Ufkundaki karanlık Türk’ün kaderi mi?

İsrafil K.KUMBASAR

Simdi akşam. Alaca bir karanlık kuşatmaya başladı her yeri.  ‘Sarhoşların’, ‘berduşların’ naraları yankılanacak birazdan sokaklarda, rüzgarda yalpalanan ‘iğreti lambalar’ ışıyacak yüzümüzün hüzünlü yanlarına. 
Ağlamaklı gözlerimiz, belki ‘son bir sabahın’ umuduyla şadırvanlara uzanacak; iki damla gözyaşı, bir ince iç çekiş çöküp kalacak son vesikalık fotoğrafımıza. 
Levanten nağmeleri yankılanacak kulaklarımızda İstanbul’un. 
Damağımızda Diyarbakır karpuzunun ferah tadı, cönkleri iliştirecek kulağımıza Edirne’de er meydanı.
Anamur’a inip alnımızı Akdeniz’in suyuna değdireceğiz; Sinop’ta Karadeniz’in asi çırpınışında özlemi demleyeceğiz.
Gece uzayacak boylu boyunca Kordon’da; buz kesmiş cümleler dökülecek dudaklarımızdan Palandöken’de. 
 “Hastane önünde incir ağacı” demeye yeltensem, oturup ağlamayacak mısın? 
Gözlerin uzaklara dalmayacak mı, Yemen Türküsü’nü mırıldanmaya başlasam? 
İrkilmeyecek misin; Ergenekon efsanelerinden, Türeyiş destanlarından, Dede Korkut hikayelerinden, Horasan menkıbelerinden bahsetsem?

***

Bilirim; yufkadır yüreğin; içlidir eğnin. 
Küser ama hissettirmez, kızar ama renk vermezsin;  “kader”  der boyun eğer, ‘tevekküle’ meyledersin.
İyi tanırım seni; ‘taş bastığın’ miden, ‘kan kustuğun’ gövdenle okurum beş bin yıl evvelini. 
Bakma, talih savurur kimi dem oradan oraya; bazen ‘kardeşinin’ ihaneti, bazen ‘gönlünün’kaymasını görürüm kırılma anlarında.
‘Virane’ yapıların önünde yükselir heybetin çoğu kez. 
Çoğu kez de Çinli cücelerin ‘ipeksi riyakârlıklarında’ erir mertliğin; ram olursun ‘sarı’ liralara, ‘beyaz’baldırlara. 
İnsansın nihayetinde; ‘toprak’ kadar ayak altı, ‘bulut’ kadar masalsı demlerin geçer tarihin salaş sayfalarına.
Hani  “Benim”  diye yurt tuttuğun topraklarda ‘göçebe’sayıldığın anlar var ya; yahut ‘senin’diye ayağının altına serilen atlas halılar. 
Bir masaldır; kimi zaman kâbus. 
Tut ki, ‘adını’koymadığın ve ‘tadını’bilmediğin bir diyardasın.
‘Üryan yüreğini’ kaskatı sarmış iğreti otlar; ‘ağulu bakışlar’ dikilmiş karşına, uykuyla uyanıklık arasında. 
Düpedüz çıldırmaktasın!

***

‘Yıldın’, yer yer ‘yıkıldın’etrafına örülen setlerden; ‘ilini’, ‘töreni’darmadağın bildin üstüne gelmelerden.
Bil ki, üstüne gelen ‘eyere ters binen’ ve ‘yelden ürperen’ kof bir gürültüdür. 
Çağlar boyunca binlerce kez geçmedin mi feleğin bu kahpe çemberinden?
Bırak, ‘çelik çomak’ biraz onlarda kalsın; kimi kendini ‘alp’, kimi ‘sultan’ sansın. Bırak sana imrenmesini, seni ‘alt etti’ sansın.
Gün yarın ‘yeniden’ doğar; tan tutuşur ‘kan kızılı’ bir heybetle. 
Bir ‘kaval’ sesi, bir ‘ney’ üflenmesi, ürkek ceylanların üşüştüğü kutlu gözelerin başında diriltecek rüyanı. 
Bekle, sadece bekle. 
‘Sırtından’ atıp ‘elekten’ geçirdiklerinle yarın sana ‘kutlu bir meydan’ kurulur, keserin ve sapın döndüğü noktada ‘hesap’ görülür.
‘Bir avuç dolar’, ‘birkaç taş duvar’ ve yığınla ‘dijital’ kopyalar. 
Ne hazin; ‘dünyaya hükmettik’ sanıyorlar. 
Bir ‘serçenin’ kanadı, bir ‘ipek böceğinin’ kozası, bir ‘merkebin’ nalçası kadar yoklar; olmayacaklar.
Ağızlarıyla kuş tutsalar, sanal dünyalarında ‘varlık’ bile bulamayacaklar.

***

Türk, bu topraklarda beş bin yıldır var, ama de ki  “Türkler hiç olmadılar” , ne çıkar?
O gümbür gümbür tok sesiyle bir Köroğlu, bin yıl daha haykırmaz mı ötelerden:
 “Düşman geldi tabur tabur dizildi.
Alnımıza kara yazı yazıldı.”  
Haydi; ‘Türk’e diş bileyen’ kağıttan cengâver; bir iki kıta da sen söyle; nefesin yetmiyorsa eğer, ‘36 etnik grubun’ ile koro halinde haykırıver. 
Bakalım avazın bir Köroğlu’nun sesi kadar yüksek çıkabilecek mi?
Her gecenin bir sabahı vardır.
Şimdi akşam.

  • Yorumlar 2
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Günün Karikatürü
    Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş