Ülkücü sabır ve toplum vicdanı

Kürşad ZORLU

İnegöl ve Dörtyol’daki olaylara bakıldığında meydana gelen sürecin basit bir terör algısı ile yorumlanması meselenin teşhis ve tedavi boyutunda eksiklikler meydana getirebilir. Çünkü bu tür kitlesel patlamaların belirli bir düzeye ulaşabilmesi için öncelikle olaylardaki kitleyi oluşturan bireylerin doğal bir değişim ve travmayla karşılaşması beklenir. Türk-Kürt çatışması ya da karşıtlığı şeklinde görülen bu olayların esasında bütünsel olarak yanlışlığı gözler önünde duran çarpık bir yaşama biçiminin toplum vicdanına empoze edilmesiyle ilintilenmesi gerekir. Hiç kuşkusuz Türkiye’nin her yerinde, zaman ve mekan sınırı tanımaksızın birbirine saygısı ve tahammülü olmayan, ahlaki ve etik sorumluluğun dışına çıkmış, ötekileştirme süreçleriyle örülmüş bireylerin varlığı hepimizce malumdur. Kimse kimseyi kandırmasın, son dönemde toplum vicdanı pek çok meselede ciddi hasarlar görmüştür. Hepimizin bundan etkilendiği de aşikardır.
Gelir adaletsizliği ve ekonomik krizin büyük kesimlerde meydana getirdiği sosyo-psikolojik etkiler toplumu dönüştürmüş ve kimliğinden oldukça uzaklaştırmıştır. Bugün itibariyle bu ülkede asayiş ve güvenlik probleminin olduğunu söylemek için kâhin olmaya gerek yoktur. Her şey gözler önünde cereyan etmektedir. İnsanlar dinlenme korkusu altında birbirinden kuşku duyarken, en modern semtlerde dahi belli bir saatten sonra dışarıda bulunmak tehlikeli görülür hale gelmiştir. Suç ve ceza sistemindeki dengesizlik, adeta suçluyu avantajlı kılan hükümler ve hak arama hürriyetinin bir korku imparatorluğuna yenik düşmesi göz ardı edilecek bir durum değildir. Üstelik bir zamanlar ülke insanının en çok güvendiği kuruluşlar arasında yer alan “Ordu” ve  “Yargı” nın üzerinde gezen kara bulutlar toplumun algı dünyasında da bir kara delik açmıştır. Bütün bunların açıkça bir toplumsal travmanın işaretleri olduğu ileri sürülebilir.
Diğer yandan bu sürecin kaynama noktasını, “demokratik açılım” ın içinin boş olduğunun anlaşılması ve sözde muhatapların ortaya koyduğu samimiyetsiz tavır ve uygulamalarda aramak gerekir. Habur’da yaşananlardan bu yana toplumun büyük bir kesiminde “demokratik açılıma” olan güven kaybolmuştur. Ne acıdır ki insanların günlük yaşamları sırasında “Türk ve Kürt” şeklinde ayrışması gerçekleşmiş ve zaten büyük yaralar oluşmuş toplum vicdanına dinamit bırakılmıştır. İçişleri Bakanı Beşir Atalay “Yaşanan olaylarda siyasi ve ideolojik bir yönlendirme olmadığını, olayın organize değil spontane geliştiğini” söylediğinde aslında toplumdaki bu doğal dönüşüm ve tehlikeyi de farkında olmadan ortaya koymuştur.
Kuşku yok ki Ülkücü hareket bütünsel olarak büyük bir sabır ve soğukkanlılık imtihanından geçmektedir. Bugüne kadar bu hususta başarılı olunmuş ve “Ülkücü sabır”  daha büyük olayların gerçekleşmesini engellemiştir. Ancak ülkemizdeki bu kaotik durumun ve son olayların özellikle birileri tarafından “referandumun en kilit oy pastası” olarak görülen “Ülkücü harekete” havale edilme girişimi, gerçekten büyük bir haksızlık ve yanıltmacadır. İnanın aslında ülkücülerin sabrı ve soğukkanlılığı, toplum vicdanını her şeye rağmen ayakta tutan en önemli güçtür. O halde ülkücüler üzerinden meseleyi çarpıtmak yerine, ülke sathına yayılan bu büyük travmayı durdurmayı deneseniz gerçekten memlekete ciddi bir hizmet yapmış olursunuz.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş