Türkler, artık eski Türkler değil

A+A-
Durmuş HOCAOĞLU

Evet; gerçekten de millet olmak zor mes’ele; bu, dün için de böyle idi, bugün için de böyledir. Vâkıa, “millet” in modernitenin bir mahsûlü olduğunu ve binâenaleyh dün için millet diye bir şeyin bahse mevzû olmadığını söyleyenler yanılmaktadırlar şüphesiz, fakat tarihe anakronik bir gözlük arkasından baktığından bugünkü yargıları geriye doğru yürütmekte bir beis görmeyenlerin içinde yüzdükleri, bugün ne varsa tarihte de aynı şeylerin olduğunu, bir defada verilen tarihin hiçbir makro değişikliğe mâruz kalmadan kendisini biteviye tekrar ettiğini ve bu cümleden olmak üzere, bugünkü mânâ ve muhtevâda tarihte de aynı şekilde milletler olduğunu söyleyen anakronistler de yanılmaktadırlar, bir o kadar şüphesiz. İmdi, millet, hakîkaten, modernite ile birlikte yoktan var olmamıştır, modernitede almış olduğu şekil, uzun bir tarihî istihâle ve tekâmül seyrinin son halkası oluşudur; bu tarihî istihâle ve tekâmül seyrini gözardı etmek mes’eleyi bütün bütüne karmakarışık bir hâle getirmek demektir. Nitekim, meselâ, “millet”, “budun”, “natio” gibi kelimelerin, arkaik dönemlerde, daha ziyâde bugün bildiğimiz “halk” mânâsını mutazammın olduğuna dikkat etmemek gibi. Fakat yine de, bütün bunlara rağmen, bu kelimelerden ne anlamakta isek, bire bir özdeş olmamakla birlikte, alâkasız denecek kadar aşırı bir fark ortaya çıkmadan, dün de aşağı-yukarı buna yakın bir mânâ anlamak durumundayız; çünkü nasıl ki millet, bugün, adına vatan denen, muayyen hudutları olan bir arâzi üzerinde bir hükümranlık sâhibi, kararlı bir topluluk demek ise, dün de hemen hemen bu demekti ve bu noktada anakronistlerin ve modernistlerin yanılgılarına ve hatâlarına karşılık, en sağlam tez, primordiyalistlerin bu tezi olmaktadır. Öyle ki, nasıl bugün bir millet -ama sâdece ismen değil cismen de gerçekten gerçek millet olan millet-  için vatan müdâfaası en büyük şerefse, dün de aynen öyleydi. Ve tabiatiyle, nasıl ki bugün sözgelimi Iraklılar bir millet olamadıkları için ülkelerini işgale gelen ecnebî kuvvetlerine alkış tuttukları gibi el’ân dahi müstevlî ile çatışmaktan ziyâde birbirlerinin gırtlağını kesmekle iştigal etmekte iseler, tarihte de böyleleri olmuştur; yâni millet olmak -arkaik ve primordiyal formaları da dâhil olmak üzere- her zaman için zor bir mes’ele olagelmiştir ve bugün dahi öyledir. Ve tabiatiyle, mes’elenin bir başka mudilliği de, kazanılan bir keyfiyetin muhâfazası olmaktadır: Sâdece ’bir şey’olmak yetmez; o ’bir şey “in temâdî ettirilmesi de anşart iktizâ eder; aksi hâlde, gün gelir, nâmı nişânı yedi cihânı tutmuş bir millet zamanla zelîl ve zebûn olur, bir vakitler efendi olduğu topraklarda köleliğe düşer, hattâ zamanla erir, silinir, kaybolur ve tarihe ibretlik bir malzeme olarak geçer; tarihte sayısı misâlinde açıkça görülmüş olduğu gibi. Niçin? Elbet de niçini çok; kestirmeden gidelim: İnsan cemiyetleri de insan tekleri gibidir; zamanla yaşlanır, gücü tâkatı kesilir, refleksleri gevşer, aynı etkilere aynı tepkileri, aynı cevapları, aynı karşılıkları veremez hâle gelirler; bu düşüş bâzen sert, şiddetli ve travmatik olur, bâzen de yumuşak ve yavaş yavaş, ama sonuçta olur ve umûmiyetle de, milletler yükseldiği yerden düşerler.
 Türklerin ekzistansiyel milliyetçiliği, birçok vesîleyle bilbedâhe isbat edildiği gibi, çok yüksek; ama aynı Türkler, iyi, doğru ve güzel olanı yad yabanın elinden ummaktan, millî hâkimiyetlerinin bölüşülmesinden, paylaşılmasından, devredilmesinden, ciddiye alınmaya lâyık, bâriz bir rahatsızlık hissetmiyorlar. Ve bu da şu anlama geliyor: Türkler sâhici, gerçekten gerçek bir millet, ama, sâhici, gerçekten gerçek bir millet olma statülerinden kayıyor ve gelecek için tam mutmaîn kılıcı bir umut ve güvenilirlik hissi yaratmıyorlar; yâni: Türkler artık eski Türkler değil.
Bu noktada Türk milliyetçiliğinin yeri ve değeri olabilir mi?
Daha da açıkça soralım:
Millet olma statüsünden kayan veya bâriz bir şekilde kayma alâmetleri gösteren bir cemiyetin milliyetçiliği yapılır mı, yapılabilir mi, yapılmalı mıdır?..

Yazarın Diğer Yazıları