Türkiye'nın NATO macerasından füzeli günlere...

A+A-
Altemur KILIÇ

NATO, Ingilizce adıyla “North Atlantic Treaty Organization”, Türkçesiyle “Kuzey Atlantık Antlaşması Örgütü” 1949’da, Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği - Komünizma yayılma tehditlerine karşı ABD inisiyatifı ile kurulmuştu. Başlangıçta bu tehditlere karşı ne büyük, ne önemli bir kalkan olacağı bilindiği halde, bugün AB’ye tam üye yapılmamamızın aynı gerekçeleriyle ittifaka alınmamıştık... Uzun mücadelerden ve Kore’de gücümüzü, rüştümüzü ispat edip, 1000’e yakın şehit verdikten sonra, nihayet tam üye olabildik.. Bugün NATO’nun doktrini, konsepti değişti. Düşman artık Sovyetler Birliği değil.. 
Değişmeyen şey0, her türlü tehlikeye karşı Türkiye’nin stratejik önemi.. Bu konu ayrı bir yazı  konusu. Bu gün NATO maceramızı
yazıyorum... 

İlk tohumlar atılıyor...
Sovyet tehdidinin ilk hedefi Türkiye ve Yunanistan’dı.. İlk işaret Yunanistan’da komünist gerillaların baş kaldırması ve Rusların Türkiye’den Boğazlar hakkındaki talepleri idi.  ABD ve İngiltere başlangıçta, özellikle Türkiye’ye karşı yönelen tehditlere kayıtsız kaldılar. Truman Doktrini, Yunanistan ile Türkiye’yi ani bir komünist tecavüzüne karşı korumak için ilk direniş adımı oldu... Sonra, Marshall Plânı, Avrupa’daki iktisadî işbirliğinin temelini atmış ve Amerikan iktisadî yardımı ile birlikte, Avrupa’da komünist nüfuzuna karşı bir iktisadî müdafaa cephesi kurulmuştu. Fakat gene de Stalin emperyalizminin önü alınmış değildi. 1948’de Hür Çekoslovakya Hükümeti, komünist darbesi ile devrildi.. Batı Berlin abluka altına alındı.. Amerika bu tehdit karşısında, Berlin’e hava köprüsü kurdu... Fakat Batı Avrupa’nın politika ve savunma mevzuunda birleşip işbirliği kurması gerektiği de gitgide daha fazla anlaşılıyordu.
1947’de Fransa ve İngiltere arasında, Dunkirk İttifakı ve Karşılıklı Yardım Antlaşması imzalanmıştı. 17 Mart 1948’de İngiltere, Fransa, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg, daha yakın bir iktisadî işbirliğinin kurulması ve Avrupa’ya tecavüz vukuunda karşılıklı yardım temini için, Brüksel Antlaşmasını
imzaladılar.
Zamanın ABD Başkanı Truman, 17 Mart 1948’de Kongreye verdiği bir demeçte, hükümetinin, Brüksel Antlaşmasını desteklediğini açıklıyor, ayrıca, Birleşik Amerika ile Kanada’nın güvenlik davasının müşterek olduğuna da işaret ediyordu. Kuzey Atlantik ittifakı kavramı artık gelişiyordu. Kuzey Atlantik Antlaşması böylece, 4 Nisan 1948’de, Belçika, Kanada, Danimarka, Fransa, İngiltere, İzlanda, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, Portekiz ve Amerika Birleşik Devletleri arasında İmzalandı, 1949 Ağustos ayında üye devletlerin parlâmentoları tarafından tasdik edildikten sonra meriyete girdi.

Türkiye güvence istiyor
Türkiye, Sovyetler Birliği’nin Boğazlar konusundaki taleplerini tartışmadan geri çevirdi... Hatta zamanın Moskova Büyükelçisi Selim Sarper Moskova’da, Ankara’ya danışmaya gerek bile duymadan Rusça “Nyet” hayır demişti..
Bunun üzerine, Moskova’dan Türkiye’yi yıldırmak için yoğun baskılar gelmeye başladı. “Bizim Radyo” denilen ve Türkçe yayın yapan komünist radyonun tehditkar yayınlarını da bizim komünist tüfekler  yönetiyorlardı. Türkiye, artan saldırılar karşısında direniyor ama dışarıdan destek bulamıyordu. Türkiye’nin başlıca dış politıka hedefi bu garantileri sağlamak ve bilhassa Amerika ve Batı devletleri ile ittifak kurmaktı.
Ancak ABD Dışişleri Bakanı Marshall Türk liderlerine, Amerika’nın Türkiye ile Antlaşma imzalayamayacağı gibi, iki taraflı bir garanti de veremeyeceğini açıkça bildirdi. 
Washington ve Avrupalılar, Türkiye’yi ittifaklarına almamakta direniyorlardı... Türkiye’nin üyeliğine karşı koymalarının sebeplerinden biri de açıkca ifade edilmese de, “Müslüman bir ülke” olmamızdı. Açıkça ifade edilen başka sebepler de vardı. Mesela, Türkiye ve Yunanistan’ın dâhil edilmesi halinde coğrafî şümulün çok büyük olacağını iddia eden küçük İskandinav ve Benelux devletleri vardı! Türkiye ve Yunanistan’ın NATO Paktına katılması, silâhlanma yükünü ağırlaştıracağı gibi, Amerikan yardımını bölüşecek memleketlerin sayısını da arttıracaktı. Aynı zamanda NATO ittifakı demek, “üyelerden birine tecavüz vukuunda bütün diğer üyelerin otomatik olarak harekete geçmesi” demekti. Küçük devletler, Türkiye ile Yunanistan’ın katılması ile kendileri için harp ihtimalinin artacağından korkuyorlardı. Asıl hayreti mucib olan, İngiltere ve Fransa’nın aleyhtarlığıydı. Anlaşılan, NATO’nun çok genişleyerek tesirsiz kalmasından korkuyorlar, Yunanistan ile Türkiye’yi askeri bakımdan, kazanç değil külfet sayıyorlardı.
Ancak, Kore Savaşı ve Türkiye’nın bu savaşa fiilen katılması, paradoksal olarak Türkiye’nin NATO’ya üye yapılması kozunu kuvvetlendirdi.
Demokrat Parti, iktidara geldikten sonra diplomatik çabalarını arttırdı ve NATO üyeliği konusunda, üye olan 12  memleketin hükümetlerine resmen müracaat etti.
O zamanlar Amerika’da görevde idim ve bir Türk gazeteci olarak, New York Herald Tribune’e bir açık mektup yazmıştım... Bu mektupta, Türkiye’nin ‘Batı ailesinin uslu bir üvey evlâdı’ değil,  gerçek ve faal bir ferdi olmak istediğini yazmış, o sırada Amerika’da hüküm sürmekte olan, “onlar nasıl olsa elde var bir” tavrından şikâyetle şöyle devam etmişim, “Şunu da belirtmeden edemeyeceğim, dışardan yardım gelsin veya gelmesin, Türkiye bir ittifaka dâhil edilsin veya edilmesin, Türklerin her ne pahasına olursa olsun Sovyet tecavüzüne karşı koyacağından Amerikalıların emin olması, bizim elimizdeki en zayıf kozdur. Türkler hiçbir zaman, ‘ya taleplerimizi yerine getirir, bize yardımı arttırır ve bizi Kuzey Atlantik Paktı’na alırsınız veya bizimle ayrı bir anlaşma imzalarsınız yahut da biz karşı tarafla anlaşırız’ gibi bir anlayış içinde olmayacaklardır.
Amerika, nihayet karşılıklı antlaşma imzalamaktansa Yunanistan ve Türkiye’nin NATO üyeliğine kabulünü desteklemeyi tercih etti. Fransa, İngiltere ve Amerika’yı da içine alan, Atlantik Paktı’na müstenit bir Akdeniz Paktı’nın kurulması yolundaki üçüncü Türk teklifi de Washington tarafından reddedildi. Bu sırada, İngiliz hükümeti olumsuz tavrından caymış, Yunanistan ile Türkiye’nin NATO üyeliğini desteklemeye başlamıştı.

Nihayet üyelik
15 ve 20 Eylül tarihlerinde Ottowa’da toplanan NATO Konferansında, Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’nin gayretleriyle, Türkiye ile Yunanistan’ın Kuzey Atlantik Paktına üye seçilmesi nihayet teklif edildi..
Bu, yeni Türk hükümeti için gerçekten bir diplomasi zaferiydi. Bu hükümetin dinamik siyaseti, memleketi Batı ittifakına dâhil ederek, itibar ve güvenlik sağlamıştı. Türkiye, eşit yükümlülüklerle ve eşit haklarla Batı’lı devletler camiasının ön saflarında idi. 
Nihayet NATO’ya katılmamız Türk halkını çok memnun etti ve Sovyet tehditleri karşısında güvence sağladı.
Geriye bakarken, ne diye bu kadar şiddetle muhalefet edildiğine ve ne için plân, hazırlık, ikna yüzünden bu kadar çok vakit kaybedildiğine şaşmamak elden gelmez!
Ve bugün, nereden nerelere geldik... ABD ve Batı Türkiye’nin peşinde, füze bizde ama kılıç onlarda mı olacak? Bu sefer biz direni-yoruz.. Haydi hayırlısı!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları