Üç İstanbul-Kaç Türkiye?

Altemur KILIÇ

Önceki günkü VATAN gazetesinin manşeti, çok anlamlıydı: “Üç İstanbul”, Mithat Cemal’in, İstanbul’da, Saltanatın son günlerinden Cumhuriyet’e kadarki, “üç” ayrı İstanbul’u anlatır! Bu romanda, zamanın basını, dalkavuklar, işbirlikçileri, züppeleri, gericileri,  “neme lazımcılar” ve de vatanseverler var; adeta bugünkü gibi!

Bugün
20. Yüzyılın başları... Bugün yıl 2010 ve 21. Yüzyıldayız; şu İstanbul’a,  “ahval ve şeraitine” bakın: İnönü Stadında, protestocu “Yorum Gurubunu” elli bin kişi izliyor... Kuruçeşme’de, ünlü gitarist Eric Clapton’u dinlemeye gelen binlerce kişiyi, sahilden tekneler taşıyor... ...Ve aynı sırada, aynı gün, gene İstanbul’da, rahmetli Abdi İpekçi’nin adını taşıyan kocaman salondan dışarılara taşan binlerce mürit, İsmail Ağa Cemaatinden Cüppeli Ahmet Hoca’yı dinlediler! Hoca efendi, padişah tahtı gibi bir koltuğa oturmuştu, arkasında Osmanlı Arması vardı... Acaba neyi özlüyor, neye özeniyor?  
Aynı cemaatin benzer “ayinleri” , Türkiye’nin diğer yörelerinde de yer alıyor, son zamanlarda. Her yörede, toplumlara baskı yapan, egemen olan başka cemaatler var!
Bütün bu cemaatlerden en büyüğü, en güçlüsü, namı Türkiye hudutlarını aşan, sözleri dünya basınında manşet olan, itibar gören ve Türk iç siyasetinde önemli bir faktör, söz sahibi Fethullah Gülen’in cemaati...  
 “Ergenekon Kapsamında” ülkeyi hallaç pamuğu gibi atanlar ve ülkeyi  “Korku İmparatorluğuna”  dönüştürenler-AKP İktidarı-bu durumu, değirmenlerin suyunun nerelerden geldiğini, araştırmak bir tarafa, adeta göz ardı ediyorlar... Önümüzdeki referandum ve seçimlerde, bu cemaatler, her halde, büyük rol oynayacaklar.

Kaç Türkiye
Asıl sorun “üç İstanbul” değil, “Kaç Türkiye?” Türkiye,  bugün, her alanda, her yörede, kaç yerinden bölünmüş durumda;  bölücülerin hayal ettiklerinden de fazla! Sadece “Fatih-Çarşamba”, “Etiler-Beyoğlu”  arasında da değil!
Sosyologlar bu durumu nasıl yorumlarlar, uygarlıkların, yaşam tarzlarının çatışması mı yoksa uzlaşması mı? Kaçınılmaz bir geçiş süreci mi?... Şu sırada, dünyada, yaşananların da, benzeri mi? Bazı sözde aydınların iddia ettikleri gibi, “resmi tarihle” haklı “hesaplaşma mı?”... Yoksa o “yakın tarihten”, intikam mı?
Aslında fazla yoruma mahal yok:  bu görüntüler ve “ahval ve şerait” anakronik, yani zamanla çatışmaktan öte TC ve milletimizim geleceği açısından, çok tehlikelidir, vahimdir!

Sadece şov mu?
Geçen akşam Cüppeli Ahmet Hoca’nın birileri tarafından çok profesyonelce sahneye konmuş “Büyük ekranlı havayi fişekli”, şovuna bakarken kendi kendime soruyorum; Mustafa Kemal, eğer bugün yaşasaydı acaba ne derdi?
Bugünlere, geçmiş, hükümetlerin ve liderlerin, aymazlıkları, oy hesaplarıyla geldik ama şimdi AKP iktidarının yaratmış olduğu müsait ortam ve ektiği mümbit zemin... Son cemaat manzaraları, eksen kaymalarına ve Türkiye’nin kıblesini Kudüs’e çevirme çabalarına ne kadar denk düşüyor!

Ne yapmalı?
Pekiyi; Atatürk’ün Cumhuriyeti göz göre göre altımızdan, hem de sadece bu hallerle değil, her alandaki sinsi hamlelerle, kayarken ne yapmalı? Bu “ahval ve şeraitte”, bu gerilere doğru gidişi durdurmak için “imkânlar” düşünmek zamanı geldi, geçiyor;  Cüppeli Ahmet Hoca olmazsa da, başka birileri,  Osmanlı Armalı tahta oturmadan!
Hatırlatalım; Atatürk de söylediği bir nutukta: “Ölülerden medet ummak, medeni bir cemiyet için, şindir (lekedir). Efendiler ve ey millet, biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar memleketi olamaz. En doğru en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.” demiş ve işaretini vermişti... 30 Kasım 1925   tarihinde yürürlüğe giren 677 sayılı Tekke ve Zaviyeler ile Türbelerin Kapatılmasına ve Türbedarlar ile Bazı Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun ile tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması kabul edilmiş ve bazı geleneksel unvanların kullanılması yasaklanmıştır. Kanun, bütün tarikatlarla birlikte; şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük, gaipten haber vermek ve murada kavuşturmak amacıyla muskacılık gibi, eylem, unvan ve sıfatların kullanılmasını, bunlara ait hizmetlerin yapılmasını ve bu unvanlarla ilgili elbise giyilmesini de yasaklamıştır.  Bildiğim kadar bu kanun hâlâ yürürlükte! Sayın  “Cumhuriyet”  Savcılarına saygılarımla hatırlatırım!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş