Ülkeyi bölmek için elinizden geleni yapıyorsunuz

Ülkeyi bölmek için elinizden geleni yapıyorsunuz

...Kimi alkışlıyor, kimi tepki gösteriyor.

Peki...

Cumhuriyet'e yapılan operasyon hukuka uygun mu?

Zorlanırsa ilgili bir iddia; ve bir ceza maddesi bulunur kuşkusuz! Odatv'yi kumpasla hapse koyan da bir kanun maddesi değil miydi?

Asıl soru şu: Cumhuriyet gazetesi operasyonu adalete uygun mu?

Hayır!.. Bin kez hayır!

Türkiye çok tehlikeli bir uçuruma savruluyor; tüm renkler tek bir renge dönüştürülmek isteniyor. Biliyoruz... Görüyoruz ki... Hukuku/kanunu, ahlaki adalet bağından koparan da işte bu siyasi dayatmadır.

 (...) Can Dündar'a kurşun sıkanı tahliye edin. Sonra... Can Dündar hakkında arama-yakalama kararı çıkarın! Ardından deyin ki: "CHP'li Tezcan'a niye kurşun sıkıldı?"

Ülkenin dört yanındaki şöhret budalası ruh hastaları, bu "hukuk anlayışını"/adaletsizliği görmüyor mu sanıyorsunuz?

Bu hukuk anlayışı yüzünden; bugün iktidarın kültürel dayatmasına uygun davranmayanlar ve muhalif tüm politikacılar-gazeteciler mermi tehdidi altındadır.

(...) Ortaklaşa gülmeyi ve ağlamayı kaybettik artık. Oysa... "Toplumsal uzlaşmadan" anladığımız buydu.

(...) Mahalleri koparmak/ülkeyi bölmek için elinizden geleni yapıyorsunuz. Ne acı ki... Bunca yanılgınıza rağmen hâlâ haklı olduğunuzda inat ediyorsunuz!

Soner Yalçın Sözcü

***

Madendeki kanarya susunca...

------

Kanaryanın görevi ölmekmiş...

Hassas vücudu madendeki zehirli gaz birikiminin bir belirtisi olarak devrilince, madenciler tehlikeyi anlayıp kaçacak zamanı bulurmuş... Kanarya susarak, canını vererek tehlikeyi önceden haykırmış olurmuş...

Aydınlar toplum için madendeki kanarya gibi yaşar ve üretir. Sesleri duyulmaz olursa arkadan felaket geliyor demektir...

Kanat Atkaya Hürriyet

***

Tahminimizin çok ötesinde bir plan

------

O akşam İlhan Selçuk'un canı sıkkındı...

Tam karşıma oturmuştu, "Bu büyük bir oyun, bildiğimin çok ötesinde bir büyük plan... Burada hedef biz, sen, ben, o, bu değil... Hedef cumhuriyettir... Yıkmaya karar verdiler..." diyordu.

O sırada yan masaya bir deri kasketli adam gelip oturdu...

Elinde kocaman paketimsi bir şeyi bizden yana yere bıraktı...

Restoranda bütün masalar boştu, yakın oturmasını biz umursamadık...

Ama İlhan Selçuk aniden sözlerini kesti... Göz ucu ile adamı işaret ederek "kulak" dedi...

Anlamadık...

Emin Çölaşan, Mustafa Balbay ve ben vardık... Her darbede işkencelerden geçmiş İlhan Selçuk gibi deneyimli değildik, onun gibi usturuplu bakamadık... Hep birlikte gövdelerimizle adama dönüp öyle bir baktık ki... Adam rahatsız oldu, paketini alıp gitti...

"Kulak" -yani dinleme elemanı- ortam dinlemesi yapıyordu, sonradan ortaya çıktı...

Ergenekon süreciydi, şimdi "FETÖ'cü" dedikleri Cumhuriyet Gazetesi'ni hedef almıştı FETÖ... Çok geçmeden FETÖ, İlhan Selçuk'u tutukladı, hastaydı, yüreğine inmişti, tedavisi aksadı ve gözü arkada kaldı giderken...

(...)

 "Tahminimizin çok ötesinde büyük bir plan bu" demişti İlhan Selçuk... Hedef basın özgürlüğü falan filan değil hedef laik cumhuriyet rejimidir...

*

Anlıyoruz aslında...

 Anlayamadığımız: Cumhuriyet Gazetesi'ni; hem cumhuriyetçi, hem PKK'lı, hem Ergenekon'cu, hem FETÖ'cü nasıl yaptıkları...

Bekir Coşkun Sözcü

***

Gittiğimiz yer Orta Doğu rejimlerinin olduğu yerdir.

Mehmet Y. Yılmaz Hürriyet

***

Hukukilikten uzaklaşılmamalı

-----

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümlerinde de işlendiği gibi yargının üstün konumunu kullanarak ifade ve basın özgürlüğünü bu şekilde sınırlaması Türkiye'ye önemli sorunlar ve mahkûmiyetler getirecek niteliktedir.

PKK/KCK ve FETÖ ile mücadele Olağanüstü Hal koşullarında dahi hukukilikten uzaklaşmamalıdır.

Fikret Bila Hürriyet

***

İlaç gibi

-------

Cumhuriyet gazetesine yönelik operasyon, FETÖ'cülere ilaç gibi geldi. FETÖ'cüler, dünden itibaren "DARBE BAHANE, MUHALİF SUSTURMA ŞAHANE" sloganını, çok daha özgüvenli ve çok daha güçlü bir şekilde atmaya başladılar.

Benim merak ettiğim husus ise şu: Bu muhteşem kıyak için FETÖ'cüler kime teşekkür etmeliler acaba?

Ahmet Hakan Hürriyet

***

Adaleti aratmayın

------

Cumhuriyet Bayramı'nda demokrasiden, Cumhuriyet'in getirdiği ayrıcalıklardan söz ederken iki gün sonra Cumhuriyet gazetesine operasyon yapıldı.

(...)

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın operasyon için gösterdiği "PKK/KCK ve FETÖ terör örgütlerine üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek" gerekçesi ikna edici değildir.

Bu tür gerekçeler ve tutuklamalar Balyoz-Ergenekon sürecindeki haksızlık ve hukuksuzlukları hatırlatmaya başlamıştır.

FETÖ darbe girişimi, gerçekten bu örgütle ilişkisi olduğu ortada olan, onu öven, destekleyenler yerine muhalif kişilere ve medyaya yönelik operasyonlara yol açarsa demokrasiden söz edilemez.

Yargının "adaleti aratmamasına" özen göstermek şarttır.

Güngör Mengi Vatan

***

Ne istiyorsunuz bu gazeteden?

-----

Bunu çok kişiye, içimizdekiler dahil, çok siyasiye söyledim. Evet ne istiyorsunuz? Bir tarihsel kimliği bırakın yaşasın, kendi evrimsel çizgisinde ilerlesin. Kendi sorunlarını kendi halletsin. Cumhuriyet, genel bir politikanın kurbanı olmakla karşı karşıyadır. Cumhuriyet tarihini bir "reklam arası" görüyorlar. "Son 100 yıl bir parantezdir, kapatılması gereken bir parantez..." diyorlar.

Cumhuriyet gazetesi, bu "parantez"in asli unsurlarından biridir. Saldırı, bir bütünün parçasıdır. Aslında bilmeleri gereken, ne 93 yıllık bir süre parantezdir ne de Cumhuriyet gazetesi...

Orhan Bursalı Cumhuriyet

***

Gözaltına alınmanın kıyısında yazar olmak

----------

75 yaşına geldiğinde, daha 19 yaşında üniversite birinci sınıf öğrencisiyken, demokrasiyi askıya alan DP iktidarının polisi tarafından, fakültesinde üzerine ateş açılan çilekeş bir akademisyen-yazar...

Gazetesine operasyon yapıldığını, yöneticilerin, yazarların gözaltına alındığını duyunca ne yapar?

***

Gözaltına alınacağı ihtimalini düşünerek hazırlanır:

Hemen aceleyle, her sabah almak zorunda olduğu ilaçlarını içer...

Duşunu yapar...

Giyinir....

Gözaltına alınırsa, yanında götürmesi gereken ilaçlarını toparlar...

Ve bilgisayarının başına oturur, o günkü yazısını düşünmeye başlar.

Aslında sonucu belirsiz ve ne işe yaradığı da pek bilinmeyen bir çabadır bu:

Yazıyı bitirebilecek midir?

Bitirebilirse gazeteye yollayabilecek midir?

Yazı gazeteye ulaşsa, Cumhuriyet yarın sabah çıkabilecek midir?

Yarın gazete çıksa, yazı da yayımlansa Türkiye'de ne değişecektir; 40 yılı aşkın yazı yaşamında yazdığı kitaplar, makaleler, köşe yazıları ne işe yaramıştır?

Ama sonra silkinir ve kendi kendine mırıldanır:

"Ben yazılarımı, bütün yaşamımla bile bu dünyada hiçbir şeyi etkileyemeyeceğimi bilerek umutsuzca, ama tek bir makale ile tüm dünyayı değiştirebilecekmiş gibi bir sorumlulukla yazıyorum." (Demokrasi ve Laiklik, s.87)

***

Bu yazıyı yazarken, bir an, "Deja vu" denilen "Ben bunu yaşamıştım" hissine kapıldım:

28-29 Nisan 1960, 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 24 Ocak 1993, 2 Temmuz 1993, 21 Ekim 1999 ve daha nice unutulmaz uğursuz günler, böyle olayları toplumcak yaşadığımız ve benim iliklerime kadar etkilendiğim tarihlerdi.

Derken, 31 Ekim 2016 sabahı, 21 Mart 2008 tarihinde, Cumhuriyet Gazetesi'nin Vakıf Yönetim Kurulu Başkanı ve İmtiyaz Sahibi, sevgili dostum İlhan Selçuk'un Silivri davaları dolayısıyla evinden gözaltına alındığı gün hissettiklerimi aynıyla yaşadığımı fark ettim:

 (...)

Hayır; bu, demokrasi filan değil...

Bu, FETÖ veya PKK terör örgütleriyle mücadele filan da değil...

Bu, yıllardır yazdığım, vurguladığım, toplumu uyarmaya çalıştığım gibi, resmen demokrasiye yapılan sivil bir darbenin ta kendisi!

Emre Kongar Cumhuriyet

  • Yorumlar 1
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Günün Karikatürü
    Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş