Ülkücü ile vatan haini arasındaki fark nedir?

İsrafil K.KUMBASAR

MHP’deki işgal yönetimine karşı yönelttiğimiz eleştiriler, ihanetlere gözü kapalı alkış tutan vatan hainlerini bir hayli rahatsız etti.
27 Şubat 2009 tarihinde aleme aldığımız “İhanet cezasız kalamaz” başlıklı yazının ardından arayan bazı okurlarımız soruyor:
- “İsrafil kardeşim, vatan hainleri ile kimleri kastediyorsun? Biraz açabilir misin?”
İzah etmeye çalışalım.
‘Ülkücü’, bir ‘dava’ adamıdır.
Ülkesinde olup biten bütün hadiselere kendi ‘şahsi çıkarları’ ve ‘ikbal beklentileri’ ile değil, ‘davasının’ gözlüğü ile bakar.
Başarılı olması için yıllarca emek verip, alın teri döktüğü kurumlarının ‘emin’ ve ‘ehil’ ellerde olup olmadığını, ‘ideolojik’ temelleri ekseninde ‘tutarlı’ bir çizgide hareket edip etmediğini denetler.
Kendisini temsilen hareket edenlerin, bütün icraatlarını araştırır, sorgular, eleştirir.
‘Vatan haini’ ise, her olayı “Acaba ben ne olacağım?” mantığı ile değerlendirmeye çalışır.
Araştırmak, soruşturmak, kafa patlatmak yerine, gözlerini kapayıp otoriteye ‘körü körüne’ itaat etmeyi tercih eder.
‘İlkelere’ değil, aslında o ilkelerin bir aracı olan ‘sembollere’ takılıp kalır.

* * *

Türkiye’nin egemenlik haklarını Avrupa Birliği’ne teslim eden ‘Ulusal Program’a imza atılıp, ‘AB Uyum Yasaları’, ‘Tahkim Sözleşmesi’, ‘Endüstri Bölgeleri Yasası’, ‘İkiz Yasalar’ ve ‘15 günde 15 yasa’ Meclis’ten geçirildiğinde, ülkücü “Size bunun için mi oy verdik?” diye isyan eder, vatan haini ise “Nasıl olsa iktidara geldiğimizde değiştiririz?” diye geviş getirir.
‘Türk milliyetçiliği’nin tanımı değiştirildiğinde, Türk milleti ‘Anayasal vatandaşlık’ ile izah edildiğinde, ‘Türk kurultaylarına’ son verildiğinde, ‘Erciyes Kurultayı’ iptal edildiğinde, ‘3 Mayıs Türkçüler Bayramı’nın bile ismi değiştirildiğinde ülkücü “Bütün bu tavizlerin anlamı nedir?” diye yapışacak yaka arar, vatan haini ise “Aşırılıklardan kurtuluyoruz” diye bayram eder.
 “Kanımız aksa da zafer İslam’ın”, “Ya Allah bismillah Allahü ekber”, “Rehber Kur’an, hedef Turan’ sloganları yasaklanıp rota ‘merkeze’ çevrildiğinde, ülkücü “Türk-İslam Ülküsü” “Dokuz Işık Doktrini” diye tutturur, vatan haini ise “Daha çok oy alacağız” diye tatlı hayaller kurar.
Kendisini peşinen “Eli kanlı katiller” olarak ilan eden bir zihniyet ile koalisyon ortaklığı kurulduğunda, ülkücü “Eyvah, birileri bizi tuzağı mı çekiyor?” diye dövünüp durur, vatan haini ise “Oh be, ehlileşiyoruz, normalleşiyoruz, uzlaşıyoruz” diye zil takıp gerdan kırar.
‘Türk’süz bir Türkiye’ yaratmayı planlayan AB için her fırsatta “AB süreci bir devlet politikasıdır. Onurumuzla gireceğiz” diye gevelendiğinde, ülkücü “Teslimiyetin onuru mu olur?” diye ortalığı titretir, vatan haini ise “Kıvırmakta bazen fayda vardır” diye soteye yatar.
Amerikan Büyükelçisi, “Sizinle daha uzun süre çalışacağız” diye genel başkanın sırtını sıvazladığında, ülkücü “Ne demek istiyor bu adam, ne çalışması?” diye biraz kafa patlatır, vatan haini ise “Diğer partilere de gidiyor, ne var bunda?” diye kendi kendini avutur.
Apo’nun idam dosyasının tam 3.5 yıl süre boyunca Başbakanlık’ta bekletilmesine göz yumulup, ‘idam cezasının’ kaldırılması ‘hükümeti bozma’ gerekçesi yapılmadığında, ülkücü “Neler oluyor?” diye kazan kaldırır, vatan haini ise “Bekleyip görelim” pozisyonu alır.
DTP Genel Başkanı Ahmet Türk’ün eli sıkılıp, Apo’nun avukatının “Gel Hasip, Birinci Meclis’in renklerini tamamlayalım” diye sırtı sıvazlandığında, ülkücü “Bunları meşrulaştırmak size mi düştü?” diye kalayı basar, vatan haini ise “İşte devlet adamlığı” diye kuyruk sallar.
‘İlim’ ve ‘irfan’ yuvası olması gereken Ülkü Ocakları’nın içi boşaltılıp, gençlik ‘bilgisayarların’ başına hapsedildiğinde, ülkücü “Meydanlar hainlere mi bırakılıyor?” diye feryat eder, vatan haini ise “Ülke huzura kavuşuyor” diye alkış tutar.

* * *

Dr. Devlet Bahçeli, Mersin’de düzenlenen mitingde aynen şöyle diyordu:
- “Sayın Başbakan bizim meydanlara inemediğimizi, vatandaşlardan kaçtığımızı söyleyip durdu. Doğrudur, bu meydan yarışında onlara göre geriden başladık. Ancak bizim emrimizde devletin uçakları, helikopterleri yok.”
Ülkücü, bu ucuz ve bayağı bahanenin üzerine hemen gözü kapalı bir ahmak gibi atlamaz.
Ülkücü, önce “Miting düzenlemek için illa da ‘uçağa’ veya ‘helikoptere’ gerek var mı?” diye düşünür, ardından, “Bir zamanlar Anadolu’nun çamurlu yollarına düşüp bir güne 4 miting sığdıran rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeş ve dava arkadaşlarının uçağı mı, yoksa helikopteri mi vardı?” diye isyan sancağını kaldırır.
Ülkücü, “Verdiğimiz oyların karşılığı olarak her yıl Hazine’den alınan trilyonlar nereye gidiyor?” sorusunun cevabını aramaya başlar.
Vatan haini ise, ‘içi boşaltılan’ sembollere teslim olmanın mutluluğu içerisinde, göbeğini kaşıyıp, aynen şöyle mırıldanmaya başlar:
- “MHP iktidara geldiğinde, inşallah genel başkanımız da devletin uçaklarına ve helikopterlerine binip mitinglere gidecek.”

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş