"Türkiye'nin varlığı" milletin mi, ailenin mi?

A+A-
Murat İDE

Büyük Türk Milleti;

Sahibi olduğun kurum ve kuruluşlar, milyarlarca liralık birikimleriyle beraber artık bir ailenin kontrolünde..

Nasıl? Şöyle ki;

"Türkiye Varlık Fonu'nun başkanlığına Tayyip Erdoğan, vekilliğe de damat Berat Albayrak atandı.."

**

Yasa yapmak için Meclisi..

Adalet için yargısı..

Denetlemek için Sayıştay'ı..

Anayasal karar mekanizması olarak şurası..

Millet adına denetlemek için müfettişi etkisiz eleman olmuş bir ülkenin malı da mülkü de sahipsiz kalır elbette..

Milletin, vekillerine devrettiği 'Kanun yapma' hak ve gücü, kanun hükmünde kararnameyle bir kişinin iki dudağı arasına terk edilirse, o ülkede sistem-mistem yoktur, keyfimizin kahyası vardır elbette..

Askeri Şura'yı sivilleştirip, (mevzu askeri ama şurası sivil) devre dışı bırakıp, bir kağıda karaladığı iki satırla ordunun komutanını alıp bakan yapıyorsa ve orduya yeni komutan atıyorsa..

Bir başka kağıda karaladığı iki satır kararnameyle, milletin 'denetlenmesi zorunlu' mal varlığını, Varlık Fonu'na devredip, denetimden kaçırıyorsa..

Ve aynı milletin seçtiği vekilleri, bir kağıda iki satır karalayıp, "Nedir arkadaş bu iş?" diye soramıyorsa..

O ülkede olan ya da olabileceklere kimse şaşırmamalı elbette..

Ama bu 'hak yolu' tercih edenlerin susmasını gerektirmez..

Söylemeyelim mi? Neticede ne oldu;

-Milletin "MAL VARLIĞI" olan kurumlar, şirketler, milyarlarca liralık birikim, bir başka kağıda karalanan iki satır kararnameyle, 'Tek Adam'ın ve damadının malına dönüştü..

**

O kararname de dün yayınlandı.. Türkiye Varlık Fonu'nun başkanlığına kendini atadı Tayyip Erdoğan.. Memlekette güvenebileceği tek bir kişi kalmadığı için, vekil olarak da damat Berat'ı atadı..

Ne güzel İstanbul..

**

Binlerce yıllık devlet geleneğine sahip bir milletin mal varlığı artık 'kayınpeder-damat' ikilisinin elinde..

Oysa "Ülkeyi şirket gibi yöneteceğiz" derken 'Aile Şirketi' dememişlerdi..

Al sana, 95 yıllık Cumhuriyetin millete ait birikimi, siyasi ömrü o cumhuriyetle kavgayla geçmiş bir kişinin ve onun olmadığı yerde damadının iki dudağı arasında..

Danışmak yok.. Kurul hikaye.. Denetim hak getire..

Milyarlarca liralık 'Millet varlığı' kayınpeder-damat idaresinde..

Millet varlığı değil, yüzükle başlayan serüvenin sonunda, sanki ailenin malı..

Bari derde derman, Bilal ve Sümeyye hanımdan da bir 'Denetim Kurulu' oluşturaydınız da, içimiz ferahlayaydı..

Vay ki vay..

**

Biri çıkıp da, "Cumhuriyetin serüvenini özetle" dese, derim ki;

"İsrail devleti için toprak satın almak isteyen siyonizmin kurucusu Theodor Herzl'e, "Bu topraklar bana değil, Türk Milleti'ne aittir" diyen Abdülhamid Han'dan,

Bütün mal varlığını Türk Milleti'ne ve Türk Devleti'nin kurumlarına bağışlayan Mustafa Kemal Atatürk'ten,

Türkiye Varlık Fonu'na devrettiği millet malının başına kendini ve damadını atayan Tayyip Erdoğan'a.."

İşte serüven tam da budur..

Önemli not: Bugün şartlar öyle gerektirdiği için sahip çıktıkları ama idam edildiğini(!) sanacak kadar tanıdıkları Abdülhamid'in huzurundan kovduğu Theodor Herzl'in, mezarı başında saygı duruşunda bulunanın kim olduğuna girmedim bile..

**

Üç mesaj var bu sınır tanımazlıkta...

Dışarıya diyor ki, "Buraların ağası benim.."

Millete diyor ki, "Sen yok BEN var.. Bütün varlığın benim.."

Çevresindekilere de diyor ki, "Hiçbirinize güvenmiyorum.. Ben ve damadım dışında hiçbiriniz ehil değilsiniz.."

**

Andımızı kaldırırken şaka yapmıyormuş.. Ne diyorduk;

-Varlığım Türk varlığına armağan olsun..

Bunu diyen andımızı kaldırdı; "Varlığınız bana ve aileme armağan olsun" diyor..

***

Stalin'in anası haklı...

Aklıma nereden geldiyse, bir fıkrayı paylaşayım sizinle..

Sovyetler Birliği'nin başında Stalin vardır..

Bir gün annesini alıp ülke turuna çıkarır.. Stalin trenle geçtikleri yerlerde annesini bilgilendirir;

-Anne bak bu tarlalar, dağlar hep benim..

Anneden gelen cevaba şaşırır;

-Vah yavrum vah..

**

Tren büyükçe bir çelik fabrikasının yanından geçerken Stalin yine annesine gösterir;

-Anne bak bu fabrikaların hepsi benim..

-Vah yavrum vah..

**

Kuzey bölgesinde bir avlak ve içinde bir saray.. Stalin annesine yine işaret eder;

-Bak buralar da benim..

-Vah yavrum vah..

**

Annesinin tepkisine şaşıran Stalin, meraktadır ama sesini çıkarmaz.. Seyahatin sonunda Kremlin Sarayı'na geldiklerinde, takdir edilmek için altın vuruşu yapar;

-Anne bak bu saray da benim..

-Vah yavrum vah..

Bu defa filim kopar Stalin'de;

-Anne bu kadar güçlü ve zengin olduğuma sevineceğine habire 'Vah yavrum vah' diyorsun.. Neden?

Annenin cevabı kısa ve nettir;

-Oğlum, ülkede komünistler mi ne varmış.. Ya gelip elinden alırlarsa bunca malı..

**

Komünistler Stalin'in elinden alamadılar onca millet malını.. Sovyetler dağıldıktan sonra da oligarklar yedi..

Ama burası Türkiye.. Bir gün, "ALLAH'TAN KORKAN, İMANLI VE VİCDANLI" birileri çıkar, milletin malını iade eder millete..

Tereddüdüm yok..

***

Nihat Doğan ve solucan...

Memlekette yaşanan bu "kılıfına uydurulmuş mala çökme" hadisesini besleyen algı operasyonunun başlığı ne;

-Millî ve yerli..

Ne kadar saçmalık varsa karşı çıkan gayrimillî..

Ne kadar dış güç varsa hepsiyle bir şekilde işbirliği yapmışlar da, millî..

Akıl ve izan taşları oynamış bir kere, yerine oturtabilene aşk olsun..

Mala çöküldü, millî ve yerli edebiyatıyla da yeri yapılıyor..

Sonra ne oluyor?

Yerli ve millî sloganını her sıkışan kullanıyor..

Yalnız doğru dürüst birilerinin değil, hep kabahatlilerin dilinde bu slogan..

Oysa öylesine kutsaldır ki..

Nereden biliyorum?

Bak şimdi de Nihat Doğan'ın dilinde.. Neden?

11 ve 17 yaşındaki iki evladımıza tacizde bulunduğu suçlamasının ardından açıyor ağzını Nihat Doğan;

-Gayrimillî vatan hainleri bana çamur atıyor..

Bir vakit şöyle demişti bu destekçi Nihat Doğan;

-Memleketin solucanlarının gözünde bile bir mana var..

Solucan gözü olmayan bir canlı.. Olmayan şeyden mana çıkaran adam faydalanıyor millî ve yerli edebiyatından..

Solucanın gözü yok görmez, kulağı yok duymaz, burnu yok kokuyu alamaz..

Olmayan gözünden mana ürettiği canlı türü bu..

Bu canlıyı örnek verenin farklı olması garip olmaz mıydı zaten..

  • Yorumlar 12
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları