Ulakların rahatı bozuldu

Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Yeniçağ manşetiyle, Sri Lanka Cumhurbaşkanı da Gül’e telefonuyla “Teröre karşı en iyi şey”in ne olduğunu anlattı. İmralı’nın postacı adayları panikte: Biz teröristimizin kellesini değil gönlünü almalıyız


İşgalin, işbirlikçinin, teslimiyetçinin bol olduğu dönemde Atatürk’ün Milli Mücadele’yi örgütlemek üzere Samsun’a vardığı tarih olan 19 Mayıs 1919’un 90. yıldönümünde gazetelerin birinci sayfalarında ağırlıklı olarak şunlar vardı:
Merkez medya: Türkan Saylan’ın poster biçiminde verilen vefat haberi...
Yandaş ve/veya liberal medya: Cumhurbaşkanı’nı ‘şüpheli’ sayan Sincan Ağır Ceza Mahkemesi’ne bombardıman...
Taraf medya: Atatürk büstünü yıkarak gündeme gelen inek...
‘Ne yardan geçerim ne serden’ veya ‘aşağı tükürsem sakal yukarı tükürsem bıyık’ pozisyonundaki kimliği oturmamış medya: “Töre”, namus, dehşet hikayeleri..

Dünyanın her
yerinde aynı

Kimi beğendi, kimi beğenmedi... Kimi anladı, kimi anlamadı... Yeniçağ o gün “Teröre karşı en iyi şey” manşetiyle çıktı.
Ayrılıkçı Tamillerin elebaşısı Velupillai Prabhakaran öldürülmüştü...
Dünyanın neresinde, hangi çağda ve hangi referanslarla
ortaya çıkmış olursa olsun terör kavramsal olarak heryerde
aynıydı. Siyasal hedeflerine ulaşmak için insanları harcayan bu mekanizma, yöntem olarak şiddet eylemlerini kullanıyordu. “Yıldırma, korkutma, sindirme, cana kıyma, yakıp yıkma”ya başvururken karşısındaki kadın mı, erkek mi, genç mi, yaşlı mı, bebek mi, hamile mi, sivil mi, asker mi hiç farketmiyordu. Tek önemsediği eyleminin oluşturacağı psikolojik etkiydi.
Tersten okursak, demek ki terörle mücadele halindeki kuvvetler, ülkeler, toplumlar adına da aynı derecede ‘güdüleyici’ bir psikolojik mücadele verilmeliydi.
Biz o gün, Sri Lanka’da 25 yılda 100 bin sivilin hayatına malolan terörist başının fotoğrafının hemen altına, Türkiye’de 25 yılda 40 bine yakın insanın hayatına mal olan başka bir terörist başının fotoğrafını koyduk.
Ve bir vurgu yaptık: Hiçbir farkları yok!
Bir yanda ülkemizde katledilen bebekler, diğer yanda o küçük ada ülkesinde katledilen çocuklarının başucunda feryad eden bir anne.

 

Propagandanın
aracı medya

Terörle hedeflenen ortama varılabilmesi için ‘propaganda’ şarttı. Ve gerekli bilinirlik ancak medyanın kullanılması, yönlendirilmesi, aracı edilmesi yoluyla sağlanabilirdi.
Örgütlerin emperyalizmin önemli piyonlarından olduklarını kabul edersek medyanın bu aşamadaki tavrını bilinçsizce, herhangi bir ittifaka girişmeden veya küresel stratejinin parçası olmadan belirlediği düşünülemezdi.
Sınırlarımız içerisindeki coğrafyayı betimlerken “PKK bölgesi” ifadesi kullanarak terör örgütüne iktidar alanı yaratarak...
Terörle mücadeleyi, kürtlerle savaş olarak ifade edip, teröristlerle ilgili meşru bir güç algısı oluşturmaya çabalayarak...
Türkiye Cumhuriyeti’nin PKK ile pazarlığa oturması için arabuluculuğa soyunup, devlet ile terör örgütü arasında ‘eşitler arasında ilişki’ dayatarak...
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yürüttüğü vatan savunmasını ‘terörist eylemler’ gibi sunarak...
İnsan hakları, demokrasi gibi kavramlarla oynayıp, her türlü isyan, katliam, ayaklanma, pusuyu hak arama mücadelesi, halkların direnişi gibi yansıtarak...
Üniter devlet yapısının yıpratılması, kurumların otoritelerinin sarsılması, kendi vatandaşları ve uluslararası ilişkide bulunduğu muhataplarınca gücünün sorgulanması ve nihayetinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yalnızlaşmasına katkı sağlayan ulaklarca kuşatılan medya için ‘aykırı’ sayılan bir iş yaptık biz o gün...

 

İyi şeyler
dersi verdi

Ve sadece iki gün sonra Hürriyet, Sri Lanka Cumhurbaşkanı Rajapaksa’nın Cumhurbaşkanı Gül’ü arayarak, ‘Megaloman teröristi nasıl öldürdükleri’ konusunda bilgi verdiğini duyurdu.
Haberde, altı ay önce Sri Lanka Cumhurbaşkanı’nın Türkiye ziyareti sırasında “Her iki ülkeyi de tehdit eden ayrılıkçı terörist faaliyetler”in de gündeme geldiği hatırlatıldı.
O gün “Türkiye ve Sri Lanka’nın terörden çok çekmiş, terörizmin insanlık için oluşturduğu tehdidi ve insanlığa verdiği zararı en iyi bilen iki ülke olduğunu” söyleyen Abdullah Gül, bugün “Kürt açılımı” başlığı altında “iyi şeyler”den, “kaçırılmaması gereken fırsat”tan bahsediyor...
O gün “Sri Lanka’nın terörden mağdur olan bir ülke olarak Türkiye’yi çok iyi anladığını belirterek, “İyi terörist, kötü terörist diye bir kavram yoktur, bütün teröristler kötüdür” diyen Rajapaksa ise, bugün yakaladıkları tarihi fırsatı değerlendirip, ülkesindeki bebeklerin katilini öldürerek, terörü bitirme yolunda yaptığı iyi bir şeyle övünüyor.
Bir süredir gündemden nasıl kaçacağını bilemeyen manşetlerle günü kurtarmaya çalışan Hürriyet bu haberiyle, rötarlı da olsa manşetimizdeki haklılığımızı ortaya koydu koymasına ama aynı gün, dün, Hürriyet, Yeniçağ’ın bir başka iddiasını daha doğruladı.

 

Ulakların hoşuna
gitmeyen ‘şey’ler

Ertuğrul Özkök, sürmanşetten verdikleri haberin ‘yanlış anlaşılmaması’ için, nasıl okunması gerektiğini yazdı. İmralı postacısı olma şansını kaybetmeme arzusu satırlarına telaş olarak yansımıştı.
“Yok” diyordu, “Aman ha”, “Bizim Tamil örneğinden alınacak dersimiz yok”
. “Sri Lankalılar kendi teröristlerini öldürmüş olabilir, ama biz teröristleirmizin gönlünü alacağız... Ölü balık bakışlı bir terörist kellesi koymayacağız halkımızın önüne”...
Neden?
Çünkü biz dersimizi ‘Hasan Cemal’in Kandil notları’ndan çalıştık...
Gün 19 Mayıs 2009’du...
Kimi anladı, kimi anlamadı...
İşgal vardı... Ve terör, işbirlikçi, teslimiyetçi...
İşgal altındaki bir ülkede hiçbir burs yetmezdi gençleri yeterince ‘bağımsız’ kılmaya... Hiçbir karar tek başına başaramazdı, gözlerinin bağı çözülmüş adaleti yansızlaştırmaya... Ve işbirlikçileri kollayan hiçbir tarih anlatımı açamazdı gözlerimizi...
Biz bunları bertaraf edecek “en iyi şey”i gösterdik o gün manşetimizde...
Ve sürmanşette şöyle diyordu Mustafa Kemal de:
Önce işbirlikçileri yendim!

 

++++++

Türkiye Türklerin değil mi?
Birinci aktarma Hürriyet gazetesinden...
“PKK maalesef (veya bazılarınca maalmemnuniye) hem siyasi hem de yenilmezliğini kabul ettirerek bir bakıma askeri cephede de ‘TC’yi yenmiştir...
....Türkiye yorgundur. Suçluluk kompleksi içine itilmiştir.
... Bu şartlar altında ‘ümit veren’ müzakerenin gündemini ‘örgüt’ belirleyecektir. Yandaş ve dindar diye adlandırılan medyadakiler başta olmak üzere liberal yazarlar PKK’nın ileri süreceği şartları makul bulacaktır. Çözüm, yani ‘bölünme’ için gerekli psikolojik ortam oluşursa, müzarekeler sanıldığı kadar uzun sürmeyebilir. ABD ve AB, Türk devlet adamları ‘cesur (!) adımlar’ atabilsin diye hükümeti maddi ve manevi olarak destekleyecektir. CIA taşeronları, türlü çeşitli ‘dinleme-dillendirme-sızdırma’ haberlerle taraflı basını besleyerek kamuoyunu oluşturacaktır.”
İkinci alıntı daha kısa ve Star gazetesinden...
Star gazetesinin patronu eski Maocu, şimdilerde “Recep Tayyip benim idolüm, ben ona âşığım” diyen Ethem Sancak... Gazetenin bir yazarı Hürriyet’in iki yazarına kızmış, köşesinde şöyle diyor:
 “... ikiniz de lejandında ‘Türkiye Türklerindir’ yazan bir gazetede çalışıyorsunuz. Bu ayıpla yaşasanız ne olur, ölseniz ne olur!”
Herkesin bildiği gibi Hürriyet’in başlığının yanında bir Türk bayrağı altında şu tümce yazılıdır:Türkiye Türklerindir
Buluş Sedat Simavi’nindir; vaktiyle biraz da eleştiri konusu olmuştu... Diyorlardı ki:
- Malûmu ilam!.. Yok Türkiye Türklerin olmayacak da kimin olacak?..
Meğer Sedat Simavi haklıymış...
Bugün “Türkiye Türklerindir” demek ayıp sayılıyor...
Peki, Türkiye kimin?..
Birinci alıntıda bu sorunun yanıtı yazılı...
* İlhan Selçuk / Cumhuriyet

 

++++++

Vatana ihanetten de yargılanmaz
Yandaş medya ateş püskürüyor. Efendim; cumhurbaşkanları ancak vatana ihanetten yargılanabilirlermiş...
Eğer Abdullah Gül; cumhurbaşkanı iken vatana ihanet olacak bir suç işlerse de yargılanamaz. Çünkü; artık vatana ihanet diye de bir suç kalmadı. Vatan hainlerinin ödüllendirildiği bir Türkiye’de yaşıyoruz.
Kendi adamları hesap vermek konumuna gelince koro halinde bağırıyorlar.  Ya şu Ergenekon soruşturmasında ne yapıyor bu Bremen Mızıkacıları? Gazetelerinde, daha iddianameye girmemiş iddiaları çarşaf çarşaf yayınlamıyorlar mı? Hazırlık soruşturmasını mahkumiyet gibi göstermiyorlar mı?  AKP hakkında kapatma davası açan Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’ya yapılan o toplu hücumları da hatırlayın...  İkide bir ‘Yargıya güvenelim; adaleti rahat bırakalım!’ diyenler; iş kendi adamlarına gelince neden böyle bağırıyorlar?
Beytülmal’den bir kuruşu yiyenlerin öbür dünyada cehenneme gideceğini hatırlatmak istiyorum. Bu işi dünyada siyasi güç ve dokunulmazlık zırhı altında mazur gösterebilir veya paçanızı kurtarabilirsiniz. Ya Ulu Divan’da vereceğiniz hesap ne olacak? Orada da yandaş medya mı koruyacak sizi?
*  Rıza Zelyurt / Güneş


++++++

Tarihi uyum
Milleti uyutun!

AKP’lilerin sayın cumhurbaşkanı yaptığı şüpheli Abdullah Gül, 10 yıldır devletin mahfillerinde dolaşırmış da böyle uyum görmemiş. Evet, memlekette bugüne kadar görülmemiş uyum var... Hasan Cemal var... İlter Türkmen var... Amerika’nın desteği var... Irak’ın isteği var. Haydi, o zaman! Büyük bir uyumla torbadan çıkartılarak yakalanmış şu tarihi fırsatı yine uyum içinde değerlendiriverin artık!
Utanmayın... Mahcup durmayın...
Baklayı çıkarın ağzınızdan!
Ayrılıkçı terör örgütünü siyasal partiye dönüştürün; teröristleri siyasetçiye çevirin.                          
* Deniz Som / Cumhuriyet


++++++


Dillerinin altında nasıl bu kadar çok bakla büyütebildiler, baklanın yetişmesi için bol gübreli ortam gerekmiyor mu?

Klavuzu karga olanın
Yenişafak’ın çift kimlikli yazarı dün köşesinden akıl verdi:
“Cumhurbaşkanı konuyu mümkün olduğu kadar uzatsın ve sonunda kendisini halkın oylarıyla Çankaya Köşkü’ne yeniden döndürecek süreci başlatsın...”
Radikal’in primatı da iktidara arayıp da bulamadığı yolu gösterdi:
“Cumhurbaşkanlarına da milletvekillerine
tanınan cinsten bir cezai dokunulmazlık sağlamak istiyorsak, yapılması gereken Anayasa’yı
değiştirmektir.”            

 

++++++

MİNİ YORUM
Otomatik pilot etkisi mi?
Çiçeği burnunda Milli Eğitim Bakanımız ne zaman “Bu konuda bir projeye başlıyoruz” dese, hemen düzeltme ihtiyacı duyuyor: “Yani varolan projeleri sürdürüyoruz”. Kabinedeki en stratejik koltuklardan birine oturması toplumun genelinde “umut”la karşılanan Nimet Çubukçu’nun, “Ne mutlu Türk’üm diyene” ile biten öğrenci andını tartışmaya açması da “Varolan herhangi bir projenin devamı” mıdır? “Türklük bilincini dağdan taştan silmek yetmez, zihinlerde yeşermesini de önlemeli” tavrını da otomatik pilot mu geliştirdi?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş