Türklerin Obaması mı yoksa 'yüz karası' mı?

İsrafil K.KUMBASAR

Almanya’da ‘ateistinden’, ‘eşcinseline’ kadar, bütün ‘aykırı’, ‘sıradışı’, ‘aşırı’ uçları içerisinde barındıran bir siyasi parti var.
Adına ‘Yeşiller Partisi’ diyorlar.
Hani terörün şiddetlendiği dönemde arkadaşları ile birlikte Türkiye’yi su yolu yapıp, “İnsan haklarına saygı gösterin” diye akıl vermeye kalkıştığı için merhum Ayvaz Gökdemir tarafından ‘fahişelikle’ suçlanan Claudia Roth’un başında bulunduğu parti.
Bir zamanlar Türkiye’den Almanya’ya ‘işçi’ olarak giden bir vatandaşın oğlu olan Cem Özdemir, gösterdiği ‘üstün çabalar’ (!) neticesinde işte bu partinin ‘Eş Genel Başkanı’ oldu.
Haber, Türklerin ‘Almanlaştırılması’ için yaptığı katkılardan dolayı ‘Altın Victoria’ ödülüne layık görülen Aydın Doğan’a ait gazete ve televizyonlar tarafından “Türklerin zaferi” diye kamuoyuna sunuldu.
‘Özdemir’ isminin başına bir de sıfat eklendi:
- “Türklerin Obaması!..”
‘Uyum’ sağlamakta direnen Türklere ‘rol model’ gösterilen Özdemir, Bild gazetesine şöyle dedi:
- “Ben Obama değil Özdemir’im.”
Peki kim bu Özdemir?

* * *

Dışarıda ne yazık ki kural böyle işliyor.
Elin adamlarına kendini kabul ettirebilmek için mutlaka ‘işbirlikçiliğinizi’ ispatlamak zorundasınız.
Herr Özdemir, 1998 yılında yayımlanan “Ich bin Inlaender. Ein Anatolischer Schwabe im Bundestag”  isimli kitapta Alman parlamentosuna girebilmek için verdiği çetin mücadeleyi (!) bakın nasıl anlatıyor:
- “Ne yazık ki Almanlar, her Türk’ün Kürt kanı dökmek için sabırsızlanan birer cani olduğunu sanıyorlar. Aşmam gereken en büyük engel, parti arkadaşlarıma, bir Kürt kasabı olmadığımı ispatlamaktı.”
Peki Herr Özdemir, kendisinin bir ‘Kürt düşmanı’ olmadığını kanıtlamak için hangi yola başvuruyor?
Kendi ağzından dinleyelim:
- “Babam zaten Çerkez’dir. Almanya Çerkez Birliği bana senin Çerkez olduğun kesin, o halde Çerkez olduğunu neden kamuya açıklamıyorsun’diye soruyor. Evet, babam sayesinde Çerkezlerle de bağım var. Fakat hepsi bu değil. Annemin büyükannesi de Rum’dur. Yani annemde dörtte bir oranında Yunan kanı var.”

* * *


Görüyorsunuz değil mi?
Kanında ‘Türk’ten’ başka her cevher mevcut.
Ama, ‘yabancı’ etiketini üzerinden atabilmek için ‘etnik kimliği’ yetmeyecek, Almanlara ‘uyumu’ nasıl sağladığını da ispatlamak zorunda kalacaktır.
Bakın Herr Özdemir, bunu nasıl başarıyor?
Yine kendisi anlatıyor:
- “Annem ve babam bana zaman ayırabilecek durumda değillerdi. Beni yaşlı bir Alman karı kocaya verdiler. Böylece dünyaya ayak bastığım ilk günden itibaren Alman bir ninem ve dedem oldu.”
Herr Özdemir, milletvekili seçildikten sonra da, Almanya’daki bütün ‘bölücü unsurlara’ kol kanat geriyor, onların ‘Türkiye aleyhine’ düzenlemiş olduğu her toplantıda baş köşede yer alıyor.
Türkiye üzerine çalışmalar yapan Alman vakıflarına akıl hocalığı yapıyor, ‘demokratikleşme’ ve ‘kültürel haklar’ adı altında Türkiye’nin eyaletlere bölünmesini dayatan raporlara imza atıyor.
Yücel Sayman’ın İstanbul Barosu Başkanı olduğu dönemde, sık sık Türkiye’ye gelerek, ‘azınlık hakları’ üzerine konferanslar veriyor.

* * *


‘Türk’ mü?
‘Türklerin Obaması’ mı?
‘Türklerin yüz karası’ mı?
Karar sizin.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş