenistan”ın;
Resmi kayda geçmiş 106’sı kadın, 83’ü çocuk 613, tahmini rakamla bin 300 sivil Azerbaycan Türk’ünü, derilerini soyarak, diri diri yakarak, hamile kadınların karınlarını deşip bebeklerinden top yaparak... işkence tarihini yeniden yazdığı Hocalı Soykırımı’nı,
Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesinde ’16 yıldır’ devam eden ’işgal’i,
1973’ten 1984’e kadar 42 Türk diplomatını şehit eden Ermeni Terör Örgütü ASALA’yı ve kanlı suikastlerini,
 “Ermenistan”ın PKK’ya kucak açmasını,
İftiralarla Türkiye’nin uğratıldığı zararı sahipleniyorsun ve iyilik bekliyorsun öyle mi?
Gerçekten hiç utanmıyor musun?
Ar damarın yok mu?
Vicdanını mı aldırdın?
Sen taleplerini sıraladığın mektuptan önce, özürlerini, pişmanlıklarını bildiren bir açık mektup yazacaksın. Dünya kamuoyu önünde, sahiplendiğin “Ermenistan” adına Türkiye ve Azerbaycan Türklerinden özür dileyeceksin, af isteyeceksin, sözcüsü oldukların da suç işlemeyi kesecekler, sıra ondan sonra beklentilere gelecek...
Yaa böyle Amberin Hanım, keşke ’Gül’ün yumuşak karakteri’ kadar, yakın tarihte Türk Milleti’ne yaşatılan keskin acıları da hesaplasaydınız....

+++++

Yandı gülüm keten helva
Mehmet Altan’ın Star’daki sütununda, ”CHP belki de ilk defa gerçek bir muhalefetin yapması gerektiğini yapıyor, bir yolsuzluğun peşini bırakmıyor“ yazıyordu. Faltaşı gibi açıldı gözlerim.
 ”Eğer ’bal tutan parmağını yalar’ ya da ’iktidarlar yolsuzluk yapar’ türü sulandırmalardan haz etmiyorsanız... ’Dürüst’ birisine ’hırsız’ dendiğinde, alçakça bir yalan ise... Cevabı en üst tondan verilir. AKP’nin savunması, ’vicdanen’ ne kadar doyurucu? İddia 1 Ağustos’ta dile getirildi. Bugün ayın yirmi ikisi... Suskun kalmak için uzun bir zaman... AKP daha ne kadar susacak?” Altan Star’da özetle bunları yazdı dün...
Peki sizce bu en liberal, bu en AB reformisti, bu en yandaşlığın kaymağını yiyen yazar, bu en iktidara biat eden gazetede bunları nasıl veya neden yazdı?
Yolsuzlukla mücadele sevdası depreştiğinden veya kalemşör değil gazeteci olduğunu hatırladığından mı?
Yoksa ’dişli’nin diğer çarkları da teklemeye başlar da AKP alaşağı olursa,  “yandı gülüm keten helva”derdinden mi?
Altan ailesinin ali menfaatleri söz konusuyla, bir değil on dişlisi feda olsun AKP’nin ne olur ki?
’Siyasal etik’ bahane, ’iktidarı yedik’ şahane!
Öyle değil mi Mehmet Altan?

+++++

Umur Talu,
Ergun’a kefil mi?
Ergun Babahan “2 Numaralı sanık, 1 Numaralı sanığı af etti  haberleri hukuken hiçbir geçerliliği olmayan değerlendirmelerdir” diyor.
Gül’ün bu davada yargılanabilmesi zemini yaratılsaydı o zaman hukuken nasıl bir sonuç doğardı?
Bugünkü şartlarda Gül  “vicdanen” sanıktır ve “o tür değerlendirmeler”in geçerliliği vardır bana göre.
Bir süre önce Almet Altan Taraf’taki köşesinde, Sabah yazarı Umur Talu’ya yüklenmiş ve  “yalan yazıyorsun” demişti.
Babahan’ın “Talu’ya kefilim. Umur Talu’ya yanlış yapan, herkese yapabilir” biçimindeki iddialı kefalet metni hala hafızalarda.
Acaba Talu da, Babahan hakkında “yanlış yapmaz” kanaati taşıyor mu? Örneğin Gül’ü aklamaya çalışan Ergun Babahan’a kefil midir Umur Talu?
Cevabını merakla bekliyorum...

+++++

MİNİ YORUM

Numaramı kaydetme yargılanabilirim

Hemen bütün gazetelerde vardı haber; JİTEM’ci Albay’ın özel numarası PKK’lı teröristten çıktı. Demek ki bu albayın terörle mücadelesi hikaye! Bak zaten kendi teröristmiş!..
Söz konusu albay da yalanlıyor: tanımıyorum. Tanıya(da)bilirsin. Görevinin bir parçası ise konuşa(da)bilirsin...
Niye tersinden de bakma zahmetine katlanmıyoruz olaylara? Bu PKK’lı, itirafçı olamaz mı? Muhbir olamaz mı? Yapmayın Allah aşkına, askerin muhbir olarak kullandığı terörist dağda ateş yakıp mı haber yollayacak?

ST

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları