TÜSİAD borusunu öttüren tetikçiler ve Dr. Devlet Bahçeli

İsrafil K.KUMBASAR

Dr. Devlet Bahçeli, ‘dümen suyunda’ hareket ederken gayet iyiydi.
18 Nisan 1999 seçimleri öncesinde Aydın Doğan ile gizlice buluşurken...
Ülkücüleri ‘eli kanlı katiller’ olarak nitelendirenler ile bir koalisyon hükümeti kurarken...
Okyanus ötesinden bir ‘eyalet valisi’ gibi gönderilen Kemal Derviş’i ‘zehir niyetine’ içerken...
Türkiye’yi Avrupa Birliği’nin kuyruğuna bağlamayı taahhüt eden ‘Ulusal programın’ altına imza koyarken...
Milli birlik ve bütünlüğü tehdit eden ‘AB uyum yasalarının’ birer ikişer Meclis’ten geçirilmesini içine sindirirken...
‘Endüstriyel Bölgeler Yasası’na, ‘Tahkim Kanunu’na, ‘İkiz Sözleşmeler’e, ‘15 günde 15 yasa’ya geçit verirken...
‘Amerika’ya verilen taahhüt’ yüzünden Bebek Katili Apo’nun idam dosyasının Başbakanlık’ta bekletilmesine göz yumarken...
DSP ve ANAP’ın diğer partilerle el ele verip ‘idam cezasını’ kaldırmaları karşısında, ‘hükümetten çekilmeyi’ aklına dahi getirmezken...
Türk milliyetçilerini/ülkücüleri sokaklardan çekip ‘meydanları’ AKP’ye bırakırken, AKP’nin ‘ihanet politikaları’ karşısında uzun süre ‘suskun’ kalırken...
Türk milletini ‘anayasal vatandaşlık’ kavramı ile açıklamaya kalkışırken...
Türk milliyetçiliğini, ‘ılımlaştırma’ sürecine sokarken...
Dr. Bahçeli’yi yere göğe sığdıramıyorlardı.
“İşte devlet adamı” diye başlıklar atıyorlardı.
Dr. Bahçeli, MHP’nin ideolojik çizgisine aykırı icraatlarına, siyasi hatalarına, parti içi yönetim anlayışına karşı çıkan herkesi ‘hain’ ilan edip, gerektiğinde ‘baskı’, ‘tehdit’, ’şantaj’ ve ’şiddet’ yolu ile birer ikişer kapı önüne koyarken, “Helal olsun, ilkel/kaba/aşırı milliyetçileri dışlıyor, temizliyor” diye alkış tutuyorlardı.

* * *

Dr. Devlet Bahçeli ile MHP’nin ideolojik çizgisinde ‘tarihi bir kırılma’ yaşandı.
Bu kırılma, Türk milliyetçilerini/ülkücüleri de etki altına alarak bir ‘fikir kaosuna’dönüştü.
MHP’nin ‘millet egemenliğini’ esas alan ‘milliyetçilik’ anlayışı ile, CHP’nin ‘jakoben dayatmacılığı’ esas alan anlayışı arasında neredeyse hiç bir fark kalmadı.
Öyle ki, Türk milliyetçilerinin/ülkücülerin artık tamamen değiştiği, dönüştüğü, transformasyon geçirdiği zannına kapılıp, 22 Temmuz 2007 seçimleri öncesinde planları belli mahfillerde çizilen bir ‘CHP-MHP hükümeti’ doğrultusunda şu çağrıyı yapmaya başladılar:
- “Sağcılar MHP’ye, solcular CHP’ye.”
Dr. Devlet Bahçeli’nin, Meclis’e adım atar atmaz ilk iş olarak Abdullah Gül’e Çankaya’nın önünü açması karşısında ilk şoku yaşadılar.
Ama ne zaman ki, izlediği ‘çelişkili’ politikaların tabanda ‘zemin kaymasına’ neden olduğunu görüp, yerel seçimler öncesinde ‘siyasi konjonktüre’ uygun olan, ama aynı zamanda MHP’nin varlık sebebi sayılan ‘Türk-İslam Ülküsü’ ideolojisi ile de örtüşen ‘doğru’ bir hamle yapmaya kalkıştı, işte o zaman aralarında adeta ‘sözbirliği’ etmişçesine yeniden ‘yaylım ateşine’ başladılar.
Ama dikkat edin!
Doğrudan Bahçeli’nin kendisini değil, onun üzerinden ‘Türk milliyetçilerini/ülkücüleri’ ve ‘MHP’nin kurumsal kimliğini’ hedef alıyorlar.

* * *


MHP’ye ve Türk milliyetçileri/ülkücülere karşı saldırılar, TÜSİAD patronlarının hamlesinin’ ardından iyice yoğunlaştı.
Bir kısmı Ertuğrul Özkök gibi, AKP’lilere imzalattırılan taahhüt üzerinden, “Bir adım sonrası silah üzerine yemin etmek” diye dolaylı yoldan patronlarına selam çakıyor.
Bir kısmı Bekir Coşkun gibi, “Bir tek TÜSİAD var, sesi çıkan” diyerek işi aleni olarak yalakalığa döküyor.
Bir kısmı da İlhan Selçuk gibi TÜSİAD’ın hemen ardından saldırı korosuna dahil oluyor.
Bu tablo, bugüne kadar, sözde ‘demokrasiden’, ‘insan haklarından’, ‘eşitlikten’, ‘özgürlükten’ dem vuran medya şövalyelerinin, aslında ‘TÜSİAD patronlarının çıkarlarına hizmet eden’ nasıl birer ‘tetikçi’ olduklarını ortaya çıkardı.
Patronlarından aldıkları talimat doğrultusunda yeri geldiğinde ‘çılgın demokrat’, yeri geldiğinde ‘darbe çığırtkanı’, yeri geldiğinde ‘vahşi liberal’, yeri geldiğinde ‘ılımlı İslamcı’, yeri geldiğinde ‘ateşli solcu’ yeri geldiğinde ‘en azgın milliyetçi’ olabiliyorlar.
Demek ki, Türk milliyetçilerine/ülkücülere karşı olan düşmanlıklarının ardında da Türk-İslam Ülküsü’nü ‘kendi şahsi çıkarlarına’ tehdit olarak algılayan TÜSİAD patronları var.
Patronları gibi ‘vicdanlarına’ göre değil, ‘cüzdanlarına’ göre hareket ediyorlar.
‘Öt’ denilince ötüyor, ‘sus’ denilince susuyorlar.

* * *

Türk-İslam Ülküsü, ‘inançlara saygıyı’ esas alır.
Üniversite kapılarında yaşanan rezaleti bir daha ‘başkalarının istismarın’ fırsat verilmeyecek şekilde çözüme kavuşturmak, Türk milliyetçilerinin/ülkücülerin ‘namus’ borcudur.
İster ‘samimi değil’ deyin, ister ‘siyasi taktik gereği’ deyin, adına ne derseniz deyin, ama ortada atılan ‘doğru’ ve ‘olumlu’ bir adım varsa, bu adıma ‘tam destek’ vermek her Türk milliyetçisinin/ülkücünün görevidir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş