Tutkulu dış politika ve füze kalkanı

A+A-
Haydar ÇAKMAK

Dış politika ve uluslararası ilişkiler, bütün dünyada daha çok elitlerin uğraş alanıdır. Her ülkenin de dış politika ve uluslararası ilişkilerinde kendisine özgü koşulları (coğrafyası, tarihi, ekonomik ve askeri gücü vb) ve çıkarları nedeniyle de içerik ve uygulamada yöntem farkı vardır. Ülkeler gücü ve imkanlarını da dikkate alarak halkının ve ülkesinin çıkarlarını maksimize edecek politikalar takip etmeye çalışırlar. Takip edilecek politikalarda ülke içinde yasalar ve geleneklerle belirlenmiş kişi ve kurumların  (Dışişleri Bakanlığı, Cumhurbaşkanlığı, Meclis, Genelkurmay Başkanlığı, İstihbarat Teşkilatı, Üniversiteler, Araştırma Merkezleri vb..) ortak çalışmaları sonucunda belirlenir ve Dışişleri Bakanlığı tarafından da yürütülür. Bu durum tüm demokratik ülkelerde küçük farklarla böyledir. Ancak hükümetlerin kendi siyasi felsefesine uygun dış politikada bir takım değişiklikler yapmaları olasıdır ve bu farkı da zaman zaman görürüz ama prensip olarak hepsi ülkelerinin ve halklarının çıkarına uygun olması gerekir. Hükümetlerin dış politikada kullandıkları argümanlar rasyoneldir. Bir başka deyişle dış politikada ideoloji ve tutku tehlikelidir.
Cumhuriyet Türkiye’sinde iktidara gelen hükümetlerin ikisi hariç tamamı Türk dış politika anlayışına ve geleneğine uymuşlardır. Bu iki hükümet Necmettin Erbakan ve Tayyip Erdoğan hükümetleridir. Turgut Özal da iktidarının başında zaman zaman dışişlerini dışlayıp eleştirse de genel anlamda Dışişleri Bakanlığı ile çalışmıştır. Erbakan çoğunlukla dış politikasını Dışişleri Bakanlığından ziyade kendi danışmanlarıyla yürütmeye çalışmıştır. Bunun en kötü örneği 1996 Libya ziyaretidir. Kaddafi, Bedevi çadırında sayın Erbakan’ı karşısına alarak yüzüne karşı Arapların tipik konuşma tarzı olan işaret parmağını kaldırarak  “Siz Türkler geçmişte Arapları şimdi de Kürtleri sömürüp öldürüyorsunuz”  diyerek bir skandala imza atmıştır. Bu ziyaretin planlanmasını dışişleri yapsaydı eğer bu ziyaretin bu dönemde yapılmasını belki de istemeyeceklerdi veya kimin ne konuşacağını bütün detaylarıyla müzakere ederlerdi. Böyle bir skandal belki de yaşanmazdı. Sayın Erbakan ve heyeti hiç şüphe yok ki bunun böyle olmasını istemezdi, ancak Kaddafi gibi bir liderin muhtemel davranışlarını hesaba katarak bu ziyaretin planlanması gerekirdi.
Recep Tayyip Erdoğan hükümeti herhalde hocaları Erbakan’ın tecrübelerini dikkate alarak Dışişleri Bakanlığı’nı dışlamamışlar ancak gelenekçi ve devletçi diplomatlar yerine kendi politikalarını ses çıkarmadan uygulamada yardımcı olmayı kabul eden bir grup diplomatla çalışma yolunu seçmişlerdir. Dışarıdan ise İslamcı olarak bilinen akademisyen ve gazetecilerle, eski Marksist-Leninist-Maocu bugün ise, liberal olarak kendilerini tanıtan bir grup ile işbirliği yaparak yürütmektedirler. Dışişleri Bakanlığı daha önce fikirlerini beğensin veya beğenmesin zaman zaman her görüşten akademisyenlerin görüşlerine başvururlardı. Şimdi ise ulusalcı ve milliyetçi olarak tanınan akademisyenleri tamamen dışlayarak yukarıda tarif ettiğim çevrelerle dış politikalarını düzenlemektedirler. Hükümet’in bu davranışını kendilerine yakın basın yayın kuruluşları ile TRT’de de gözlemlemek mümkündür. Bu tür bir davranış  sergilemek yasa dışı değildir. Ancak Türk Devletinin ve Türk Halkının ne kadar çıkarına hizmet eder sorgulanması gerekir.
Yukarıdaki uzun girişi yapmamın sebebi bugün Türkiye’nin önüne getirilen ve Türkiye’yi sıkıntıya sokan ’Füze Kalkanı’ sorunudur. Bu sorun aslında son iki yıldan bu tarafa konuşulmaktadır. ABD, füzeleri Polonya’ya, radar ve izleme sistemlerini de Slovakya’ya yerleştirmeyi planlamaktaydı. Ancak Rusya’nın karşı çıkması ve konjonktürün hızla değişmesi nedeniyle ABD, füzeleri Türkiye’ye yerleştirmeye karar verdi. Ama Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu İran, Filistin ve Suriye ile daha çok ideolojik ve tutkulu bir dış politika takip etmekteydi ve bu konuda da çok iddialı idi. Komşularla sıfır problem politikası ve daha önceki batı yanlısı iktidarların hem İslam ülkelerini kasıtlı bir şekilde ihmal ettikleri, Batı’nın çıkarlarını savunduklarını, oysa ki kendilerinin Batı’dan daha özgür dış politika uyguladıklarını hatta ABD ve İsrail’i karşılarına almaya bile cesaret ettikleri, daha başarılı olduklarını söyleyerek övünmekteydiler. ABD, Erdoğan hükümetinin yurt içinde ve Arap-İslam dünyasındaki taraftarları nezdinde itibar kaybını asgariye indirmek için füzenin ABD değil bir NATO politikası olduğunu söyleyerek AKP yönetimine aklı sıra bir kıyak çekmektedir. Oysa ki bu füzeler bal gibi ABD füzeleridir ve İran’a karşı yerleştirilmektedir.
İşin özü; AKP iktidarı füzeleri İran’a karşı Türkiye’ye yerleştirmeye izin verirse komşularla sıfır sorun politikası ve İsrail-ABD ikilisine kafa tutma yiğitliği, AKP’nin bir şehir efsanesine dönüşür.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları