Ülkenin "kader"ini kim belirleyecek?..

A+A-
Mehmet FARAÇ

"Her şerde bir hayır vardır" sözünü seven biri olsam da, herhangi biri, sıradan bir olayın sonucuyla ilgili "kader işte" diye yorum yapıyorsa, aklıma hemen o ünlü arabesk şarkının son sözleri de geliyor; "Kader diyemezsin, sen kendin ettin!.."

İşte Türkiye son yıllarda terör olaylarından sosyal yaşama, siyaset baskısından devlet yönetimine, gericilik-bölücülük çıkmazından laik rejimle ilgili sıkıntılara kadar çok vahim olaylar yaşarken bile, tartışmaların odağına ne yazık ki "kader" söylemi oturuveriyor...

Velhasıl "kadercilik" anlayışının toplumu neredeyse teslim aldığı, çok tuhaf ve çok şaşırtıcı bir dönemde yaşıyoruz...

Sosyal yaşamdan insan ilişkilerine, ekonomik gelişmelerden spor karşılaşmalarının sonuçlarına, üniversite sınavının gidişatından siyasetin hakimiyetine ve selden depreme kadar neredeyse her şey "kader"le ilişkilendiriliyor bu ülkede?..

Oysa yaşamın gidişatına teslim olurken; beklenmedik, şaşırtıcı, şok edici ve hayal kırıklığı yaşatan kahredici sonuçlar çoğu zaman üzüyor insanları... İşte o zaman da şu çok önemli soru öne çıkıyor;

"İnsanlar kadere sığınarak kendilerini mi rehabilite ediyor, hatalarını mı örtbas ediyor, yoksa başkalarının dayattıklarına mı teslim oluyor?.."

Bu konu, hem de bu ülkede eminim çok tartışılır ve üzerine de elbette çok tez yazılır... Hiç kuşkusuz bu ülkede, psikologlara ve sosyologlara her konuda olduğu gibi, kadercilik anlayışının araştırılması konusunda da çok iş düşüyor...

Ancak toplumun önemli bir kesimi kendi yaşamları içinde her olaya "kader" ya da "alın yazısı" olarak bakmaya devam etse de, bazı kitleler de yaşadıkları büyük buhranların ardından oluşturdukları enerjiyle olaylara yön vermeyi de başarabiliyorlar...

İşte o zaman Türkiye her açıdan güzel, umut veren, enerji dolu ve mücadeleci bir ülke oluveriyor...

ata-10cm-en.jpg

***

Cumhuriyete sahip çıkın...

Yukarıdaki saptamalara bakarak şu soruyu sormak lazım;

"Türkiye'nin 16 yıldır AKP'nin baskıcı politikaları altında ezilmesi, yolsuzluk-rüşvet rezaletleri, TOKİ'nin durmayan doğa katliamları, takiye siyaseti, özelleştirme yağmaları ve topluma kaos yaşatan (terörden taciz-tecavüze kadar) diğer binlerce sıra dışı olay "kader"den mi kaynaklandı?.."

Hiç kuşku yok; tüm bunlar "kader"se, o zaman toplum kendi üzerindeki ölü toprağını mı atmış oluyor şimdilerde?..

Baksanıza, son 40 yılda görülmeyen, duyulmayan, beklenmeyen, öngörülemeyen, şaşırtıcı ve hatta şok edici olaylar da yaşanıyor bu ülkede...

Üzerindeki ölü toprağını uzun süre atamayan, eli kolu bağlanmışçasına ve adeta dili tutulmuşçasına, son 16 yıldır AKP karşısında "seçenek" yaratamayan, her seçimde "hezimet" yaşarken hiç bir şey olmamış gibi davranan, üstelik yenilmeye bir türlü doymayan muhalefet nihayet kendine gelmeye başladı...

Muhalif siyaset; ittifak, strateji, söylem, hareket, gidişat, güzergah ve eylem konusunda yeni düşünceler üretmeyi becerince, kadrolarını harekete geçirince ve enerjisini büyütünce, Türkiye "taban"dan tavana kadar güzel bir ülke olmaya başlıyor işte... Cumhuriyetin değeri daha da iyi anlaşılıyor...

Çünkü siyasetin atağıyla birlikte topluma da yıllar sonra cesaret geliyor, umut enjekte edilen kitleler de üzerlerindeki durgunluğu, miskinliği ve umutsuzluğu bir çırpıda atıveriyor...

Ve tüm bunlar yeni bir siyasal ortam ve sıcacık bir gündem yaratınca, halk cesaretle, istekle, umutla ve sevinçle sokaklara iniyor, toplum tüm katmanlarıyla harekete geçiyor, insanlar propagandaya katılıyor, çevresini uyarıyor ve en önemlisi de gelecekten kaygı duyanlar evlerinde oturmayarak meydanları dolduruyor, tepkisini büyüterek muhalefete de direnç kazandırıyor...

sakik-10cm-en.jpg

***

Gericiyi-bölücüyü unutmayın!..

Sözü fazla da uzatmaya gerek yoktur... Son 16 yılda ülkenin içinde bulunduğu derin ve sarsıcı buhran, nihayet muhalefet ve halkın ortak duyarlılığıyla ciddi bir direnişle karşılaşmaya başlamışsa, öne çıkacak yaşamsal soru da bellidir;

"Türkiye, 12 Eylül 1980'den sonra toplumun, insanlığın, bireyin, yaşamın ve en önemlisi de geleceğin "kader"ini mi değiştiriyor artık?.."

Muhalefetin devinimi, kitlelerin iyice artan umudu ve nihayet görünen "değişim" sinyaline ister "kader" deyin, ister başka bir şey ama tek gerçek var ki, 24 Haziran'a giden yolda vahim zikzaklar-çöküşler olmazsa, Türkiye'nin gidişatında çok önemli değişiklikler olacak...

Yani; kendine gelen, harekete geçen, ittifakla şekillenen direnç ve enerji büyümeye devam ederse ve beklenen sonuca giderse, toplumun "gelecek endişesi" de önemli oranda ortadan kalkmış olacak...

İşte bu yüzden bir kez daha, altını çize çize uyarmaya devam edelim; 24 Haziran Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan sonra en önemli ve en yaşamsal dönemeçtir...

Kimsenin siyasal gafleti, ihaneti, boş vermişliği, ilgisizliği duyarsızlığı ve tüm bunlardan oluşacak olası bir hezimeti "kader" diye yorumlama düşüncesi bile olmamalıdır...

Hiç kuşku yok; çocukların yetişmesinde, eğitilmesinde, sosyal yaşamın şekillenmesinde rol alan irade ve güç insanın nasıl elindeyse, geleceği çizmekte de toplumun elindedir kurtuluş pusulası...

Bu ülkeye yıllar boyu kahır ve çile çektirenleri, gerici bağnazların Atatürk'e, cumhuriyete ve laikliğe saldırılarını unutmadan hareket ediniz...

Ve de Güneydoğu'dan sonra Batı kentlerine de terör kaosuyla korku yaşatan bölücülüğün kılıktan kılığa girmesini göz ardı etmeden, geleceği şekillendirmekte iplerin elinizde olduğunu unutmadan çevrenizi örgütleyiniz...

O halde yazının başlığındaki soruya gelelim ve yanıt verelim; 

Konu sandık-seçmen ve iradeyse, her şeyin ne yazık ki "kader"e bağlandığı bu ülkenin kaderini değiştirmek de sizin ellerinizde... Haydi rastgele...

  • Yorumlar 1
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları