Türk’ün parayla imtihanı...

A+A-
Ahmet SEVGİ

Halide Edip Adıvar (1882- 9 Ocak 1964) Millî Mücadele hatıralarını kaleme aldığı “Türk’ün Ateşle İmtihanı” (İst. 1962) adlı eserinin sonuç (epilog) bölümünde şöyle der:
“Bağlı olduğum millet, bağımsızlığını tarihin en soylu ve zor bir ateş imtihanından sonra kazanmıştı. Fakat öteki ideale (hürriyet) de kavuşması gerekti.” 
Gerçekten de Türk milleti çetin bir mücadeleden sonra bağımsızlığını kazanmıştı. Ne yapıp edip bu zaferi “hürriyet mücadelesi”yle taçlandırmalıydı. Esasen bu gerçeğe Halide Edip’ten çok daha önce, 1930’da yazdığı “Serbest İnsanlar Ülkesi” adlı eserinde Ağaoğlu Ahmet de işaret etmiş ve özgürlüğün hâkim olduğu ülkenin “yasa”larını maddeler halinde sıralamıştı. (Bkz. Serbest İnsanlar Ülkesi, İst. 1930, s. 8-9) 
Gayet tabii, bütün bunlar iyi niyetli ve doğru tespitlerdir. Lakin bana sorarsanız verilmesi en zor imtihan “para” imtihanıdır. Ve bir toplum bu imtihanda başarılı olamadıkça ne bağımsızlığın bir anlamı vardır ne de hürriyetin...
Mevlanâ’nın, meşhur eseri  “Mesnevî”nin 19. beytinde (bize göre 1. beyit) hür olabilmek için para-pul esaretinden kurtulmak gerektiğini söylemesi tesadüfî değildir. 
Hz. Peygamberimizin şu sözü de çok mânidardır:
“Kişinin namazına ve orucuna bakmayın. Onun dînâr ve dirhemine (para-pul) bakın.” 
Demek ki bir kimsenin dürüst olup olmadığı hakkında hüküm verebilmek için öncelikle onun paraya karşı zaafı olup olmadığına bakmak gerekiyor. Namazı herkes kılabilir, orucu herkes tutabilir. Ama alış-verişte doğruluk, kul hakkı konusunda hassasiyet, para şıkırtısına kulak tıkamak, kısacası paragöz olmamak herkesin kârı değildir. Dolayısıyla, dürüstlüğün ölçüsü namaz kılmak, oruç tutmaktan ziyade paragöz olmamaktır diyebiliriz.
Şunu da hemen belirtelim ki para imtihanını kazanmak hiç de kolay değildir. Ne kadar parayı sevmediğimizi söylesek de hayat gemisi lâfla değil, parayla yürüyor. Sabahleyin evinden çıkıp tarlaya, iş yerine yahut daireye yetişmek için koşuşturan insanlara bakın... Hepsinin gayesi para kazanmak ve daha rahat bir hayat sürmek değil midir? O halde para öyle küçümsenecek, hafife alınacak bir şey değildir. Napolyon boşuna “para, para, para!” dememiştir. Bunun içindir ki para imtihanını kazanmak er kişinin kârıdır.
Diğer taraftan Ziya Paşa’nın çok güzel ifade ettiği üzere, ne yazık ki insanlar kanunlara, yönetmeliklere, âmirlere değil, paraya pula tâbidir:
“Ne kânûna ne cebr ü zora ne hünkâra tâbîdir//Bu bendergehte herkes dirhem ü dînâra tâbîdir.” 
Bu noktada Koca Râgıp Paşa’nın şu beytini de zikretmeliyiz:
“Kemâlinden değildir dâğ-ber-dil kimseye kimse//Medâr-ı hıkd u kîn gavgâ-yı dînâr u diremdir hep.” 
Şair diyor ki: Kimse kimseye olgunluğundan dolayı kırgın değildir. Kin ve düşmanlığın sebebi para-pul kavgasıdır.
İçinizden “Zenginin parası yazarın kalemini yorarmış” diyenler çıkacak elbet. Lakin kim ne derse desin biz paranın kulu kölesi olanları eleştirmeye devam edeceğiz. 
Son söz şairin:
“Allah, dostumu değil düşmanımı parayla imtihan etmesin//Ederse de kolaylık versin ki felek aşına zehir katmasın.”  (Li-müellifihî)

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları